FETÖ’ye boşlukları doldurma fırsatı verilmemelidir
15 Temmuz büyük kanlı darbe hareketinden sonra, Sayın Cumhurbaşkanımızın bir işaretiyle tankların üzerine çıkan halkımız, 25 gün aralıksız meydanlarda nöbet tutmaya devam etti.
Milli heyecanın tansiyonu hiç düşmedi… Kadın, erkek, yaşlı, genç, hep beraber bayraklarını alarak işinden çıkıp, gecenin geç vakitlerine kadar nöbet tuttular, sabah namazını meydanlarda kılanlar, toplu halde dua edenler ve kesinlikle darbeye geçit vermeyenler fevkalade bir vatandaşlık görevini severek ifa ettiler.
Şimdi sıra devletimizin bu fedakar ve civanmert millete karşı, yapması gereken ilgi ve alakaya hız vermesi ve şekillendirmesi, sistemleştirmesi zamanıdır.
Meydanlarda yapılan nöbetlerin, aralıksız bir şekilde, üniversitelerin konferans salonlarında, belediyelerin sosyal tesislerinde, kapalı spor salonlarında, aynı heyecan ile bir şölen havası içerisine, bu hususta uzmanlaşmış, Fetö’ye karşı mücadele vermekte bedel ödemiş, kadrolarla her konuda yetişmiş akademisyenlerle, meydanlardaki nöbetler, uzun kış geceleri boyunca, kapalı salonlarda ve platformlarda, yapılacak konferanslarla en ince ayrıntılarına kadar sözlü ve görsel olarak anlatılmalıdır.
KUVAYI MİLLİYE TEŞKİLATLANMALARI GİBİ, DEVLET-MİLLET BÜTÜNLEŞMESİ, FETÖ’YE KARŞI TOPYEKÛN BİR MÜCADELE ŞEKLİNE DÖNÜŞMELİDİR.
Televizyon programları etkin bir şekilde kullanılarak, Fetö’ye karşı halkı bilinçlendirmede etkin mücadele yolları ve bu örgütün nesillere ne büyük tehlikeler getirdiğini, Dini nasıl yozlaştırdığını, vatan, millet ve bayrak bilincini nasıl yok ettiğini, tamamen yabancı iş birlikteliği ve kiliseler ve karanlık konseyler ile ortak hareket ettiklerini, uzmanlar tarafından anlatmak da ayrıca çok etkili bir yol olarak değerlendirilmelidir.
50 yıldır sinsi bir yapılanma içerisinde olan, 170 ülkede fevkalâde kök salmış karanlık konseyin, istihbarat örgütü olarak çalışan;
FETÖ’NÜN BAŞARISIZ BİR DARBE GİRİŞİMİYLE, GÖZDEN ÇIKARILMASI ASLA DÜŞÜNÜLMEMELİDİR.
Bu arada 27 milyon kitabı için bandrol aldığı tespit edilen F.Gülen, kendi müntesiplerinin beyinlerine ve ruhlarına sinecek bir felsefeyi kendi kitaplarıyla uydurduğu çarpık görüşlerini enjekte etmiştir.
Zannederim dünyada hiçbir görüş sahibinin, 27 milyon kitabı basılıp yayınlanmamıştır.
Bir yol, bir akım, bir felsefe haline gelmiş olan, Gülenizm kendisi bir sembol olarak kalsa veya ölse bile, kolay kolay gelecek nesillerin beyninden ve kalbinden sökülüp atılamayacaktır.
5 yıllık, 10 yıllık, 20 yıllık, planlarla ve uzun vadeli çalışmalarla bu sapık felsefi akım, üniversite neslinin, gençliğimizin, hatta dünya gençliğinin ve nesillerinin beyinlerinden, kalplerinden, kanser hücreleri gibi, yayılmasının önüne geçilmesi ve ameliyat yapılması, rehabilite edilmesi gerekmektedir.
