Anayasa oylamasını sabote etmek için Ermeni meselesini meclise taşıyan Garo Paylan
Maalesef kahramanımızın çok olduğu kadar, haini de çok bir yapımız var. İçerden satın alınan hainler olmasa, devletimizi hiçbir dış güç sarsamaz, diz çöktüremez.
Anayasa değişikliği teklifinin, 11. maddesi görüşülürken, söz alan HDP İstanbul milletvekili Garo Paylan, ‘bir zamanlar %40 idik, bugün binde biriz; her halde başımıza bir iş geldi ki!.. Ben bunun adına soykırım diyorum’, sözleri gerginliğe yol açtı.
İşte hiç münasebeti yokken, Ermeni meselesini gündeme getirerek, açıkça ekmek yediği kaba tüküren, anayasa oylamasını engellemek için mecliste kavga çıkarmaya çalışarak, Yahudi ve Süryanileri de, soykırıma dahil etti.
Böyle ihanet sahipleri, yurtiçinde ve yurtdışında, ülkesinin dibini delmek için uğraşanlar, dışarıdaki hainlerden daha çok içeride fitne uyandırırlar. HDP’li Paylan’a, üç birleşim meclisten, çıkarılma cezası verilmiş. Bence bu ihanetin cezası sadece meclisten çıkarma değil, bir daha ebediyen meclise gelmemesi ve cezaevine girmesini gerektirecek bir suçtur.
Diğer taraftan Akit Gazetesi’nin pazar günü birinci sayfadan vermiş olduğu, Yahudi asıllı işadamı Doğan Kasadolu, Türkler soykırım yaptı diyen, HDP Milletvekili Garo Paylan’a tepki gösterdi. Türkler hiçbir dönemde soykırım yapmadı, bilakis Ermeniler soykırım yaptı diyerek, Yahudileri bu işe karıştırmak istemesi ile Yahudilere kasıtlı davrandığını açıkladı.
Paylan hem bu milletin ekmeğini yiyor, hem de ekmek yediği kaba tükürüyor. Doğan, Paylan’ın çirkin iftiraları ile de, uluslararası lobi çetelerine hizmet etmeye çalıştığını söyledi. (Paylan da deve inadı var dedi.)
Asıl katliamı Ermenilerin yaptığını açıkça ifade eden Doğan Kasadolu, bu hususta Ermeni cemaatine karşı, Yahudileri de bu işe karıştırmalarından dolayı, Yahudi cemaatinin tepki vermesini, Yahudi hahambaşılığından mesaj yayınlamalarını istedi.
Şanlı ecdadımız Osmanlı’nın, bütün dünya milletlerine ve tebası içindeki gayrimüslimlere bile, ne kadar adaletli davrandığını, öncelikle kendi tarihimizden kesitler sunarak, doğru bilgilerle, yakın tarihimizi nesillerimize anlatmalıyız.
Yunan tarihi ve mitoloji tarihi okutmaktansa, yakın tarihimizdeki gerçekleri okutarak, şuur altımızda atalarımız olan Osmanlı’nın, kesinlikle yüksek seciye ve ahlakı, adaletli yönetimi anlatılmalıdır.
14 Kasım 1914 tarihinde, Osmanlı Devleti birinci Dünya Savaşı’na katılmıştı. Bu durumu fırsat gören Osmanlı vatandaşı, Ermeniler hem savaş öncesi, hem savaş sonrası, gönüllü Rus ordusuna kayıt olmuşlardı. Pek çok çete kurarak, yüz yıllardır beraber yaşadıkları, Anadolu’da, isyanlar çıkarmış ve Türk köylerine baskınlar düzenlemişler, komşularını arkadan vurmuşlardı.
Osmanlı Hükümeti de, bu hareketleri, isyanları önlemek için, 24 Nisan 1915’te bir genelge yayınlayarak, Taşnak, Hınçak, Taflan, gibi Ermeni komitelerinin kapatılmasına, evraklarına el konulmasına karar vermişti. Ancak bu yeterli olmamış, bu nedenle Enver Paşa, Talat Paşa’ya bir telgraf yollamış, Ermenilerin Rusya’ya, ya da Anadolu’nun çeşitli yerlerine dağıtılmasını önermişti.
Ancak Talat Paşa, Ermenileri ülke dışına yollamamış, bugünkü Suriye’ye sevk etmiş, sadece isyan edenler için kanun çıkarmıştır. Köyler kurularak, her aileye tarım alanı, ev ve iş sağlanacağı teminatı verilmiştir.
İstanbul, Edirne, Aydın’da yaşayan Ermenilere dokunulmamıştır. Sevk sırasında yol şartlarının bozukluğu, salgın hastalıklar, hava koşulları, Kürt ve Arap aşiretlerinin yağmalama saldırıları olmuş ve çok sayıda insan hayatını kaybetmiştir. Sevk 1917’de sona ermiştir.
Paris Barış Konferansı’na katılanlar; Bu rakamın 2.250.000 olarak açıklamış, bu konuyu araştıran Yusuf Halaçoğlu ise, rakamı 110.000 olarak vermiştir.
Osmanlı’da toplam 218 sadrazam görev yapmıştır. Alaaddin isimli ilk sadrazam, Orhan Gazi döneminde 1323 yılında göreve getirilmiş, son sadrazam ise, 1920 de sadece 25 gün görevde kalan Abaza kökenli, Salih Hulusi Paşa olmuştur. Sadrazamların 101’i Türk kökenli, geri kalan 117’si farklı etnik kökenlerden gelmektedir.
32’si Arnavut, 12’si Boşnak, 11’inin Gürcü, 9’unun Abaza, 8’inin devşirme, 6’sının Rum, 4’ünün Çerkez, 4’ünün Hırvat, 2’sinin Arap, 2’sinin Ermeni, 2’sinin İtalyan, 1’inin Rus, 1’inin Bulgar, 1’inin Sırp, 1’ininde Çeçen olduğu görülecektir.
Bazı sadrazamlar da etnik kökenleri ile anılmaktadır. Rum Mahmutpaşa, Rum Mehmet Paşa, Zağanos Paşa, Evranos Paşa, gibi sadrazamlar da, bu durumun en iyi örnekleridir. Fransız Kontu Humbaracı Ahmet Paşa, birçok yabancı da, din ve isim değiştirerek veya değiştirmeyerek, Osmanlı’nın hizmetine girmiştir. Bunlardan da, tarihimizde yer edinen önemli isimler vardır.
İlk Türk Matbaası din değiştirerek, Müslüman olan ve İbrahim Müteferrika ismini alan, Protestan bir Macar tarafından kurulmuştur. Osmanlı ordusunda humbaracılar olarak adlandırılan, patlayıcı silahlar bölümünü, modernleştirme görevi verilen Humbaracı Osman Paşa, aslında bir Fransız Kontu, gerçek adı Claude Alexandre Bonneval olan, Osman Ahmet Paşa, İstanbul’a gelmeden önce Fransız kralı 14. Lui’nin hizmetinde çalışmıştır.
HİÇ KİMSENİN DİNİNE VE ETNİK KÖKENİNE, YAŞAM TARZINA MÜDAHALE EDİLMEDEN, ASIRLARCA PEK ÇOK MİLLET, HUZUR VE ADALET İÇERİSİNDE, OSMANLI DEVLETİNDE, YAŞAYABİLMİŞTİR.
BUGÜN BU BİRLİK VE BERABERLİĞE, HER ZAMANKİNDEN DAHA ÇOK MUHTACIZ.


