--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bir devlet ne zaman ve neden çöker!!!

Nurettin Veren
Nurettin Veren

Kanuni Döneminde Hızır (AS) ile de görüştüğü rivayet edilen, büyük maneviyat insanı Beşiktaşlı Yahya Efendi, aynı zamanda Kanuni Sultan Süleyman’la süt kardeş olduğu söylenmektedir. Yakın münasebetleri içerisinde, derin sohbetleri olur ve sık sık bir araya gelirler. 

Aslında Osmanlı padişahlarının, devlet idaresi alanında, pek çok kıymetli, bilge, gubbe altı vezirleri, sadrazamları olduğu gibi, her birisinin manevi hayatları ve yaşantıları itibari ile istişare edeceği, sırlarını açıp fikir danışacağı, destek alacağı Molla Gürani, Akşemseddin, Beşiktaşlı Yahya Efendi gibi itimat ettikleri, büyük maneviyat insanları vardır.

Kanuni Sultan Süleyman, Osmanlı devletinin en ihtişamlı döneminde bulunduğu ve bütün dünya devletlerinin, Osmanlı’nın kanatları altına sığınarak, adalet ve huzur içerisinde yaşadıkları bir dönemde, her şeyin zirveden sonra, inişe geçebileceği gibi, Osmanlı Devleti’nin de, inişe geçip, geçmeyeceği endişesi ile sebeplerini sormak üzere, güzel bir hatla yazılmış birkaç sayfalık mektubunu, Beşiktaşlı Yahya Efendiye gönderir.

Yahya Efendi; Padişahın mektubunu alıp okuduktan sonra, kısa bir cevap yazıp hemen kendisine gönderir. Mektupta cevap olarak sadece (Neme lazım be Padişahım) yazılı idi, padişah bu mektubu alıp okuduktan sonra, hayretler içerisinde kalır. Bu kadar kısa ve basit bir cevapla, Yahya Efendi’den gelen mektuba bir mana veremez.

Devletin bekası adına, büyük endişeler duyarak, birkaç sayfa halinde göndermiş olduğu mektubunun, basit bir cevapla geçiştirilmesinin sebebini, bizzat kendisi dergaha giderek sorar.

Ağabey niçin bu mektubuma bu kadar kısa cevap verdin, bunun manası nedir der?

Benim bu cevaptan anladığım: Beni bu işe karıştırma, gibi bir manadır. 

Yahya Efendi de: Bunun manasını gayet açıktır padişahım, Bir devlette, zulüm yayılırsa, haksızlıklar şayi olursa, işitenler de neme lazım derse, sonra koyunları kurtlar değil de, çobanlar yerse, bilenler, görenler de, bunu söylemeyip susarsa, fakirlerin, muhtaçların, yoksulların feryadı göklere çıkarsa, bunu da taşlardan başkası işitmez ise, 

İşte o zaman devletin sonu görünür, 

Devletin hazinesi boşalır, 

Halkın devlete itimat ve hürmeti sarsılır, 

Toplum içerisinde de, halkın biri birine güven duygusu yok olur, çöküş ve izmihlal de, böylece Mukadder hale gelir.

Bunları işitince, koca Sultan ağlamaya başlar ve Devletinde kendisine böyle ikaz edici, samimi, ihlaslı, din adamları olduğu için, Allah (CC) Hamd eder.

İşte bugün de Fetö hain yapılanmasının, devleti ve milleti çökertmek için, devletin, millete, milletin devlete olan güven ve bağlılığını koparacak, kasıtlı komplolar ile gizli Fetöcülerin kumpasları devam etmekte, halkın devlete küsmesi için planlar yapılmakta ve mağduriyetler oluşturulmaktadır.

 İslam şuurunun ana umdelerinden olan, (emr-i bil maruf, nehy-i anil münker, meselesi) belki de çoktan unutulmuş, İslami bir ana damardır. İslam›ın amele yönelik kısımlarına, önem verdiğimiz kadar, iyiliği emretmek, kötülüğü durdurmak meselesinin de, farz olduğu üzerinde durmayı, sistemli bir şekilde bize unutturdukları, toplumsal tepki duygularımızı köreltip aşındırdıkları için, iyiliği emretmek, kötülüğü durdurmak üzerinde, çok fazla kolektif ve dikkatli çalışmalıyız.

Tabii ki bu iyiliği emretmek ve kötülüğü durdurmak, sadece fertlerin yapacağı bir iş değildir. STK’larla (Sivil Toplum Örgütleri) ve devlet, millet işbirlikleri ile dünya çapındaki zulümlere ve ülke içindeki haksızlıklara karşı, sistemli, kolektif, prensipli ve disiplinli bir şekilde olmalıdır. 

 

Nurettin Veren Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle