--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Fitneciler sudan bahaneler ile fırtınalar koparmalar peşinde

Nurettin Veren
Nurettin Veren

İsrail’in, ezanın cami hoparlörlerinden okunmasını gürültü kirliliği olarak niteleyip, yasaklamaya yönelik yasa tasarısını protesto etmek için, İsrail Meclisi’nin kürsüsünden ezan okuyan Arap asıllı milletvekili, Ahmet Et Tiybi; Netanyahu daha önce ertelenmiş olan bu tasarıyı, yeniden meclise getirerek ne yapmak istiyor dedi? 

İsrail Meclisi’nin kürsüsünden, ezan okuyarak bu yasaya hayır dediğini ve dünyaya bir mesaj vermek istediğini söyleyen, Tiybi tüm dünyaya her yerden ezan okuyabileceğimizi ve bunun engellenemeyeceğini göstermek için, İsrail Meclisi’nin kürsüsünden ezan okudum dedi.

Müslüman olarak biz hoşgörülüyüz, diğer dinlere saygı duyuyoruz ve diğer dinlerin tümünün ritüellerine karışmıyoruz. Yahudiler de bizim ezanımıza saygı duysun diye kürsüden konuştu.

Yahudilerin şükran günü bayramlarında araç kullanmak yasak, Müslüman olarak biz buna saygı gösteriyoruz. Yahudilerin cumartesilerinin, Şabat Günü başladığını ilan eden, borazanlar yüksek sesle çalındığında, biz buna da saygı gösteriyoruz.

Evet bu borazanlar da yüksek sesle çalınıyor ancak, biz bunun yasaklanması için kanun çıkarılsın çağrısında da bulunmuyoruz, çünkü birbirimize karşı toleranslı olmalıyız, görüşünü dile getirdi.

Netanyahu’nun hoparlörlerden ezan okunmasını yasaklayan yasayı, tekrar meclisten geçirmek için uğraşacağını, geriye adım atmayacağını, tasarının bu pazar yeniden meclise geleceğini söyledi.

Tiybi, Netanyahu İslam karşıtı (İslamofobik) bir kişidir dedi. Ezan yasağının yıllar önce planlandığını söyledi. Şimdi yeniden gündeme getirilmesine ilişkin ise şöyle dedi; İsrail’deki Arap şehirlerinde, diyaloğun olduğunu ve Müslümanlarla Yahudiler arasındaki pek çok sorunun diyalog yoluyla çözüldüğünü biliyorum.

Bu mümkün, ancak kanun çıkararak ezanın hoparlörden okunmasının yasaklanmasını asla kabul edemeyiz. 

İsrail asıllı bir Türk vatandaşı olan, Doğan Kasadolu’nun verdiği gayet güzel bir açıklama ile bugüne kadar İsrail hükümetinin Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e, Davos’ta One Minute diyebilen ve daha sonra, Mavi Marmara meselesinde kopma noktasına gelen ve uzun süren ilişkileri düzelterek, İsrail’i ilk defa özür dilemeye ve tazminat ödemeye razı eden normalleşme sürecinde, karşılıklı büyükelçiliklerin atanmış olduğu bir zamanda, birdenbire İsrail’in içerisinde ayrı bir siyonist görüş, aniden nasıl hortladı ve ortaya atıldı?

Ezanın yasaklanması ve ezanın okunmasının, hoparlörlerden ses kirliliği olarak algılanması, niçin tam da bu zamana denk getirildi.

Bu açık çelişki, bölgedeki kargaşadan ve ABD Başkanı Trump gibi bir İslam karşıtının seçilmesinden yararlanarak, bu fırsat değerlendirilmek mi istendi? Yoksa İsrail ile Türkiye’nin yakınlaşmasından, rahatsızlık duyan birileri mi var.

Dünyanın pek çok yerinde, antisemitizm var diye, Yahudileri savunma niyetiyle lobiler oluştururken, bütün dünyaya dağılmış olarak, bulunduğu ülkeler de rahat huzur içerisinde yaşayan Yahudileri, Müslüman karşıtı haline getirerek, onların iki ayağını bir kaba sokmak ve bulunduğu ülkelerde kâbus içinde yaşayacak Müslümanlarla karşı karşıya, kafa kafaya getirecek, böyle bir kanun teklifinin, zamanlama olarak, kasıtlı ve planlı olduğunu düşünüyorum.

Türkiye’de de buna benzer uygulamalarla münasip olmayan zamanlarda, münasip olmayan uygulamalar meydana getirilmektedir.

Tıpkı 3000 kişinin cezaevlerindeki ızdırabını sonlandırmak üzere, bu tecavüz yasasını veyahut da küçük yaşta evlendirme meselesini çözümlenmek üzere, yapılan zamanlamadaki hata olduğu gibi.

Elbette bu işin halli, hükümetin boynunun borcu ve çözülmesi gereken bir iştir, ama bunu gece vakti alelacele kısa bir zamanda yapmaya çalışmak, pek çok kafada şüphe uyandırır ve esas yapacağımız büyük iş ve büyük projelerin önüne bir köstek olur diye düşünülmesi gerekirdi.

 

Zaten bağırmak için, sudan bahaneler arayan CHP, HDP ve FETÖ’nün eline koz verilmemiş olurdu.

ÖNCE MEDYA ARACILIĞIYLA, YAZILI VE GÖRSEL OLARAK, MAĞDUR OLAN, AİLELERİN SIKINTILARI, PERİŞANİYETİ, HALK TABANINA İYİCE ANLATILARAK, BUNUN TECAVÜZCÜLER İÇİN BİR AF DEĞİL, KANAYAN BİR YARAYA LOKAL BİR TEDAVİ AMACIYLA, BİR SEFERE MAHSUS OLACAĞI ANLATILMALIYDI.

MUHALEFETİN DE DAHİL OLDUĞU KOMİSYONLAR DA, BİR SÜRE GÖRÜŞTÜKTEN SONRA ONLARIN GÖRÜŞLERİ, FİKRİ VE TEKLİFLERİ ALINARAK, DAHA MAKUL BİR ÇÖZÜM, SESSİZ, SEDASIZ KAVGASIZ, BULUNABİLİRDİ.

 

Nurettin Veren Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle