--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Askeri gücümüz ile beraber manevi gücümüzü de geliştirmeliyiz

Nurettin Veren
Nurettin Veren

Kâinatta boşluklar doldurulur veya boşluk yoktur sözünde bir gerçeklik olduğu gibi insanların ruhunda, beyninde ve kalbinde de aynı şekilde boşluklar, bir şekli ile hayır ve şerle doldurulabilir. 

İnsanın manevi hayatının içerisindeki boşluklar da ruhani, nurani, meleki duygu ve düşüncelerle, ya da şeytani ve süfli şeylerle doldurulur. İnsan tıpkı ilahi bir kap veya şeytani bir kap durumuna geçebilecek mahiyette yaratılmıştır. Mahiyetindeki duyu organları ile şeytanın girip çıkabileceği pek çok delikler vardır.

İnsan (taallüm ile tekemmül) denilen eğitimle sürekli gelişmeye müsait, hayır ve şer uçları açık olarak yaratılmıştır. Mearic suresi 19’da belirtildiği gibi; “Doyumsuzluk insanın yaradılışında vardır.”

Hatta doyumsuz ve sınırsız kapasitesi ile melekleri bile geçebilecek hayır kabiliyeti olduğu gibi, şeytanı bile utandıracak şer kabiliyetine müsait yaratılmıştır. Bu sınırsızlık kabiliyeti ile diğer mahlûkattaki farklılığı sınırsız ve sonsuzluk ile olan arzusu ile de alakadardır. 

Dünyaya geldiği zaman boş bir kap gibi gelir, çevreden gelen katkılarla etkilenerek, ruh ve idrak dünyası doldurulur, hayır ve şer gibi her şey içerisine girebilir. Bu manada dolu olan bir şeyin önce boşalması, daha sonra yeni şeylerin dolması, sürekli devam eder. Burada sorumluluk, buluğ çağına geldikten sonra kişinin sorumluluğundadır. 

İsra suresi 13; “Biz her insanın amelini (yaptığı, işlediği işleri) kendi boynuna bağladık.”

Yeni nesillerimizin boş şeylerle, değerlerinden ve gerçek hedeflerinden uzaklaştırılarak manevi dünyaları ve akılları boşaltıldıktan sonra, şeytani düşüncedeki yapılanmalar, teşkilatlanmalar; 

İnsi ve cinni şeytanlar, onları köle olarak kullanacakları veya fiziki alemde ellerindeki ülkelerini, enerji kaynaklarını ve nesillerini alabilmek için, o ülke insanları ile açık savaşların yerine insanların, yeni nesillerinin akıllarını, ruhlarını boşaltıp, yerlerini kendi görgü, görenek, töre ve alışkanlıklarını yerleştirmek metodu ile çalışmaktadırlar. 

Yani şu anda nesillerimiz tamamen kendi köklerinden, hedeflerinden, inançlarından koparılmış ve batının istediği entegrasyon ve eğitim alışkanlık değişimi ile, tamamen kendine benzetmeye çalışan bir sistemi, (siber sistemler ve elektronik cihazlar ile) uygulamaktadır. 

Batı dünyasının en çok korktuğu, İslam dünyasındaki şehitlik inancının ve cihat anlayışının, ölüm ötesi hayatın, büyük bir mevki ve makamı olduğuna inanmalarıdır. Haçlı dünyanın aldığı hazların çok ötesinde, bir haz ve mükâfata ulaşma duygusu ve düşüncesidir. Ölümün ötesinde, ölümsüzlüğü yakalayacak manasını taşıyan şehitlik duygusu ile onların topu tüfeği ve silahına karşı, şehitlik ile ilgili duygu ve düşüncelere sahip olmasıdır. 

Şehit ne demektir, kimler şehit sayılır, İslam’da şehitlerle ilgili hükümler nelerdir, Allah yolunda canını veren kimseye şehit, çoğula da şüheda denir. Bakara 154 de; “Allah yolunda öldürülenlere, ölüler demeyin, onlar diridirler, Rableri katından rızıklandırılmaktadırlar, fakat siz fark edemiyorsunuz.” 

O hayat tarzı, dünya ile ahiret arasında, bilemediğimiz bir şekilde devam ediyor. Rüya alemi ve yakaza alemi buna bir misal teşkil edebilir. 

Bir hadisi şerifte; Peygamber (s.a.v) “Şehitler cennettedir” buyurmuştur. Haçlı dünyasının bir türlü anlayamadığı ve anlamak istemediği en çok korktuğu şey de işte budur. 

Halit Bin Velid’in, İran komutanına söylediği şu sözler; şehitliğin maddi, manevi Müslümanlara vermiş olduğu şevk ve güce neden olduğunu, en güzel şekilde ifade etmektedir. 

Sizin hayat ve şarabı sevdiğiniz kadar, ölümü seven bir orduyla size geldim. Şüheda hayatı ruhani bir hayat, daha doğrusu hakiki bir hayattır. Şehit kendini hayatta bilir, ölümün acısını hissetmeden kendini daha güzel bir alemde bulur. 

Haçlı dünyasının en çok korktuğu şey, cihat ve şehitlik inancıdır. Bu duygu ve düşünceyi yıkmak ve kaldırmak istemektedir. 

Yeni nesillerimize bütün eğitim safahatı içerisinde, yüksek menzil ve gayelere yönlendirerek, hayatlarının esas gayesi olan bu duyguyu, tekrar tekrar aile ocağından başlayarak, bütün eğitim kademelerimizde, iman ve Kur’an derslerinde anlatmalıyız. Bizim bu gücümüzün bütün dünya ve ahiretimiz için, en büyük kazancımız ve silahımız olduğu inancını kalplerde perçinlemeliyiz.

İçinde bulunduğumuz ve sürekli mücadele mecburiyetinde olacağımız bu kutsal coğrafyada, duygu ve inancımızı, haçlı dünyasının çalmasına fırsat vermemeliyiz.

 

Nurettin Veren Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle