Gülen, kadın siyasetçileri ve gazetecileri kullanmayı tercih ediyor
Hizmetin 1980 yılına kadar kadınlara yönelik, okulu, yurdu veya ev hizmetleri yoktu. Gülen özellikle kadın hizmetlerine karşı idi. Okullarda kadın ve erkek birlikte eğitimin haram olduğunu söylüyordu. Kadınlarla temas etmenin her türlüsüne karşı idi. Kadın sesinden Kur’an dahi dinlenmez derdi. Zaman gazetesi ve Samanyolu televizyonunda senelerce bir tek kadın eleman çalıştırılmadı, kadın resmi dahi konulmadı, kadınlarla toka etmek de yasaktı, kadınlarla konuşmak da yasaktı. Hatta ‘otobüslerde kadının kalktığı koltuğa dahi oturulmaz’ derdi.
İlk defa Bozyaka’da Nuriye Akman ile bir röportaj yapmak üzere Alaaddin Kaya, Nuriye Akman’ı Bozyaka Yurdu’na getirdi. Gülen bana ‘ben bir kadınla aynı odada yalnız kalamam, sen de benim yanımda röportaj esnasında bulun’ dedi. Bu Gülen’in bir kadınla, ilk defa, yüz yüze yaptığı röportajdı. Gülen kadınlara karşı bu kadar hassas idi, daha sonra hazret kabak çiçeği gibi öyle bir açıldı ki, Nevval Sevindi, Nazlı Ilıcak ve pek çok kadın gazetecilerle, röportaj yapmakta hiçbir sakınca görmedi.
Değişik platformdaki kadınlar ile yapılacak hizmeti, öne çıkararak, bunlarla hizmeti kamufle etmeye çalıştı. Tabi artık her türlü kadın hareketi, kadına yönelik hizmetler de tam yol ileri devam etmeye, yurtlar, okullar, hatta kızlarla arkadaşlık yapmak, Türkçe Olimpiyatları’nda kızlara dans ettirmek, şarkılar söyletmek, peş peşe gelmeye başladı. Çünkü kadınları yönetmek, onları kullanmak, erkeklerden daha kolaydı. Tansu Çiller ile yapmış olduğu görüşmeden sonra onun saygı ve hürmeti, Gülen’i daha da cesaretlendirdi. Işılay Saygın ve Meral Akşener için de beni, Tansu Hanıma göndererek, onların Bakan olmasının faydalı olacağını, söylememi istedi.
Son günlerde Meral Akşener’e destek vermeyi ve onu da, AK Parti Hükümetine karşı, Bahçeli’ye karşı, alternatif olarak kullanmayı düşünmesi gayet doğaldır. Diğer taraftan eski bir kadın gazeteci olan Nazlı Ilıcak’a da medya yoluyla, hükümete karşı, PKK ile el ele Özgür Gündem gazetesi ile kol kola olmasını sağlayarak, destekleyip piyasaya sürmüştür.
Nazlı Ilıcak, PKK’nın yayın organı gibi olan Özgür Gündem gazetesinde açıkça söylüyor; “Biz bir dayanışma için bu iş birliğini yapıyoruz.” Peki, Nazlı Ilıcak kimin adına kiminle dayanışma içersinde. İşte bu hadise cemaatin her türlü haram, helal çizgisini kaybettiğini, terörist destekçisi Özgür Gündem gazetesi ile Nazlı Ilıcak cemaat adına, hükümete her türlü saldırıyı yaparken, diğer yanda Halk TV’de Nevval Sevindi ve Murat Aksoy cemaat adına, ülkesine ve iktidara, en acımazsız iftiralarda ve saldırılarda açıkça kullanılmaktadır.
Her türlü sapkın, ahlak düşkünü gruplarla bile dayanışma içerisinde, yeter ki AK Parti Hükümeti zora sokulsun, ülkede bir kaos meydana getirilsin.
Gülen açıkça bu projelerin içerisinde destekçi ve yöneticidir. Fakat haramlara fetva verdikçe, Allah dünyada da, ahirette de itibarını yok edecektir. Daha önceki vaazlarını kendisi eğer bir izleyebilse ve insafla bakabilse, hakiki müflisin kim olduğunu bir anlayabilse, insanları kurtarma iddiası ile ortaya çıkmış iken, kaç kişinin katili olduğunu nefsine bir sorabilse, zannederim pek çok masumun başını belaya sokmaktan, hapislere düşürmekten, pişman olup başını duvarlara vurabilir.
ABD’den sonra artık Gülen’in bütün prensipleri 180 derece tersine döndü. Sırça sarayında, Chestnut Kamp’ta, Pensilvanya’da otururken, PYD ile kol kola olan ABD askerlerinin, Suriye’de yaptığı katliamlara, seyrederken vicdanı rahat mı? Her vesileyle çocuk gibi ağlayan Gülen, bu hadiseler karşısında en küçük bir tepki ortaya koyabiliyor mu? Kan revan içerisinde ne Bağdat kalmış, ne Suriye kalmış, ne Halep kalmış, her şeyi harap olmuş, Gülen’den ses yok. Gülen sadece durumu, vaziyeti idare etmek için, sırça sarayında insanları hariçten yönetiyor. “Ordularım, askerlerim, beni sevmeniz gerekmez. Benim için sadece ölmeniz yeterlidir” diyor. Bu prensipler içerisinde ABD’de nasıl rahat ve huzur içinde yaşayabiliyor. Bütün ömrünü zindanlarda geçiren, mahkeme mahkeme dolaştırılan, hayatında rahat huzur görmeyen Bediüzzaman hazretlerinin yaşantısı ortadayken, diğer büyük İslam alimlerinin ve bütün peygamberi izamın çektiği çileler ortadayken, rahat içerisinde ABD’deki sırça sarayında oturarak büyük dava adamı olunur mu? Allah sevdiği kişilere büyük sıkıntılar lütfeder. Eğer bela ve musibetler dokunmuyorsa, Allah düşmanları kendisine iltifat edip, el üstünde tutuyorlar ise kendi durumundan endişe etmesi lazım değil mi? Cemaatin de bunu bu açıdan değerlendirmesi lazım.


