--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

FETÖ’nün kardeşlik teşkilatı, nasıl kalleşlik teşkilatı oldu

Nurettin Veren
Nurettin Veren

Gülen beni Prof. Suat Yıldırım’la 1990’da ahiret kardeşi yapmıştı.

1966 yılında Gülen’le tanıştığımız Kestane pazarı yolculuğundan 1992’ye kadar 14 kişilik çekirdek kadro; önceleri 15 günde bir daha sonra ayda bir toplantıları hiç aksatmadan devam ettirdi. Her şeyimiz istişare ile, gizli bir yemin metni üzerine yemin eden ilk çekirdek kadro ile yürütülmekte idi. Kimse bu yeminli kadrodan haberdar değildi, 15 tane evimizin yönetimi ile sorumlu bir görev çizelgesi hazırlanmıştı. 1970’den 1990’a kadar bu gizli kadro devam etti.

Bizim bu gizli toplantılarımızı bazı arkadaşlar hissetmeye başlayınca, Gülen bana “bunlardan bir kısmını bu kadroya dahil etsek arkadaşlarımız rahatsız olurlar mı?” dedi. 

Ben de (büyük ve ağır bir hazineyi taşımak, çok eller çok omuzlar gerektirir) ne kadar çok arkadaş olursak o kadar iyi olur, diye samimi bir ifadeyle, katılımın hiçbir tepki almayacağını söyleyince şaşırdı.. “Yani” dedi, “bu çekirdek kadro bu işten rahatsız olmaz mı? Öyleyse Mustafa Özcan’ı alalım mı?” dedi. Ben de “Mustafa Özcan’ı aldığımız gibi Dr. Kudret’i de alalım” dedim. Gülen, “Dr. Kudret’i de alalım” dememe çok şaşırdı, “Senin kafandan büyük dupduru bir kalbin var. Ben buna tepki vereceğini düşünmüştüm” deyip, bana iltifat etti.. Mustafa Özcan, Dr. Kudret, Nevzat Ayvacı gibi birkaç arkadaşımız daha bu işe katıldı. Fakat bu arada eski Risale-i Nur talebesi abilerle hareket eden, İbrahim Erkul, Suat Yıldırım, Erdoğan Tüzün, Fikret Sönmez, Melih Nural, gibi ayrı bir grup vardı.

Fethullah Gülen’le irtibatı olmayan bu abiler grubu, onu endişelendiriyordu.. “Bunları da aylık toplantımıza çağırsak, nasıl olur?” diye söyleyince, ben hiç mahsur olmadığını aynı yemin metni üzerinde onların da bu işe dahil olmasında fayda olacağını düşündüm. Çünkü yaptığımız işin illegal olmadığını milletimize, devletimize, faydalı bir iş olduğunu, bir dernek ve vakıf faaliyeti gibi olduğunu düşündüğüm için, bunun sorulmasına bile hayret ediyordum ve bu toplantılara, bu yemin metni üzerine yemin ettirerek, hepsine teker teker bu toplantılara iştirak etmelerini ben tebliğ ettim.

Bu toplantılara katılan abilerin hepsi bundan çok mutlu oldular ve bu kadar büyük bir oluşumun 1970’den 1992 tarihine kadar muntazam bir şekilde devam etmesine hayret ettiler. Kendilerini de bu işin içine davet edilmesinden mutlu oldular. 

O gün şenlik ve bir bayram havası içinde geçti. Altunizade FEM Dershanesi’nin üstündeki büyük salonunda, Gülen takkesinin içerisine küçük kağıtlara bu isimleri yazarak, herkesin kendisine bir kura ile ahiret kardeşi seçtirdi, eski ve yenilerin birbirine kaynaşmasını temin etmek istiyordu. Kurada çektiğim kağıtta Suat Yıldırım hoca, benim dünya ahiret kardeşim olarak çıkmıştı.

