--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

ABD’nin Truva atını durdurmaya mecburuz

Nurettin Veren
Nurettin Veren

Bütün devletlerin 25 yıllık, 50 yıllık, hatta 100 yıllık geleceğe yönelik stratejileri, planları ve projeleri vardır.

1988 yılında FETÖ’nün Altunizade FEM Dershanesini karargâh olarak kullandığı ve orada ikâmet ettiği zamanda, bir gün elindeki bir faks kâğıdı ile odasından çıktı. 22 ülkenin bölüneceğine dair bir haber var dedi. O dönem sadece eğitim ve talebeye yardım konuları ile ilgilenildiği için, dünya siyaseti ve politika ile ilgili konular hakkında pek bilgimiz yoktu.

Bu konuyla ilgili bir tahmin yürütemedik ve ne demek istediğini çok anlayamadık. FETO bir gün cami kürsüsünden, çok yakında Rusya’nın gümbür gümbür yıkılacağını göreceksiniz demişti ve nitekim 90 yılında Rusya, hiçbir harici müdahale ve savaş olmadan, kendi enkazı üzerine yıkıldı, çöktü.

Daha sonraki yıllarda diğer ülkeler, başta Yugoslavya, Irak, Kuzey Afrika ülkeleri, Suriye, Libya gibi ülkeler, peş peşe dağıldı ve parçalandı, Mısır’da da, darbe oldu. Bunu FETÖ’nün kerameti olarak algılayan örgüt mensupları, hayret ve dehşetle bu hadiseleri, ileriye yönelik görüşünden bildiler.

Oysa Yeşil Kuşak, Büyük Ortadoğu Projesi adı altında, Ilımlı İslam söylemleri ile ABD, İngiltere, Fransa ve Rusya’nın da bilgisi dahilinde, Sykes-Picot projesini hayata geçirmek üzere, adım adım yürümeye başlamıştı. 

Parçaladığı ve gömdüğünü düşündüğü büyük Osmanlı Devleti ve hilafetin kaldırılması, onlar için yeterli bir sonuç değildi.

Aradan geçen 100 yıllık zaman içerisinde, İslam dünyasında yeni bir arayış ve birlik olabilme ihtimaline binaen, Anadolu’daki bu küllenmiş ateşin yeniden tutuşabilecek olması endişesiyle, İslam coğrafyasındaki gelişmelerin peşini hiç bırakmadılar.

Sürekli kontrol ellerinde olacak şekilde, önceleri NATO bahanesiyle ve BM sopasını bize karşı özellikle kullanarak, bütün içişlerimiz de, bizi yönetmeye devam ettiler. Ordunun en üst kademesindeki kurmay kadroları sürekli eğitim bahanesiyle Amerika›da kendine bağlı ve bağımlı halde, kendi devletimizin başına musallat ettiler.

Türkiye ne zaman, kendini müstakil bir devlet olduğu şekliyle düşünüp hareket edecek olsa, askeri bir darbe ile (bizim çocukların eli ile) tekrar ABD’nin kontrolüne girecek şekilde gerisin geriye itildi. 

Şimdi bütün bu çemberleri kırma ve 15 yıllık tek parti iktidarı döneminde kazanmış olduğu ivme ile ABD’nin ve AB’nin kontrolünden çıkma gayretinde olan Türkiye, onları müthiş rahatsız ediyor ve hırçınlaştırıyor.

Eğer güneyimizde bir Kürdistan kurulursa, bu Türkiye’nin, Türk milletinin hatta İslam’ın önderliğini yapan diğer Müslüman ülkeleri bir bayrak altında toplamış, İslam’ı yayma da ve cihatta en önde rol almış, bu milletin istikbali ve geleceği için çok büyük bir engel teşkil eder.

Çünkü haritaya dikkatle baktığımız zaman, Türkiye›nin batısı Yunanistan ile kapatılmış, doğumuz da Ermenistan, kuzeyimizde kadim düşmanımız Rusya, şimdi ise güneyimizde Kürdistan adı altında, Siyonist uşağı bir devlet ile kuşatma tamamlanmak isteniyor.

Bu sayede Türkiye’nin etrafı çevrelenmekte, hem gelecekte olası potansiyel büyümemizi engelleyerek, Arap ve diğer Müslüman ülkelerle irtibatımız koparılmak istenmektedir. Nasıl ki Arapların başına 1948’de önceleri küçük bir devlet olan İsrail bela edildiyse, bizim başımıza da bu Kürdistan bela edilmek istenmektedir, yılanın başını hemen koparmalıyız. 

Atalarımız gibi akıllıca davranmalıyız, kendimize yeni müttefikler bulmalıyız, Rusya, Çin, Pakistan, Hindistan, Kazakistan, Azerbaycan, Türkmenistan gibi ülkeler ile bir pakt kurma şeklinde de olabilir.

Devletler arası ilişkiler de, duygusallığa yer yoktur, ulusal çıkar ve ulusal güvenlik esastır. Barzani’ye yapılacak ilk iş, sınırı kapatmak ve petrol akışını durdurmak, buna rağmen referanduma yine de giderse, İran ve Irak ile anlaşıp, müşterek bir operasyon ile Barzani›nin engellenmesini sağlamaktır.

Zaten Ankara Antlaşması’na göre Irak eğer bölünürse, Kerkük ve Musul’a Türkiye’nin operasyon hakkı vardır.

Yani meşru hakkımızı uluslararası düzeyde kullanabiliriz, bu avantajı dünya kamuoyunda iyi değerlendirmemiz lazım. Eğer engelleyemezsek bu Türkiye açısından çok büyük bir tehdit olur.

Pek çoğu Sünni ve Şii Müslüman olan Kürtler, ABD’nin ve Siyonist İsrail’in desteklediği kukla bir Kürt devletinin yanında değildir. Yıllarca İslam bayrağına hizmet etmiş, İslam davası için cepheden cepheye koşmuş olan Kürt kardeşlerimizin, İsrail bayrağını öpüp, ona secde eden bir yapılanmaya ve ondan yardım bekleyen bir hükümete razı olacağını hiçbir zaman düşünmedik.

Her ne kadar ırkçılık yapan Barzani, Kürtçülüğü öne çıkararak müstakil bir devlet kurma hayalini sürekli kurcalasa da, inançlı Müslüman Kürt kardeşlerimiz, bu Siyonist uşağı İsrail bayrağına secde eden, ABD’nin köpeği olabilecek bir Kürt devletini, kesinlikle istemeyeceklerdir.

Kürt milleti kesinlikle İslamsız yaşayamaz, Türkler de, Kürtsüz yaşayamaz, Kürt de, Türk’ten ayrılamaz, araya fitne sokmak isteyenlerin hevesi kursağında kalacaktır. Zaman bize bunu açık bir şekilde gösterecektir. Hiç ummadıkları bir şekilde İslam, Kürt kardeşliği, 15 Temmuz’daki FETÖ’ye karşı yapılan sürpriz darbe karşıtlığı gibi aniden, kâfirlerin ve zalimlerin karşısına, Türk, Kürt, Arap, Türkmen, kardeşliği çıkacaktır.

 

Nurettin Veren Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle