Dünyanın yeniden Osmanlı’nın adaletine ihtiyacı var
Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Şûra Suresi vardır.
Şûra ehli, düşüncelerini ortaya koyanlar ve toplumu düşünceler neticesinde alınan ortak kararlarla, hareket ettirmek demektir. Düşünen insanların ortak aldıkları kararın, namaz kadar önemli olduğuna vurgu yapılmaktadır.
(RABLERİNE İCABET EDENLER, NAMAZI DOST DOĞRU KILANLAR, İŞLERİ KENDİ ARALARINDA ŞÛRA İLE OLANLAR VE KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİKLERİMİZDEN İNFAK EDENLER, ŞÛRA: 38) Şûra ve meşveret, İslami litaratürde özellikle kamu otoritesinin, kamu görevini yürütürken istişarede bulunmasını ifade eden bir terimdir. Şûra ele alınan meselenin etraflıca müzakere edilip, farklı görüşlerin ortaya konulmasına ve mahşeri vicdanın desteğini almaya imkan sağlayan usuldür.
Şûra Müessesesi aynı zamanda İslam’daki fikir hürriyetinin de teoriden pratiğe aksetmesini sağlayan asli unsur mahiyetinde hayati bir müessesedir.
(BU HAYATIN BÜTÜN KAPSAMINDAKİ İŞLER İÇİN MÜŞAVERE ET) 3/159’uncu Ayetinde vurgulamak suretiyle, kamu yönetimi ile ilgili konularda danışarak karar vermek (Emir) formundaki bir anlatımla bildirilmektedir.
Her iki ayette geçen (Emir) kavramı ağırlıklı olarak kamu yönetimi ile ilgili konuları kapsamaktadır.
Daha çok sayıda ayet mevcuttur. Peygamber Efendimiz’in (SAV) sünneti incelendiğinde istişare ve Şûranın önemi ile ilgili çok sayıda kavli ve fiili sünnetin bulunduğu görülmektedir.
İslam İşbirliği Teşkilatı, işte bu meşveret ve Şûra manasında ümmetin büyük bir organizasyonu olarak ümit ve heyecan uyandırmıştır. Fakat görüldüğü gibi kurulduğu 1969 yılından bugüne kadar uluslararası çok büyük bir güç olarak kurtlar sofrası olan büyük devletler arasında pek varlığını ifade edememiş, ağırlığını ortaya koyamamıştır. Bu büyük ailenin ortak 56 İslam ülkesinin, elbette babaları, abileri, amcaları ve kardeşleri, durumundaki aile fertleri gibi olduğunu düşünmekte fayda vardır. Tabii ki kadim devletlerin, güçleri, kültürleri ve maddi boyutlarıyla daha küçük ve zayıf devletlerin maddi durumları ve kültür seviyeleri aynı düşünülmemelidir. Abi durumundaki lokomotif ülkelerin baş çekerek arkadan gelenlere önderlik ve rehberlik olma yönü ile model teşkil etmeleri bir çekirdek kadro oluşturmaları gerekmektedir.
İslam İşbirliği Teşkilatı arkadan gelen ülkeleri sürükleyecek, güce ulaşıp onları koruyup kollamak ve kendi seviyelerine çekme, ulaştırma hususunda daha büyük gayret ile ve daha büyük teşkilatlanma, mecburiyetindedirler.
Onlardan aynı gayreti ve aynı fedakarlığı beklemek haksızlık olur. Daha henüz 90 yılında Rusya’nın gaddar ve acımasız demir pençesinden, komünist sistemin acımasız, İslamsız, dinsiz, ahlaksız, yozlaştırma baskılarından kurtulan, Kardeş Türk Cumhuriyetleri’nin, diğer taraftan Afrika’da İngiltere ve Fransızların, sömürdüğü ve yozlaştırdığı ülkelerin aynı derecede bu sistem içinde varlık gösterebilmesi düşünülemez. Buna rağmen bütün beklentiler özellikle Türkiye ve geçmiş medeniyetleri itibariyle büyük abi konumundaki Osmanlı ve devamı niteliğinde olan Türkiye Cumhuriyeti, Suudi Arabistan, İran, Mısır, Hindistan, Pakistan gibi ülkelere gözünü dikmiş, Malezya, Endonezya gibi maddi yönden ve nüfusu itibariyle de kalabalık ülkelerden beklenti içindedirler.
Bu hususta, değişik çalışma kolları iyi değerlendirilerek, hızla yol alınabilir. Rusya’nın dağılmasından sonra elimize geçen “abi” pozisyonunu ,Türkiye yeteri kadar iyi değerlendiremedi. Paralel devlet yapılanmasının ise, oradaki bu boşluğu devletten daha hızlı bir şekilde doldurarak, orada örgütlendiği unutulmamalıdır.
Şimdi yakalamış olduğumuz bu Ak Parti istikrar döneminde ve ilk defa sivil seçim ile Cumhurbaşkanı seçilerek ortaya gerçekten bir lokomotif devlet modeli çıkmışken, bu kardeş ülkelere bekledikleri abilik pozisyonunu ve performansını ortaya koymalıyız. Böylece bir toparlanma ve Afrika, Asya ve Yakındoğu ve Uzakdoğu ülkeleri arasındaki birliktelikleri, hayata geçirme ve daha akışkan bir yol ve mekanizmalar oluşturulmalıdır. Bu büyük heyecanın arkası aralıksız devam ettirilmelidir.
Beklentiler bu hususta oluşmuştur, zemin ve zaman, mevsim buna çok uygundur.
İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI altyapısı ve kurumları itibari ile incelendiğinde, bütün faaliyetlere uygun kuruluş üniteleri mevcut görünmektedir. Bütün mesele, bu kurumlar arasında hızlı bir akışkanlık sağlayarak Dış İşleri Bakanlığı, TİKA, Diyanet Teşkilatı gibi kurumların bu heyecanın arkası kesilmeden yeni organizasyonlar ile mekanizmaları hayata geçirmesidir. İslam İş Birliği Teşkilatı, İsrail’in 21 Ağustos 1969’da uluslararası hukuka aykırı olarak FİLİSTİN KENTİ VE İSLÂM DÜNYASININ EN KUTSAL SİMGELERİNDEN OLAN EL AKSA CAMİSİ’NİN BULUNDUĞU KUDÜS’Ü İŞGAL ETMESİ İLE KURULMUŞ, TEPKİSEL BİR KURUMDUR.
İslam Alemi’nin ilk Kıblesi olan Mescidi Aksa ve Filistin Devletinin kuruluş gayesi birinci maddedir. Yıllarca Osmanlı döneminde özgürlük içerisinde kalan Mescidi Aksa; umulur ki yeniden 2. Osmanlı Adaleti ve hakimiyeti ile, İslam dünyasını şahlandıracak şerefe ulaştırması, Türkiye Cumhuriyeti Devletine nasip olacaktır.
BU AKŞAM DERİN KUTU PROGRAMINDA SAAT 22:20’DE GÖRÜŞMEK ÜZERE ALLAH’A EMANET OLUN.


