İslam coğrafyasında mezhep ve ırk çarpışmalarını bitirmek için!!
İslam İşbirliği Teşkilatı’nın dönem başkanlığı, Türkiye’de olduğu bu dönemde, Suudi Arabistan, İran, Mısır, Afganistan, Suriye, Irak ve Türkiye bir masa etrafında oturup, mezhepler arası bir anlayış çerçevesinde, uzlaşma noktasını bulup, resmiyete dökülmüş bir protokol ve deklarasyon ile bunu teyit etmeden bu coğrafyada, mezhep ve etnik örgütlerin çatışmaları durdurulamayacağı açıktır.
Bütün Haçlı Seferleri, İslam tarihinden bugüne bu ülke coğrafyası üzerinde devam ettirmişlerdir. Bu gözönüne alınarak, hareket edilirse, beşincisi, altıncısı, yedincisi olan, Haçlı seferlerin ardı arkası kesilmeyeceği açıktır.
Birbirleriyle ne kadar farklı görüşlere sahip gibi görünseler de, Batı dünyasının hasım olarak gördüğü, Türkiye, Suudi Arabistan, İran, Mısır, Afganistan, mutlaka ve mutlaka zalim ve gaddar, ABD ve ABye karşı, bütün farklılıklarını bir yana bırakarak, ittifak etmeye ve ortak bir cephe meydana getirmeye mecburdurlar.
Cumhurbaşkanımız sayın Tayyip Erdoğan’ın, nisan ayındaki bir zirve toplantısındaki konuşmasında, MÜSLÜMANLAR OLARAK ÜSTESİNDEN GELMEMİZ GEREKEN SORUNLARIN BAŞINDA, MEZHEPÇİLİK VE IRKÇILIK FİTNESİ GELİYOR, HER ZAMAN İFADE ETTİĞİM GİBİ, BENİM DİNİM SÜNNİLİK’TE, ŞİİLİK’TE DEĞİLDİR.
BENİM DİNİM İSLAM’DIR.
(Ben tıpkı bir milyar 700 milyon kardeşim gibi sadece ve sadece, bir Müslüman’ım diğer tüm farklılıklar, bu inancımın, bu sıfatının gerisindedir, şeklinde sözler söyledi.)
Cumhurbaşkanımız zirve toplantısında, ben ne Sünni’yim, ne Şii, Müslüman’ım derken neyi kastetti.
Burada kastedilen şey, Hanefilik, Sünnilik, Hanbelilik, Şafiilik ve Malikilik gibi, hak mezheplerin inkârı değil, bunlardan meydana gelen farklılıkların, ayrışmalara ve dövüşmelere sebep olacak farklılıklar olmadığını ifade etmektir.
İslam’ın büyük Cadde-i Kübra’sı içerisindeki, değişik patikalar olduğu manasında söylenmiştir. Elbette İslam’ın sırat-ı müstakimi içerisinde, farklı yorumlar farklı patikalar olacaktır. Mezhepleri bu manada kabul etmeli, hiçbirisini birbirine zıt şeklinde düşünmemeliyiz.
Cumhurbaşkanımızın esas ifade etmek istediği budur, mezhepleri inkâr etmek manası değildir.
Mezhepler arası farklılıkları, öne çıkararak, İslam’ın ana umdelerini yok saymak ise, MEZHEPLER İLE İSLAM’I KARŞI KARŞIYA İMİŞ GİBİ GÖSTERMEKTİR.
Tıpkı HADİSLER İLE KUR’AN’I BİRBİRİNE ZITMIŞ GİBİ GÖSTERME FİTNESİNDE OLDUĞU GİBİ.
Bugün Ortadoğu’da kurgulanan mezhep savaşları neyin nesidir, bunu kısaca irdeleyelim.
Birincisi: Peygamberimizin sağlığında yazılan ve Cebrail (AS) tarafından mukabele edilerek Efendimizin birlikte okuduğu, Kur’an’la (La Reybe Fihi ve Zikrül Lil Alem’in) olarak, Kur’an kıyamete kadar bütün insanlara yetecek bir düşündürme kitabıdır.
İkincisi: Uyulması gereken sahih sünnet var.
Üçüncüsü: Başka peygamber gelmeyecek olması meselesi var.
Diğer taraftan gelen bugünkü zaman dilimi içerisinde, din yorumcularının farklı yorumları var ve büyük kitleleri bu yorumcularla peşinden sürükleyen ve kendine aracı sıfatı çıkaran, mevki kapmaya çalışanlar var.
