FETÖ ile mücadelede heyet, Nurettin Veren’den yararlanmak için, hâlâ neyi bekliyor?
Tayyip Erdoğan’ın ve devletimizin en büyük rakibi, bürokrasinin yavaş çalışmasıdır ve vurdumduymazlığıdır.
Zaten bu meydana gelen vurdumduymazlık ve ağır çalışma ve boş alanlar, kontrolsüz mekanizmalar, F.Gülen’in baştan çıkmasına, şımarmasına ve devletin içine sızmasına sebep olmuştur.
Onun cesaretlendirmesinin en önemli sebebi de, devletin yeteri kadar kontrol edemediği veya ağır çalıştığı boş alanlardır ve sızma imkanlarının verilmesidir. Zaten 1979’da çıkan derginin adı da (SIZINTI) olması çok düşündürücüdür.
Daha sonra devlet içinde yapılanmanın tamamlandığı dönem de, yani 1995 yıllarında da, (AKSİYON) adındaki derginin yayın hayatına girmesi de, artık sızıntı döneminin bitip, aksiyon döneminin başladığının bir işaretidir.
Bugün Adil Öksüz’ün yakalanması için verilecek 4 milyon TL, Naci Tosun için 750.000 TL, Erdoğan Tüzün için 750.000 TL, Şerif Ali Tekalan için 750.000 TL, Akın İpek için 750.000 TL, ödüller verilecek ve ihbar edenin de adının gizli tutulacağı ilan edildi ve Alo 140 hattı ile bir ihbar hattı kuruldu.
1996 yılında Fetö’nün askeriyeyi, mülkiyeyi, yargıyı, emniyet teşkilatını ele geçirin, kan damarlarının içine girin görüntülü kaseti, ATV ve NTV’de medyaya düştüğü zaman, devlet harekete geçebilseydi, Fetö’nün bununla ne demek istediğini ve açık açık suçunu itiraf ettiğinin hesabı sorulsaydı, bu noktalara kadar gelip devlet içinde yapılanma, ne 17-25’de, ne de 15 Temmuz’da kalkışma olmazdı.
Şimdi bu meselede, 2003 yılında yazmış olduğum, (FETULLAH GÜLEN’İN ŞİFRELERİ KİTABIMDA), bugün yakalanan darbeci generallerin ve teşkilat mensuplarının hepsinin ismini, teker teker kitabımda yazdığıma göre, bu isimlerin çok daha ötesinde, 200’e yakın ismi toplam olarak, İzmir terörle mücadelede, 2014’ün onuncu ayında verdiğim, 55 saatlik görüntülü ifademde açıkladığıma göre, ayrıca MİT yetkililerine de, darbeden önce bütün isimleri teker teker verdiğime göre, herhalde benim devletten 10 trilyon kadar ödül almam gerekirdi.
Ben bunları gizli tanık olarak değil, ödül almak için de değil, hayatım pahasına tankın altına atlayanlar gibi, (ALLAH İÇİN, VATAN İÇİN, BAYRAK İÇİN, İKİ TRENİN ÇARPIŞMAMASI İÇİN SEVE SEVE İNANARAK YAPTIM VE YAPIYORUM) bari bütün bunları açıkladığım da, bunların gereğini birlikte yapalım diyen birileri olsaydı.
Şimdi iş işten geçtikten sonra, gizli tanık olarak değil, kitabımda yazdığım ve bütün devlet birimlerine ve TEM İzmir şubeye, Ankara’ya ve Kırklareli’ne vermiş olduğum ifadelerimde, açıkça bu isimlerin hepsi ve çok daha fazlasını, hatta fotoğraflarıyla, belgeleriyle, bulundukları adresleriyle ve görevleri ile beraber gerekli birimlerde hâlâ mevcuttur.
O zaman devletin bana çok büyük miktarda borçlu çıkacağını düşünüyorum. Öldükten sonra, muska yazmanın bir faydası yok, su köprüyü böldükten sonra artık yapılacak işler, geç kalınmış işlerdir. Şu saatten sonra yapılacak şey, bu ödüller verilerek, yakalanacak olanlar değil, onlardan daha tehlikeli olanlar değil, deşifre olmamış örgüt elemanlarının peşine düşmek olmalıdır.
Kurulmuş olan Siyasi Fetö Araştırma Heyetinin, işe nereden başladığını ve başlayacağını bilmediğini görüyorum. Henüz devlet yetkilileri tarafından, şahsıma daha çağrı olmadığına göre, bu işle ilgili meselenin aydınlatılmasına yönelik bir şey yapılabileceği hakkında da, hiçbir ümidim yok.
Darbenin ancak üç ay sonrasında kurulmuş olan, komisyonun ve komisyon üyelerinin ve çağırılan kişilerin durumuna bakılırsa, Fetö ile mücadelede, hiçbir bilgi sahibi olmadıklarını düşünüyorum. Fetö muhakkak ki bu yapılanları seyrederken, gülüyor ve çok mutlu oluyordur.
Bu soruşturmalardan dolayı, gittikçe tartışma boyutuna çekip, Fetö’yü sulandırmak, Fetö’ye zaman kazandırmak çok işine yaramaktadır.
Çünkü bir tiyatroyu andıran bu soruşturma heyetinin, önce birileri tarafından soruşturulması lazım, bu kadar açıklamalarım ile gündemde olan, 2015-2016 yılında tekrar bütün televizyon kanallarında, en ince detaylarına kadar yapmış olduğum programlar ve Akit gazetesindeki köşe yazılarımda bir yıldır, Fetö detaylarını, 17-25’ten önce ve 15 Temmuz’dan önce, yazdım ve anlattım.
Bu yapmış olduğum, canlı yayınlar ve köşe yazılarımla sesimi duyurmaya tekrar tekrar çalıştığım halde, en son dördüncü kitabım olan, (1966’dan 2016’ya FETÖ) isimli kitabıma rağmen, yine de komisyonla görüşememem veya Adalet Bakanı, Başbakanımız ve Cumhurbaşkanımız ile irtibat kuramamam gösteriyor ki, etkin bir strateji, Fetö mücadelesi hâlâ ortada yoktur.
Böyle bir mücadele karargahı kurulmadan, sadece bu işle ilgili bir müsteşarlık, direkt Cumhurbaşkanı’na bağlı bir birim oluşturulmadan ve ekipleri seçilmeden, Fetö ile mücadele yapılamaz.
Bürokrasi içinde ve siyasetçiler ile Fetö’ye karşı mücadele yapma imkanı yoktur, eğer bu imkanlar kullanılarak mücadele etmek yeterli olmuş olsaydı, ne Devletin içerisinde, ne Genelkurmay’da, ne MİT içerisinde, ne de Siyasi Partilerin içerisinde, bu boyutta bir Fetö yapılanması olamazdı.
Öyleyse bunların dışında, gerek Cumhurbaşkanı’nın muhatap olduğu, özel bir heyetle, yeni kurulacak bir sistemle, Türkiye genelinde özel bir Fetö ile mücadele NETWORK sistemi kurularak, Fetö’ye karşı çok hızlı ve aktif bir kurumsal yapıya acilen ihtiyaç vardır.
Benim söyleyeceklerim ve uyarılarım, hiç çekinmeden ve açık olarak, gizli tanık olarak değil, açık tanık olarak söyleyeceklerim bunlardır.
BUNLARI DUYMAZDAN VE GÖRMEZDEN GELENLERİN, OLABİLECEK HADİSELERDEN, HEM DÜNYA’DA, HEM DE AHİRET’TE, ALLAH KATINDA VEBALİ BOYNUNA..
BENDEN SÖYLEMESİ.


