İslam’da değil, eğitim sistemimizde güncelleme yapmalıyız!!!
İl müftüleri toplantısı sonunda Diyanet İşleri Başkanı Profesör Ali Erbaş, sonuç bildirisi olarak bazı fıkhi hükümleri güncel şartlara göre değiştirmek gerekir açıklamasında bulundu.
Acaba İslam bugün gerçekten yeniden güncellemeye ihtiyaç duyuyor mu?
Auguste Bebel’in yapmış olduğu araştırmada, İslam Kültür Dönemi ve Rönesans adlı kitabında Hıristiyan Batı, Orta Çağ’ı yaşarken, Müslümanların neleri başardığını ve batı Rönesans’ına nasıl kaynaklık ettiklerini daha önce de yazmıştık. Baskıcı kilise mahkemeleri Avrupa toplumunda çok acımasız ve etkindi. Kilisenin ortaya koyduğu bilgilere inanmak mecburiyeti vardı. Mesela dünyanın düz olduğu bilgisi ve insanlara para karşılığı cennette yer satılması gibi olaylar, bunun en bariz örneğidir.
Halkın para ile günah çıkartması ve cennetten tapu alması adına kiliselerden aldığı belgeler ile dini duyguları din tüccarları ve kiliseler tarafından sömürülüyordu. Krallar dahi bu sömürüye hayır diyemezler ve kilisenin taleplerine uymak mecburiyetindeydi. Haçlı dünyanın böyle karanlık bir devri yaşadığı dönemde, İslam dünyasında Newton’dan 700 sene önce matematiksel olarak ispatladığı yerçekimi kuramı üzerine, ilk fikirleri El-Biruni ileri sürdü. Geliştirdiği teleskoplar ile gözlemleri sonucunda gezegenlerin güneş etrafında döndüğünü doğrulayan Galileo’dan da 600 sene önce, dünyanın döndüğü fikrini El-Biruni savundu. Dünya dönüyorsa ağaçlar ve taşların neden fırlamıyor sorusuna; dünyanın merkezinde bir çekicilik olduğu ve her şeyin dünyanın merkezine düştüğünün cevabını verdi.
Daha sonra gelen Newton, Toricelli, Kopernikus, Galileo gibi bilim adamlarına ilham kaynağı oldu. Türkçe dahi 15 dilde yayımlanan UNESCO kariyer dergisi, 1974 yılında çıkardığı sayısını El-Biruni’ye ayırdı. Bin yıl önce Orta Asya’da yaşamış evrensel bir deha idi.
15. asırda Semerkand’da yaşayan Ulubey, dünya ile ay arasındaki mesafeyi yüzde yüz yüze yakın bir doğrulukla ölçebilmiştir.
Bugün Amerikalıların ayı keşfettikten sonra, ayın üzerindeki en yüksek Kratere Ulubey krateri ismini verdiklerini biliyor musunuz?
Aslen Bursalı olan Ali Kuşçu’yu doğrudan doğruya ailesinden alıp talebesi olarak yetiştiren, matematik ve astronomi alanında temel bilgileri Semerkand’da Ulubey tarafından öğrenen, fakat ilme bir türlü doymak bilmeyen Ali Kuşçu ve Nasuriddin Tusi (TECRİDÜL KELAM) adlı eseriyle, şerhini de okuma fırsatını buldu ve daha sonra Ebu Sait Han’a takdim etti.
Tekrar Ulubey’in yanına döndüğünde, ona Kirman da kaleme aldığı (HALİ EŞGALİ KAMER) kamerin ayın şekilleri değiştirmesine ait eserini sunarak onun takdirini kazandı. Bundan sonra ilmini ilerletmek üzere, Ulubey tarafından Çin’e gönderildi ve dönüşünde dünyanın yüzölçümünü ayrıca meridyen hesaplamasını da bilmektedir. Ulubey’in vefatından sonra Mekke’ye giderken Tebriz’e uğradı, burada Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’dan büyük ilgi gördü ve elçilik görevi ile Fatih Sultan Mehmet katına gönderildi. İlmine hayran olan Fatih Sultan’ın ısrarı üzerine elçilik görevini tamamladıktan sonra, İstanbul’a döndü ve yol boyunca büyük törenlerle armağanlarla karşılandı. Fatih 1473’de Uzun Hasan üzerine yaptığı seferde onu da yanında götürdü.
Ali Kuşçu’yu İstanbul’a dönüşte, Ayasofya medresesine müderris tayin etti. Bu tayin İstanbul’da astronomi ve matematik alanında çalışmalara canlılık getirmiş, hatta Ali Kuşçu’nun derslerini bütün ilim adamları dahi takip etmiştir. İslam’ın özünü anlamış, aydınlığından nurlanabilmiş böyle dehalar hakkında, bugünkü nesillerimizin pek çoğu haberdar değildir.
Üniversite camiasının bu hususta araştırması ve bilgisi olmadığı gibi, isimlerinden dahi haberdar olmadığı, yakın geçmişimizdeki mevcut elmas ve pırlanta gibi ilim adamlarımızdan ilham almadan ilerlemeyi, aydınlanmayı ve gelişmeyi batı dünyasından beklemek, henüz onların ilim seviyesine yükselmeden, dinimizde yenilik ve değişim yapmayı düşünmek, İslam’da tecdit ve reformdan bahsetmek, İslam ve ilme gözümüzü kapayarak, faturayı ve suçu dinimize çıkarmak büyük bir halksızlık ve aymazlıktır.
Esas değişim ve tecdit İslam’dan uzaklaşmış, Batı kültürünün içerisinde kaybolmuş ve benliğini eritmiş, nefsimiz ve neslimiz üzerinde yapılmalıdır.
İslam ve Kur’an bir güneş gibidir, elindeki aynayı ona karşı tutan nurlanır ve güneş doğudan doğar. Bütün dünyanın ilim, irfan, fazilet ve medeniyet aldığı kaynakta İslam ve Kur’an medeniyetidir.
Bizim bugün bu tıkanıklıkları ve içimizdeki karanlıkları İslam dinine ve Kur’an’a izafe etmemiz, İslam’a ve Kur’an’a büyük bir hakarettir. Dinde reform demek, İslam’da tecdit demek, İslam’a karşı yapılmış büyük bir iftiradır. Herkes kendisinin İslam’a yakınlığını, Kur’an’a olan bakışını gözden geçirmesi gerekir. Mühim olan insanın din de değil, kendinde reform ve tecdit yapmasıdır.
Fatr Suresi 28’de buyrulduğu gibi: Allah’tan ancak alim olanlar içleri titreyerek Allah’tan korkar. Şüphesiz Allah çok şefkatli ve affedicidir.
Batı dünyası elbette kilisenin karanlık, loş ve boş safsatalarından uzaklaştıkça fende, teknikte, ileriye gidebildi.
İslam dünyası ise, dininden uzaklaştıkça, fende, teknikte geri kaldı ve cehalete düştü.


