Karun da evet diyememişti
Hayatımız kendimizi bildiğimiz, irade sahibi olduğumuz günden itibaren, neye evet, neye hayır diyeceğimizi, neyi yapıp, neyi yapmayacağımızı, her kavşakta ne tarafa döneceğimizin kararını vermekle ve bunların toplamından hasıl olacak, artılar ve eksiler ile doludur.
Tercihlerimizdeki doğrular ne kadar çoksa, Allah katında da, insanlar arasında da itibarımız o derecedir. Yanlışlarımızın ve hatalarımızın toplamı ne kadar çoksa, insanlar arasındaki itibarsızlık ve Allah yanında da günahkar olmamız da, o derece ile ölçülür.
Hucurat Suresi 13: Allah yanında sizin en değerliniz, ona saygı, itaat ve imanda en ileri olanınızdır. Muhakkak ki Allah, her halinizi, her yaptığınızı hakkıyla görendir, her şeyden hakkıyla haberdar olandır.
Bu ayeti kerimede vurgu yapılan şey, soy, sop, ırk, milliyetçilik, üstünlüğü değil, yapılan işlerin ortalamasının çokluğu, artı ve eksilerin toplamı ile insanoğlunun derecesinin ölçüleceği hususudur.
Hz. Musa’ya Tur Dağında Peygamberlik görevi Allah tarafından verildiği zaman, Hz. Musa, Yarabbi bu güzel kutlu ve mübarek görevi yaparken, bana kardeşim Harun’u da yardımcı eyle, onun lisanı kuvvetlidir, bu ağır görevin altında ona da Peygamberlik görevini ihsan eyle dedi.
İşte Hz. Musa’nın kendi nefsine kardeşini de tercih edip, onu da bu işe ortak etmesi için Allah (CC)’a yalvarması, Hz. Musa’nın Peygamberliğe layık olan bu cevherinin olduğunun açık bir delilidir.
Aynı zamanda Karun da, Hz. Musa’nın amcasının oğludur. İkisi de Musa’ya inanan Müslümanlardır. Hz. Musa’nın öğretilerine ve Allah’ın emirlerine iman etmişlerdir. Fakat imanda devamlı olmak, kararlı olmak ve istikameti koruyabilmek, iman etmek kadar önemlidir.
Harun ile Karun, Hz. Musa ile belli bir yere kadar yanında olmuş, ibadet ve taatlarını, namazlarını ve oruçlarını eksiksiz yapmışlardı. Karun ailesi için çok fakir olduğundan dolayı, Hz. Musa’dan dua istemiş ve duanın bereketi ile bir müddet sonra bir hayli zengin olmuş. Serveti gittikçe artmış, altından köşkler ve saraylar yaptıracak kadar hazinelere sahip olmuş.
İşlerinin çokluğu ve hırsla çalışırken, Hz. Musa’dan ve ibadetlerinden yavaş yavaş uzaklaşmıştı. Bu esnada gelen zekat ayetlerinden habersiz olduğu için, Hz. Musa’nın yollamış olduğu zekat memurlarının, teklifini kabul etmemiş ve Hz. Musa’ya bunun ne olduğunu sormaya gitmişti.
Yollarda takılmış ve yanlış bir kararla, evet diyememiş ve zekat hususunda hayır demiş ve yoldan çıkmış, imtihanı kaybetmiştir. Kur’an-ı Kerim›de anlatıldığına göre, hazinelerinin anahtarları 100 devenin taşıyacağı kadar, mal, mülk sahibi olmuş, fakat zekat ayetleri gelip de kendisinden servetinden bir kısım vermesi istendiğinde, burada evet diyememiş ve yollarda kalmıştır.
Bu işten kurtulmak için ikna ettiği ve parayla kiraladığı bir kadına, Hz. Musa’ya iftira etmek üzere, halkın önünde Hz. Musa ile tartışmaya girmiş ve Hz. Musa’ya “zinanın hükmü nedir” diye sormuş. Hz. Musa da demiş ki, evli birisi ise taşlanır; ya Musa bu sen de olsan öyle midir, evet ben de olsam taşlanırım, bu hüküm herkese geçerlidir der.
O zaman şu kadın seninle zina ettiğini söylüyor, işte çağırın itiraf etsin deyince, kadın ortaya çıkmış ve hamile olan kadın, Musa’dan hamile olduğunu söylemek üzere çağrılınca, Hz. Musa Tevrat üzerine yemin et, eğer böyle bir şey olduysa diye ona sorduğunda, Allah’ın Peygamberinin karşısında eriyen kadın, titreyerek vallahi ben Allah’ın Peygamberine iftira edemem, Allah’tan korkarım, Karun bana çok para vererek kandırdı, Hz. Musa’ya iftira etmemi benden istedi deyince, Hz. Musa; Allah’ım bu iftiracı kulunu yerin dibine batır demiş ve halkın gözünün önünde mucize olarak Karun yavaş yavaş toprağa gömülmeye başlamış.
Daha sonra Karun’un bu ibret veren hali, malının, mülkünün onu kurtaramaması ve perişan olması, ona imrenenlere açık bir öğüt olmuş.
Aradan geçen zaman içerisinde Karun’un geride kalan serveti, yine dedikodulara sebep olmuş, bedduası ile yerin dibine batıran Musa, onun mallarına sahip çıkmak ve onun saltanatını elinden almak için mi bunu yaptı, beddua etti dedikoduları duyulunca, Hz. Musa Yarabbi onun altından yapmış olduğu sarayını da yerin dibine geçir, sarayı da aynen Karun gibi toprağa gömülmüş gitmiş.
Şimdi İçinde bulunduğumuz bir hadiseyle, bunu bağdaştırmak istiyorum.
Kendisine bu imkanları veren, sıfır bir insan iken, dünyanın en büyük âlimi kadar itibar sağlayan, vatanına milletine karşı gurur ve kibire kapılıp, Pensilvanya’da oturarak, etrafındakilerle beraber yabancı misyon ve kilise mensuplarıyla ve gizli servisler ile işbirliği yapmayı tercih ederek, bu itibar ve saygınlığı ona kazandıran Anadolu insanına kurşun sıkmak ve vatanına ihanet eden bir duruma düşmek, Karun’un durumuna çok benzemiyor mu!?
Sadece gurur, kibir ve bu yapılan işleri kendinden bilmek hastalığı, birçok noktada evet dediği halde, nefsine hayır diyemediği için, yüz binlerce insanın hayatını altüst etmiş ve hâlâ bahardan ve kutlu günlerden bahsederek, iman dolu kalpleri ile Kur’an yolunda çalışan devlet adamlarına karşı, ihanetine devam ediyor.


