Avrupa’nın ihanetine karşılık, eğitilmiş nesil ile mücadele
Kur’an-ı Kerim’de anlatılan bütün kıssalar da, zalimlerin dayanılmaz gaddarlığı ve gücü karşısında Mazlumlara yetişen, imdad-ı ilahi ve lütf-u ilahi ile sonuçlanan, başarılı kurtuluşlar anlatılmıştır.
Annem derdi ki; bu milletin, Allah katında öyle bir kıymeti var ki: Düşmanlarının her şeyiyle bitti tükendi dediği zaman, imdad-ı ilahi onlara yetişir, onlar aşılmaz denilen bu sıkıntılardan kurtulurlar ve tekrar yollarına devam ederler.
Ben de derdim ki: Peki anne niçin Allah son anda yetişir de, bu millete yardım eder, daha önceden yardım etse olmaz mı?
Annem de derdi ki; oğlum Allah bu milletin, sadakatını ve ihlasını sınamadan, onlara yardım etmez. Kul kendine düşen görevi ve misyonu, gayreti ve çileyi çekmeden, kolaylıkla lütuf ve rahmet kapıları açılmaz.
Bugün milletimizin ve ülkemizin içerisinde bulunmuş olduğu, sıkıntılı durumlar ve dünyanın bütün zalim ve gaddar Devletlerinin ikiyüzlü davranışları, entrikaları, çepeçevre kuşatılmış olduğumuz bir ortamda dahi, açık bir inayet şemsiyesi altında, milletimiz yoluna devam etmektedir.
Milli silah sanayimizin üretimi %60’lara ulaşmış, büyüme hızımız, Avrupa ülkelerinin üzerinde, bütün ekonomik sarsıntılara ve entrikalara rağmen, Avrupa ülkelerinden daha ileri bir konumdayız.
Nüfus itibariyle 80 milyona dayanmış, Ortadoğu’nun en güçlü büyük Devletleri içerisinde ayakta duran, kilit konumda bir ülkeyiz.
Baharın durdurulması veya kışın engellenmesi mümkün olmadığı gibi, Cenab-ı Hakk’ın emri ilahisi ile cereyan eden, hadiseler Beşer’in eliyle önlenemez. (Hayyu Kayyum olan) Her şeyi Yaratan ve her şeyi kesintisiz yönetimi altında yöneten hüküm, güç ve azamet sahibi olan Allah’ın hükümlerinin geçerli olduğu, uzaydaki trilyonlarca galaksilerden, nebulozlardan, yıldızlardan, gezegenlerden bir tanesi olan dünyamız ve içerisindeki hadiselerden bahsediyoruz.
Olaylara bu manada inanmışlık içerisinde bakarak, yolumuza devam etmeli ve işimizi yapmalıyız. Sefer bizden zafer Allah’tandır.
Bugün yaşlanmış ve çürümüş Batı devletleri, birbirlerinden çözülen Avrupa Birliği’ne karşılık, bu darbelerin, parçalanmaların, ihanetlerin, sillesini yiyen, batı zalim ve gaddarlarının, Asya münafıklarının oyunlarını çözen ve gören, inançlı, milli, dindar, yeni bir nesil doğmaktadır.
Parçalanan İslam dünyası, her şeyi ile oynanan, entrikalarla ellerinden alınan, yer altı, yer üstü zenginliklerinin farkında olarak, batıya karşı kin ve nefretlerini kendi iradeleriyle olmasa bile, Cebr-i Lütfi olarak bir araya gelecekler, zamanla birbirlerini sevecekler, birbirlerini bulacaklar, bundan başka hiçbir seçenekleri yok.
Ülkeleri elinden alınan mülteci, göçmen ve esir durumuna düşürülen bu insanlar, batının acımasızlığı karşısında, çektikleri acılar kendi insanları ile yan yana gelmelerinin ihtiyacını hissedecekler ve mutlaka tepki hareketiyle, yakın bir gelecekte batıya hesap sorma konumunda bulunacaklardır.
Avrupa ülkelerine, İslam coğrafyasından daha önce hicret etmiş olanlarla irtibata geçip, orada yapabilecekleri eylemleri ve İslam’ın gerçek gücünü ve şuurunu kullanarak bir araya gelecekler, hem daha önceden Avrupa’ya geçmiş olanlar, hem de şu anda batının sillesini ve entrikasını görenler, elbirliği ile batının kof dünyasını ele geçirecekler.
Bu hususta yıllar öncesinden Avrupa ülkelerine gidenler, oralarda çocuklarını üst düzey yönetici olarak yetiştirebilecek, kendilerine ait eğitim kurumlarını, bulundukları ülkelere yatırım yaparak, Türkiye ile de Sıla-i Rahim denilen ana yurtla, irtibatı kesmeden, Avrupa içerisinde yapabilecekleri büyük sosyal hareketlerin, çekirdeklerini ve altyapılarını bugünden hazırlamalıdırlar.
Nasıl ki, 100 yıl, hatta 150 yıl öncesinden, düşmanlarımızın Osmanlı payitahtında ve önemli büyükşehirlerde, Fransızların, Amerikalıların, İngilizlerin açmış olduğu özel okullarda, ajanlarını ve casuslarını yetiştirip, ülkemizdeki bütün faaliyetleri de onların eliyle yönetecek elemanları soktukları gibi, bizim de bugün aynı şekilde, Avrupa ülkelerinde kendi çocuklarımızı, kendi kültürümüze ve kendi köklerimize ve İslam’a bağlı olarak yetiştirip, o ülkelerin yöneticisi olma konumunda olabilecek, eğitim kurumlarını oluşturmamız lazımdır.
İsviçre’den, Fransa’dan ve Almanya’dan görüşmüş olduğum pek çok arkadaşı, Türkiye’de villa yapmaya ve memleketinde inşaat yapmaya harcayacakları o parayı, bir araya getirip, kurmuş oldukları dernek ve vakıflarla eğitim kurumları açıp, o bulunmuş oldukları ülkelerde, kendi çocuklarını, o ülkelerin eğitim yasalarına uygun bir şekilde yetiştirip, üst düzey yöneticiler halinde, o ülkelerde önemli konumlarda, koordine etmelerini tavsiye etmiştim.
Daha önceden o ülkelerdeki Fetö okullarına gönderdikleri çocuklarını alıp kurtardıkları gibi, kendileri bir araya gelerek, şirket, vakıf ve dernek olarak, aynı eğitim kurumlarını, Fetö’nün becerdiğinden daha iyisini ve millisini, elbette orada bulunan kardeşlerimiz, bir araya gelerek yapabilirler.


