Esas diktatör ve kıskanç kim?
Hz. Musa’ya izafe edilen pek çok hikayeler vardır. Bir gün Hz. Musa kulların ahvalini Cenab-ı Hakk’a arz etmek için Tur Dağı’na giderken; yaşlı, iki büklüm olmuş, sırtında çalı çırpı taşıyan bir ihtiyara rast gelir. Selamlaşırlar; ihtiyar kim olduğunu sorar. Hz. Musa da kendisinin peygamber olduğunu, Cenab-ı Hakk’a kullarının halini arz etmek ve emirler almak üzere Tur Dağı’na gittiğini söyler. İki büklüm ihtiyar, sırtındaki çalıyı bir kenara koyup, Hz. Musa’ya der ki; “Ben bu yaşıma kadar iki büklüm çalı çırpıyı sırtımda taşıyorum, Rabb’ine söyle de bana bir eşek versin, artık ahir ömrümde sırtımda çalı taşıyacak halim kalmadı.” Hz. Musa bu teklife biraz şaşkınlıkla “Evet” der ve yola devam eder. Cenab-ı Hakk’a vasıl olup kullarının halini arz ederken, bu meseleyi sunmakta biraz tereddüt eder. Yani bir kulunun Allah’tan eşek istediğini, söylenecek bir mesele olarak sunmayı hicap eder. Gerekli soruları sorup cevabını aldıktan sonra Hz. Musa geriye dönüp yola çıkarken, Rabbül Alemin olan Allah’ımız; “Ya Musa sorman gereken bir şey kalmadı mı” der.
“Ya Rabbi Sana her şey malumdur, bir kulunun, bildiğin gibi bir talebi vardır. Kendisi çok yaşlandığı için bir eşek istemektedir.” Cenab-ı Hak der ki: “O kuluma selam söyle, onun komşusunun ayağı sakat olan bir eşeği var, onun için dua etsin ki, ona da bir eşek vereyim.” Hz. Musa sevinerek yolda karşılaştığı ihtiyara der ki; “Senin müşkülün halloldu, Cenab-ı Hak sana bir eşek vereceğini vaad etti. Yalnız sen yaşlı komşuna dua et, Allah ona ikinci bir eşek versin ki, sana da bir eşek verecek.” İhtiyar birden öfkelenir, köpürür, “Vallahi, Allah ne ona bir eşek daha versin, ne de bana. Ben ölünceye kadar bu çalı çırpıyı sırtımda taşırım, yeter ki, Allah ona bir eşek daha vermesin” der.
İşte haset hangi yaşta ve hangi yerde olursa olsun dayanılmaz bir ateştir, haset sahibinin amelini; ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi bitirir.
Ben şimdi diyorum, eğer Gülen Türkiye’de kendisi olsaydı, daha önceki yıllarda düşüncelerini arz ettiği gibi, Türkiye’de bugün gelinen noktadan daha iyi hizmet noktasında nelerin yapılmasını isteyebilirdi? Bugün yapılanları beğenmeyen Gülen nelerin yapılmasını arzu ederdi? Kamu kurumlarının tamamına yerleştirilmiş imanlı, ihlaslı insanlar var, bütün başörtüsü sıkıntısı çeken bacılarımız sıkıntısından kurtulmuş, Kur’an kursları her yerde serbest, Risale-i Nur’lar açıkça devlet eliyle, Diyanet kanalıyla basılıp dağıtılabiliyor, bütün okullarda din dersleri, Kur’an-ı Kerim dersleri, hadis dersleri, Peygamber Efendimiz’in hayatı derslerimiz var. Türkiye yıllarca ödeyemediği (IMF) borçlarını ödemiş, dünyanın en büyük ve en genişlerinden olan 3. boğaz köprüsünü ve dünyanın en büyük hava limanlarını, hızlı trenlerini bütün ülkede gerçekleştirmiş. Hiçbir şehrin altyapı sorunu ve enerji sorunu kalmamış. Türkiye’nin bütün şehirlerinde havalimanlarını ve üniversitelerini tamamlamış. 