Dünya yeniden İslâm’a ve onun kahraman evladı Osmanlı’ya muhtaç
(İçinizden hayra çağıran, kötülüklerden men eden, bir topluluk bulunsun, onlar Allah yolunda Cihad ederler, kınayanların kınamasına aldırış etmezler.) Emri Bil Maruf ve Nehy-i Anil Münker, bütün müminlerin üzerine farzdır. İyiliği yapmak ve kötülükten men etmek bütün müminlerin üzerine, namaz, oruç, hac ve zekat gibi farz olan bir emirdir.
Daha kolay olan namaz, oruç, zekat gibi kısımları yaparken, Cihat ve kötülükten men etmek için çekilen mücadelelere, meşakkatlere ve zorluklara, katlanmak ve sefere çıkmak, terk edilecek bir amel değildir.
Bunlar birbirinden ayrılmazlar, ONLAR MÜMİNLERE KARŞI ALABİLDİĞİNE YUMUŞAK VE TOLERANSLI, ŞEFKATLİ, KAFİRLERE KARŞI İSE, ÇOK ŞİDDETLİ VE KARARLIDIRLAR. RÜKU VE SECDELERİ İLE RABLERİNİN BÜYÜK RIZALARINI VE RIDVANINI UMUT EDERLER.
1618-1648 arasında Avrupa baskıcı kiliselerin zulümleri altında inlerken, 30 yıl mezhep savaşları ile mücadele eder iken, batıl Hıristiyan putperestliğinin karanlığında ve giyotinler altında parçalanırken, masum insanlar ateşlere atılır iken, Osmanlı 1500-1600’ler de İslam’ın nuru ile 3 kıtada Cihad ve irşat görevi ile Muhteşem Süleyman dönemini yaşıyordu ve yükseliş döneminde idi.
(BİZ, ZAMANI MİLLETLER VE İNSANLAR ARASINDA ÇEVİRİP DURURUZ)
Gece ile Gündüz, Kış ile Yaz gibi.
Avrupa aydınlanma sürecine, Fransız ihtilalinden sonra Martin Luther’in ve Fransız Calvin’in, anlamadan okudukları eski Yunanca olan Tevrat ve İncil’i, kendi dillerine çevirince, papazların ve kiliselerin hilelerini, oyunlarını ve yalanlarını gördüler. Kilise baskısından kurtulduktan sonra, teknik ve teknolojide ilerlediler. Kilise mallarına el koydular, karanlık çağdan aydınlık çağa geçtiler, o dönemde onlar 30 yıl süren mezhep savaşları ile uğraşırken 1618-1648 döneminde Osmanlı İslam’ın Nuru ve Adaleti ile Muhteşem Süleyman döneminin, yükseliş zirvesindeydi.
Devletlerin de bir ömrü vardır, devletler de insanlar gibi doğar, büyür, ihtiyarlar ve ölürler.
Onlar o karanlık dönemden yeni bir doğuşla başlarken, biz de ihtişam döneminden yavaş, yavaş ihtiyarlama dönemine girdik. Ve 1900’lü yılların sonunda ne kadar mücadele edilirse edilsin, kader hükmünü verdi ve Muhteşem Osmanlı, tarihin karanlığında vefat etti. Fakat sürgününden yeni bir devlet doğduğu bugün, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak 100’üncü Yılında yeni fidan, genç devlet, dünyada tekrar eski ihtişamı ile boy gösterdi.
Avrupa ise 1600’lü yıllarda kilise baskısından koparak başladığı yükselişini geldiğimiz şu 2000’li yıllarda çürümeler ve çöküşler ile adaletsizlikler ve gaddarlıklar ile bütün dünyanın nefretini üzerine çekmek ile Gadab-ı İlahiye davetiye çıkarmış ve yolun sonuna gelmiş gibi görünmektedir.
MEVSİM ONLAR İÇİN KIŞ,
İSLÂM ÜMMETİ İÇİN NEV BAHARDIR
Sünnetullah dediğimiz insanların, ömrü olduğu gibi, devletlerin de böyle doğma, büyüme ve son bulma dönemleri vardır. Şimdi İslam Alemi’nin, diriliş döneminin başlangıcıdır. Bu uzun dönemler içerisinde, şahıslar ve toplumlar, mutlaka rol alırlar, hiç kimse bu işi başından sonuna kadar sahiplenemez.. Bu yükseliş ve çöküş dönemlerinde, tıpkı Osmanlı’da olduğu gibi, bazen 600 yıllık süreç içerisinde, 37 padişah gelip geçebilir. Hayır ile yâd edilenleri de vardır, başarılı olanları da vardır, başarısı az olanları da vardır.
Fakat hepsi bu süreç içinde yer alır, bugün de İslam dünyası batı karanlığının vahşi kapitalizmin, inançsızlığın ve ateizmin, komünizmin, bela ve musibetlerinden, yeni bir uyanış, diriliş ve Rabbine dönme, arayışı içerisinde gerçek İslam’a ve Kur’an Müslümanlığına dönme yolunda yükselmektedir.
Bu işin içerisinde de pek çok milletler, devletler ve liderler olacaktır. Hiç kimse tek başına bu işin tamamının kahramanı olma ve bu sürecin tamamını organize etme ve baştan sona hükmetme imkânına sahip değildir.
ÇÜNKÜ DEVLETLERİN ÖMRÜ İÇİNDE, ŞAHISLARIN ÖMÜRLERİ VE YAPACAKLARI İŞLER, ASIRLAR İÇİNDEKİ DAKİKALAR HÜKMÜNDEDİR.
YÜCE RABBİMİZ SON NEFESE KADAR SIRAT-I MUSTAKİM DE YÜRÜMEYİ NASİP EYLESİN.


