AK Parti’nin darbeler ile mücadele serüveni
Rahmetli Erbakan Hocamızın kurmuş olduğu, Milli Nizam, Milli Selamet ve Saadet Partileri, askeri vesayetler altında, aslında hep darbelerle mücadele ederek, hayatiyetini devam ettirdi.
AK Parti de, aslında bugüne kadar hep darbelerle mücadele etti ve bundan sonra da darbelerle mücadele etmeye devam edecek gibi görünüyor.
Sondan başa doğru gidersek, 15 Temmuz darbesi, 17-25 darbesi, Cumhurbaşkanlığı seçimi için 367’nin icadı ile ortaya bir kriz çıkarıldı.
(Bu kriz ortaya atıldığında 363 milletvekili olan bir parti vardı, 78 milyon vatandaşa Cumhurbaşkanını seçme hakkı verilerek, bu krizin nasıl atlatıldığı düşünülürse, bunların hepsi bir ön kesme ve örtülü bir darbe girişimleri idi ve hepsi Allah’ın izni ile aşıldı.)
2008’de, 14 Mart’ta Parti’yi kapatma kararı ki, (iktidar partisi %47 oy almış ve güçlü bir şekilde iktidara gelmişti.) Fakat buna rağmen iktidardaki partiye kapatma davası açıldı. Bu kapatma davası başarılı olmayınca, yargı darbesi ile karşı karşıya kalındı.
Yargı darbesi ile ülkenin önünü kesmek isteyen FETÖ, ilk defa aktif ve açık olarak sahneye çıkıp, devlet ile açık bir çatışmaya girdi. Sonunda bir anayasa değişikliği ihtiyacı doğdu, özellikle HSYK’nın yeniden yapılandırılması ve diğer bazı maddeler ile ilgili de, Referandum yapıldı.
Ama ondan sonraki gelişmelerde, FETÖ’nün yargı içerisindeki gücünün bilinir hale geldiği, açık bir dönemdir. Bu HSYK’nın oluşumuna yansıdı, mahkemelerde alınan kararlara da yansıdı, o andan itibaren, yavaş yavaş örgüt, siyasi iradeye kafa tutacak güce eriştiğini açıkça hissettirmeye başladı.
İşte MİT Başkanı›nın alınmak istenmesi, 17-25 Aralık yargı darbesi girişimi, dershanelerin kapatılma sürecinde yaşanan olaylar, MİT TIR’larının durdurulması ve buna benzer birçok açık çatışma başlamış oldu.
En sonunda, 15 Temmuz 2016 FETÖ’nün Türkiye›de kanlı silahlı darbe girişimine pabuç bırakmadan, AK Parti hükümeti yoluna devam etti. Milletimizin feraseti bu oyunları bozdu ve AK Parti hükümeti bütün bu restleşmelerden ve gizli açık darbelerden, hep Allah’ın izni ile güçlenerek çıktı, inşallah 16 Nisan 2017 halk oylamasından da, daha da güçlenerek çıkacağına inanıyoruz.
Ülkemiz bu gizli açık darbelerle uğraşırken, bir yandan da ekonomik yönden yatırımlarına devam etti. Diğer yandan da, doğu ve güneydoğu’daki Ateş Çemberi ile savaş ortamına çekilip, askeri gücünü de korumak mecburiyetinde kaldığını düşünürsek, bütün bu kıskacın içerisinde, yine de varlığını sürdürdüğü ve hızından bir şey kaybetmediği açıkça görülüyor.
14 yılda eğitimde, sağlıkta, ulaşımda, sosyal devlet anlayışında, büyümede, kalkınmada, Sanayi ve Teknoloji de, savunma sanayinin millileşmesinde, önemli adımlar atıldığına da şahit oluyoruz.
Bugün referanduma çok az bir zaman kala, hâlâ daha ülkeye köstek olmak isteyenler, Türkiye’nin başarılarından rahatsız olan, batı, haçlı dünyası ve içimizdeki işbirlikçileri ile el ele, algı oluşturarak özellikle 15 Temmuz darbe hareketini sulandırarak, ciddi çalışmalar yapmaktadırlar.
Adil Öksüz meselesini özellikle gündemde tutarak, ele geçirilebilirse darbe çözülecekmiş imajı verilerek, adeta cambaza bak, denilmektedir. Elde bunca tutuklu darbeci sanık varken mesela şu isimlerin neden üzerine gidilmiyor.
KEMAL BATMAZ, HARUN BİNİŞ, NURETTİN ORUÇ, ALİ ÜNAL, ALADDİN KAYA, İLHAN İŞBİLEN, HİDAYET KARACA, KUTBETTİN GÜLEN GİBİ ÖNEMLİ İSİMLER SORGULANSA, BÜTÜN DARBE HAREKETİ AÇIKÇA ORTAYA ÇIKACAKTIR.
Bu hususta en çok kendisinden bilgi alınacak kişi Kemalettin Özdemir’dir.
Darbeden sonra geçen 8-9 aylık süreç içerisinde, uçaklar belli, kullananları belli, kurşun sıkanlar belli, tanklar ve tankları kullanan eller belli iken, bunlara zaman kazandırarak sulandırılması, kendi içimizde dahi darbenin henüz netleşmemiş olması, tabii ki başka ülkelerin de darbe hususunda, ellerine koz verilmiş gibi oluyor.
ABD’ye verilen 80 koli evraka rağmen, Feto’nun örgüt lideri olduğu ve darbeyi organize ettiği, kabul etmediği gibi FETÖ mensuplarını koruyup, ödüllendiriyor. Şerif Ali Tekalan’ı Texas Üniversitesinin rektörü yapıyor.
Türkiye’nin bütün taleplerine rağmen, FETÖ’yü bir terör örgütü olarak tanımayan Berlin yönetimi, bu örgütün 15 Temmuz darbe girişiminin arkasındaki temel aktör olduğunu da kabul etmeye yanaşmamaktadır. Aynı şekilde Alman hükümeti, ülkesine kaçan Zekeriya Öz ve Celal Kara gibi, FETÖ’nün önemli isimleriyle diğer örgüt mensubu kamu görevlilerini de Türkiye’ye iade etmeyi reddetmektedir.
Öncelikle darbe hadisesini kendi içimizde, Türkiye adaleti olarak çok kısa zamanda neticelendirmeliyiz. Dokuz ay içerisinde açık ve net bir şekilde yakalananlar, görüntüler, şahitler ve deliller ortadayken, bu darbeyi yapanların bu kadar sulandırarak hâlâ daha mahkemelerin uzaması, tabii ki dış güçler ve Feto tarafından değerlendirilecek ve darbenin üzerine sis perdesi atılmaya çalışılacaktır.
Bir an evvel içerdeki hainlerin, mahkemelerinin neticelendirilerek, cezalarının kesilmesi gerekir.
Yoksa bu hamur çok su götürecek, adalet ve hükümet güvenilirlik ve inandırıcılık açısından yara alacak.
GEÇ KALMIŞ ADALET, ADALET DEĞİLDİR, DENDİĞİ GİBİ OLACAK.
CUMA GÜNÜ SAAT: 20.45’TE AKİT TV’DE PERDE ARKASI PROGRAMINDA GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE.


