Fetö ile mücadele kanser ile mücadele şeklinde olmalıdır
Davranış şekilleri, vücuda yerleşmesi, uzun vadede hissedilebilmesi ile Fetö yapılanması, tıpkı bir kanser oluşumuna benzetilebilir.
Fetö yapılanmasını da, aynen (kanserden korkma, geç kalmaktan kork) sloganında denildiği gibi, eğer geç kalınmazsa ve onun yaralarını sarıp tekrar metastaz yapmasına fırsat verilmez ise, başarı oranı yüksek olur.
Kanserle mücadelede olduğu gibi, ışın tedavisi, ilaç tedavisi, (kemoterapi) ve gerektiğinde cerrahi tedavi ile kesilip atma, şekilleri ile yapılmalıdır.
2016’nın Nisan ayında yazmış olduğumuz köşe yazısında, Fetö yapılanmasının önemli 3 stratejisinden bahsetmiştik. Bu askeri yapı içerisinde uyuyan hücreler, siber saldırı ve yurtdışındaki Basın Yayın, medya kuruluşları ile yapılacak olan lobi faaliyetleri ve diasporalar ile ortak hareket eden, hain Türk diasporalarını harekete geçirerek, Türkiye›yi dışarıdan sıkıştırması, buna ilaveten, AB ülkelerinin, Türkiye’yi ekonomik bunalıma sokma, kuşatmasıdır.
Referandumdan sonra bir oh çekmek ve her şey bitti şeklinde düşünmek, çok yanlış bir harekettir. Daha da kışkırtıcı olan, AB ve yaralı Fetö, bütün gücüyle her türlü entrikası ile üzerimize çullanacağından hiç şüpheniz olmasın. Şimdiden açık açık Erdoğan’ın giyotinle öldürülmesini dahi, söyleyecek kadar ileri giderek, küstahlaşan bir AB ve Fetö ile yapılan ortak diaspora faaliyetlerinin, görsel ve yazılı medya aracılığı ile yapılması, en açık belirtileridir.
Fetö’nün, AB, ABD ve AGİT’i bu kadar etkileyebilmiş olduğunu, çok açık görmek mümkündür. Kurmuş olduğu, Türkiye aleyhtarı yüzlerce tanıtım ve lobi şirketleri ile üst düzey yöneticilere ulaşarak, işbirliği içerisinde siyasi ve parasal ilişkiler ile çalışmaktadır.
1990’da Rusya’nın dağılmasından sonra, Fetö’nün yurtdışına işadamları, okullar ve üniversitelerle yerleşmesi ve taban tutması, üst düzey yöneticiler ile irtibata geçmesi, bugün itibariyle 27 seneye dayanmıştır. 27 yıllık bütün bürokratik irtibatları kurmuş, ticari hayatı ve siyasi hayatı etkileyecek lobileri ile eğitim ve öğretim kurumlarını ele geçirerek, bu ülkeler de güven kazanıp, kalıcı kurumlarıyla adeta büyükelçilik statüsünde, çalışmaktadır.
Hatta Fetö’nün işadamlarının, elde ettikleri başkonsoloslukları, yüzün üzerindedir. Ele geçirilen o ülkenin, bir nevi organı halinde, onların korumaları altına girmiş ve o ülkenin bir parçası olmuşlardır.
180’e yakın ülkede, bu yapılanmanın mevcut olduğunu düşünürsek, bugün itibariyle karşı koyabilecek kadroları, büyükelçiliklerdeki eğitim, din ve kültür ataşeleri, Maarif Vakfı ve bunun gibi yapılanmalarla, karşı koyabilecek teşkilatlanmalar için, elemanlar hazırlamak, oralara sevk etmek ve daha mükemmel sistemleri, onların karşısına alternatif olarak koymaktan başka çaremiz yoktur.
Türkiye içerisindeki ayıklamalar ve tasviyeleri de, en çok üniversiteler, Milli Eğitim ve TRT içerisinde yapılmalıdır.
Bilhassa YÖK, TRT ve Milli Eğitim içerisinde ve üniversitelerdeki Fetö elemanlarının, bütün kurumlardaki 50 senedir yapılanmaları ve bu kurumların içerisine yerleştirdiği gibi, yurtdışındaki Fetö üniversitelerinden getirdiği Fetö elemanlarını ve yurtdışına gönderdiği Fetö elemanlarının, binlerce olduğu düşünülürse, kamufleye ve saklanmaya en uygun olan, bu kurumların %80 Fetö’nün yönetimindedir.
Bunun farkında olunsa bile, bir şey yapılamamaktadır. Öncelikle YÖK’ün tamamen tasfiyesi ve istinaf mahkemeleri gibi, YÖK’ün içerisinde ve bütün üniversitelerde, bağımsız ve tarafsız kurumlar tarafından, Fetö ayıklanması ve temizlenmesi yapılmalıdır.
Özellikle sosyal hayata girecek üniversite gençliğinin, avlandığı ve Fetö’ye transfer edildiği yerler, üniversitelerdir. Haksız bir şekilde ve tez yazmadan, unvan ve etiket kazanan, sahte doçentler, doktorlar ve profesörler sayılmayacak kadar çoktur, bunların tekrar ele alınarak, tasfiye edilmesi, ayıklanması gerekir.
İşte kanserle mücadele stratejisi gibi, Fetö stratejisi de süreklilik ve farklılık göstermelidir. Polisiye operasyonları ve yargı ayağı ile yapılan operasyonların yanında, üniversitelerdeki Fetö öğretim üyelerinin, ablaların ve abilerin adam devşirmelerinin önüne, acilen geçilmelidir.
Yurtdışından Fetö elemanlarının, sinsice devlet üniversitelerine sızması ve kapatılan yurtiçindeki Fetö üniversitelerinden, Bologna, Mevlana, Erasmus projeleri ile adam göndererek, hem devlet üniversitelerine, hem yurtdışı Fetö üniversitelerine, Fetö’nün kasasına para aktarma ve eleman aktarmanın önüne derhal geçilmelidir.
Bu mevzuyu görmezden gelip, üstü örtülerek pek çok Fetö elemanı, koruma yoluna gidilmektedir.
YÖK’ün hukuk bürosunda birikmiş olan, hırsızlık, yolsuzluk ve Fetö ihbarlarının, aylarca, yıllarca bekletilerek oyalanmasının önüne geçilmesi, bu dosyaların YÖK hukuk bürolarının elinden alınarak, bağımsız yargı ve inceleme heyetleri tarafından, masaya yatırılması ve sorgulanması gerekir.
İhbarları yapanlar YÖK tarafından bağlı bulunduğu üniversite rektörlerine bildirilerek, ihbar edenlere sürgün, baskı ve mobing uygulanarak, görevlerinden KHK ile atılmaktadırlar.
CUMA GÜNÜ SAAT: 20:45’TE AKİT TV’DE PERDE ARKASI PROGRAMINDA GÖRÜŞMEK DİLEĞİ İLE.