Ekonomik yönden dünyayı yutmaya doymayan, insanoğlunun hırsları olduğu gibi; bütün dünyayı yönetme hastalığında olan kendini buna yetkili gören ateş böceği gibi olduğu halde kendini güneş zanneden kâinat imamları var. Din baronlarını kullanan, batılı karanlık heyetler ve üst akıllar var.
Batı Kilisesi ile, Doğu Kilisesi, Katolik ve Ortodokslar arası ilişkiler, Hz. İsa’nın doğumundan sonra kopmuş, bölünmüş, bin yıl bu düşmanca savaşlar devam etmiştir.
Yeni milenyumda, (Asya’nın Hıristiyanlaştırılması projesi hazırlanmıştır.) İki kilise asındaki buzlar çözülmüş ve İslam coğrafyasına karşı, bu projenin hayata geçirilmesi için bu iki birbirine zıt kilisenin, birleşmesi için düşmanlığı sona erdirip çalışmalar başlatılmıştır.
Bu kapsamda Papa Franchis 2014’te İstanbul’a gelip doğu kilisesinin merkezi olan İstanbul’a resmi ziyareti sırasında Ortodokslardan özür dilemiş ve sekiz yüzyıl önce İstanbul’dan çalınarak, Vatikan’a götürülen, Hıristiyan azizlerin kutsal sayılan kemiklerini, Patrik Bartholomeos’a iade etmiştir. Hıristiyan dünyasının iki büyük mezhebi olan, 1.2 milyar nüfuslu Katolik alemi ile, 350 milyon nüfuslu Ortodoks alemi, böylece 800 yıl sonra İstanbul’da birleşmişler, barışmışlar ve aralarındaki ihtilafı bitirmişlerdir.
Papa Franchis ve Bartholomeos, kardinaller ve metropoller arasında teknik düzeyde uzun süredir çalışılan metni imzalayıp, ortak bir açıklama yaparak, iki kilise arasındaki birleşme çabalarına resmiyet kazandırmışlardır.
Şu anda İstanbul toplantısı ile tarihteki İznik ve Kadıköy konsey toplantılarında olduğu gibi, Hıristiyanlık bir kez daha Anadolu topraklarında ulaşmış ve kuvvet kazanmışlardır.
Ancak Müslümanlığın iki ana mezhebi olan, Sünnilik ve Şiilik arasındaki uçurum hızla açılmakta, Irak, Suriye, Lübnan, Mısır, Bahreyn, Afganistan’da hatta Türkiye’de, mezhepsel çatışmalar şiddetini giderek arttırmaktadır.
ŞİMDİ 3 MART 1924 tarihinde, TBMM tarafından ilga edilen, Hilafet makamını hukuken elinde bulunduran Türkiye ve Anadolu toprakları Hıristiyan mezhepleri barıştırdığı gibi, İslamiyeti de tek kurumsal yapı altında birleştirilecek yegâne devlettir. Türkiye üzerine düşen bu tarihi görevi muhakkak yapmalı ve bir buçuk milyar nüfuslu İslam dünyasına sürekli barış ve huzur ortamını sağlamalıdır.
Türkiye’den başka bunu yapabilecek güçlü bir devlet yoktur. Hilafet bu milletin ve bu devletin, itiraz görmeden bütün dünyaya takdim edebileceği bir hakkıdır. Bu yetki Büyük Millet Meclisi’nin elindedir. Bunu tekrar bütün dünyaya sunması, hiç çekinmeden de, bu misyonu üstlenmesi, İslam dünyasının suhulet ile kabul edebileceği bir beklentidir.
Her ne kadar iç bünyedeki monşerler, bu meseleye karşı çıksalar ve bunu anlamasalar da, güçlü bir Türkiye ileriki bir gelecekte misyonunu mutlaka yerine getirecektir.
Batı dünyasının, devlet başkanlarının, Vatikan’ın önünde diz çöküp, el, etek öperken Hıristiyanlar ve Medeni geçinenler ve bunu medeniyet olarak görenler nedense;
İSLAM DÜNYASININ HİLAFET MERKEZİ OLAN VE 600 YIL, BU MİSYONU ELİNDE TUTAN TÜRK DEVLETİNİ, DEĞİŞİK İTHAMLARLA, KARALAYAN VE KONUŞULMASINA BİLE TAHAMMÜL EDEMEYENLER ELBETTE OLACAKTIR.