78 milyonluk ülke 72 milyon internet kullanıcısına sahip. 20 milyon kayıtlı otomobili olan bir ülke haline gelmiş... Bu kadar güzel ve hayırlı işlerin yapılmış iken, sadece Gülen tarafından yapılmadığı için mi Tayyip Erdoğan yıkılmalı ve ülke batırılmalı? Hani “Milletimin imanını selamette görsem, cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım” derken gözyaşlarıyla vaazlar verirdin? Artık inanan insanların hayal dahi edemeyeceği bütün her şey gerçekleşmiş, dünya masasında Türkiye yerini almış, daha ilerilere gidecek bütün şartlar hazırlanmış, bunlara ilaveten henüz daha hayal edebileceğimiz fazla bir şey kalmamış iken; idarecilerimizin belki ufak tefek rahatsız olunacak halleri olsa bile kıskançlık ateşiyle tutuşmuş bir gönül var ki, teker teker Allah’ın ihsan ettiği bütün bu kurumlar ve içindeki ihlaslı, teheccüdlü, cevşenli kardeşlerimizin ve arkadaşlarımızın cezaevlerine girmesi, yurtlarının yuvalarının ve ailelerinin dağılması onu rahatsız etmiyor.
Sıkıştığı askeri vesayet dönemlerinde Evren Paşa’ya “Cennet mekan”, Ecevit’e “Şefaat hakkımı kullanırım” diyecek kadar reveranslar yapan Gülen, bugün başımızda bulunan, “Allah, kitap, Peygamber” diyen Cumhurbaşkanımıza, Başbakanımıza ve bütün dindar kabine üyelerimize ne gözle bakıp da memnun olmuyor?
Bundan daha iyi olabilecek bugüne kadar herhangi bir hükümet Türkiye’de görüldü mü? Daha önceki bütün hükümetlerin ömrü bir buçuk seneyi geçemedi, ilk defa peş peşe 4 sefer iktidar olan istikrarlı bir Türkiye ve halkın iradesiyle seçilmiş sivil ve dindar bir Cumhurbaşkanımız var. Bundan sonra Türkiye’nin önü ve ufku çok açık.
Gülen bu hususta bütün enerjisini ve bütün kabiliyetini Türk devletine destek olarak kullanacağı yerde, nasıl ABD’nin emrine girerek, bu diktatör devletin maşası olarak kan revan içerisindeki İslam coğrafyasını şampanya patlatarak kutlayan Amerika gemisinde ikamet ederek hayatını devam ettiriyor? Nasıl (“Ben eğer Mekke’de olsaydım dahi buraya gelirdim” diyen) üstadın yolundan sapıp Türkiye’den Pensilvanya’ya gidip ikamet ediyor? Gülen hiçbir seçim olmadan 1966’da tahta çantasıyla geldiği Kestane Pazarı Kur’an Kursu’ndan 78 yaşına kadar kendisini değişmez ve tenkit edilmez, dokunulmaz ilahi bir lider olarak hangi tercih ve seçimle tescillemiştir?
Şimdi kendisi Türkiye’nin bütün kurumlarını ele geçirmeye yetkili, aynı zamanda dünyanın 170 ülkesinde de aynı diktayı ve yönetimi yapmaya kendini ehil görürken, hangi seçimi kazanarak bu yetkilere sahip olduğunu iddia ediyor. Ben şimdi Tayyip Erdoğan’a “Diktatör” deyip, seçilmiş Cumhurbaşkanı’na tahammül edemeyen akıl sahiplerine soruyorum; Gülen’in diktasına nasıl selam duruyorsunuz ve dünya çapındaki bu diktatörü kabullenebiliyorsunuz?
Allah’a emanet olun.