TESPİTİ ÇOK ZOR SİS GİBİ, DUMAN GİBİ, HAVA GİBİ, YAYILMACI POLİTİKALARI İLE HEM SİYASİ OTORİTEYİ ELE GEÇİRME, HEM DE DİNLERE PARALEL BİR DİN FELSEFESİNİ ORTAYA ATARAK, BÜTÜN DÜNYA DİNLERİNİ HARMANLAYARAK, HER ŞEYİ BİR BİRİNE KATIP KARIŞTIRAN VE HERKESE HOŞ GELECEK SİSTEMİ KURAN GÜLENİZM, BELKİ DE DÜNYANIN İLK DEFA KARŞILAŞMIŞ OLACAĞI, BİR AKIM VE BİR SİSTEM OLARAK UZUN SÜRE DÜNYAYI MEŞGUL EDECEKTİR.
Pek çok ülkeler için de, darbelere ve karışıklıklara sebebiyet verecektir.
F.Gülen kademe kademe yapmış olduğu, açılımları ve gelişimlerini, yakalamış olduğu, ortaya çıkan boşlukları değerlendirerek, halkı yanına çekip, onların karşı cepheye olan kin ve nefretini kullanarak başarmıştır.
İzmir’de 1966 yılında başladığı Kestane Pazarındaki ilk hareketi, 163’üncü maddeyle, dindarlara karşı yapılan baskılar, askeri vesayet dönemindeki Müslümanların çekmiş olduğu sıkıntılara karşı ve o gün polis okullarına, askeri okullara ve üst düzey yönetici kadroları, esnafın ve köylünün çocuklarını alınmadığı bahanesiyle, toplumun kin ve nefretini kullanarak, örgütlenmenin ilk çekirdek kadrosunu oluşturmuştur.
İzmir’de başlayan bu hâdise, İstanbul’a 1988 yılında gidip, İstanbul esnafının ve zenginlerinin ve iş hayatındaki potansiyel gücünü, parasal gücünü, kullanmıştır. Gazete ve televizyonun kuruluşu ile ikinci adım olarak, İstanbul iş dünyası hayatına girerek, bu büyük boşluğu doldurmuştur.
Adım adım ilerleyen bu Gülen hareketi hedef büyüterek, 1997 yılında Alaattin Kaya’nın değişik ve bilinmeyen karanlık konseylerle irtibatı sonunda, Vatikan teması ve askerlerle pazarlık şeklinde bir merhale ile bir adım daha ileri giderek üçüncü merhaleye ulaşılmıştır.
Vatikan ile olan bu temasın hemen arkasından, 1 yıl sonra, 1999’da Gülen ABD’ye giderek daha da hedef büyütmüş ve uluslararası açılımı bütün dünya çapına ulaşacak şekle ulaştırmıştır.
1991 yılında Rusya’nın yıkılmasıyla Asya dünyasına açılan Gülen hareketi, 1999’dan sonra, Amerika, Orta Amerika, Afrika ülkelerine ve Pasifik dünyasına, Endonezya ve Malezya gibi diğer ülkelere de ulaşmış bir şekilde, giderek daha da hedef büyütmüştür.
BÜTÜN BU BOŞLUKLARI USTACA DOLDURMA POLİTİKASI İLE HAREKET EDEN GÜLEN, EN SON İSLAMOFOBİ (İSLAM DÜŞMANLIĞI) KORKUSUNU DA, ÜÇ DİNİN TEMSİLCİLERİ İLE İRTİBATA GEÇEREK, KENDİSİNİN VE KURMUŞ OLDUĞU ÖRGÜTÜN ILIMLI İSLAM PROJESİNDE, KULLANILABİLECEK EN İYİ BİR PARTNER OLARAK BU BOŞLUĞU DA KENDİSİ VE ÖRGÜTÜ İLE DOLDURABİLECEĞİNİ, ÖRGÜTÜNÜN KULLANILMAYA EN MÜSAİT BİR PARTNER OLDUĞUNU SÖYLEYEREK, İŞBİRLİĞİ TEKLİFİNDE BULUNMUŞTUR VE PAPA’NIN ELİNİ ÖPEREK VE SUNMUŞ OLDUĞU MEKTUPLA, ABD’DE İKAMET ETMEK KAYDIYLA MUTABAKAT SAĞLANMIŞTIR.