Bu kardeşliğin ana umdesi hatalarını söylemek, maddi, manevi bütün sıkıntılarını paylaşmak, dünya ahiret kardeşliği için dua etmek ve sıkı irtibat içinde olmak idi.

Şimdi ben Suat Yıldırım hocanın sıkıntıya düşüp de kendisini aklamak için yazdığı mektubunu duyunca, aklıma gelen şeyleri sıralayayım:

Suat Yıldırım hoca; madem ki biz ahiret kardeşi idik, benim Fethullah Gülen’le 95 yılından itibaren karşı karşıya geldiğim bu çatışmada, benimle bir sefer olsun irtibata geçip, benim yanımda yer aldın mı?

Benim yurdum, yuvam dağılırken, 6 çocuğumla beraber kaybettiğim ailem seni hiç mi üzmedi?

Gülen’in talimatıyla zarf dolusu verilen paralar ile beni terk ettiklerini ve boşandığımızı duymadın mı?

Benim iki defa Amerika’ya gidip, Gülen’i Türkiye’ye davet etmek için çırpındığımı da duymadın mı? Gülen’in Türkiye’ye gelmesi ve Amerika’nın kuyruğuna yapışmaması gerektiğini söylediğim için, orada beni FBI ve CIA’ya “öldürtün” diye bağırdığını ve Polis Arif’e, “silahını çıkar öldür bunu” diye talimat verdiğini de mi duymadın!? Bu olayı bütün detayları ile 3 kitabımda da yazdım; bunu da mı duymadın. Daha sonra, yaşadığım bu olayı iftira ettiğim söylendi.. Bu açıklamalarımdan dolayı benim aleyhimde Gülen dava açıp, benim iki sene hapis cezası almama sebebiyet verdi. 

Ben Kırklareli Cezaevi’nde yatarken, sen acaba nerelerdeydin? 

SUAT HOCA HİÇ DE MASUM DEĞİLSİN.

2003-2004 yılında yazmış olduğum 3 kitabımda bütün hadiseleri en ince detaylarına kadar anlattım. Askeriyenin, Mülkiye’nin, Yargının; Fetullah’ın emriyle ele geçirilmek üzere terör örgütü haline döndüğünü sağır sultan duydu. Ve ben canımı dişime takarak yaptığım bütün televizyon programları ve röportajlarla bu işin raydan çıktığını, kafa kafaya çarpışacak iki tren olduğunu; Devlet’le bu hizmeti karşı karşıya getirdiğini, Fetullah Gülen’in yanlış bir makas değiştirdiğini anlatmaya çalıştım.

Bu durumda; iyi bir kardeş olarak Fetullah Gülen’i uyarmak için Nurettin Veren’in yanında olman gerekmez miydi? Veya Nurettin Veren yanlış söylüyorsa, onu uyarmalı değil miydin?! KİMSE MASUM DEĞİL SUAT HOCA.. Bugün “75 yaşından sonra, insan yanlışa imza atar mı?” demenin manası yok! Ben 15 sene evvel bu yanlışları eğer söylediysem, siz de bu yanlışlara göz yumdu iseniz, yanlışa iştirak etmek ve imza atmak, aynen o hatayı işlemek gibidir. Gülen’in yanında durmanın size sağlamış olduğu güç ve menfaat, maalesef hak ve hakikati konuşmanıza mani oldu. İncil ve Tevrat ile karışık Kur’an yazdırıp, bütün dünyada bastırıp dağıtılması sizin hoşunuza gitmişti. Siz Gülen’in Halifesi gibi oluvermiştiniz. Ve sizin ahiret kardeşiniz olan Nurettin Veren’e hiç acımadan, Gülen’den ödül almak için kardeşinizin üzerini çizivermiştiniz. 

BU AKŞAM AKİT TV’DE 22:15’TE DERİN KUTU PROGRAMINDA BU KONUYU TARTIŞACAĞIZ.

 

Nurettin Veren Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle