--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

AB bükemediği bileği öpmek zorunda

Nurettin Veren
Nurettin Veren

600 yıllık koca çınar Osmanlı İmparatorluğu yıkılıp, en sonunda hilafet de kökünden kaldırıldıktan sonra, küllerinden doğmak için çırpınan yeni, taze filiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, yüzünü batıya çevirmesi ve İslam dünyası ile irtibatını tamamen kesmek için kurulmuş olan, OECD, NATO, (AET) daha sonra AB gibi örgütlerle, muasır medeniyetler seviyesine ulaşma teraneleri ile 1950’li yıllarda, kapısına zincirlenmiş köleler gibi, umutlarımız sömürülerek bağlı tutulduk.

Ankara Antlaşması’nın 28. Maddesinde ise, Türkiye’nin üyeliği düzenlemektedir. Anlaşmanın işleyişi, topluluğu kuran anlaşmalardan doğan şartların tümünün, Türkiye tarafından üstlenilebileceğini gösterdiğinden, akit yapan taraflar, Türkiye›nin topluluğa katılmasının olanağını inceler denilerek, (oyalama taktikleri şu şekilde planlanmıştır.)

Anlaşmanın yürürlüğe girdiği 1 Aralık 1964 tarihi itibariyle başlamış, taraflar arasındaki ekonomik farklılıkları azaltmaya yönelik hazırlık dönemi olarak, belirlenen bu dönemde, Türkiye herhangi bir yükümlülük üstlenmemiştir.

Tesis edilen ortaklık ilişkisinin işleyişine yönelik olarak, iki taraf arasında bazı kurumlar oluşturulmuştur. Bunların arasında en üst düzey karar alma organı ise, ortaklık Konseyi’dir. 1971-1980’lerin ikinci yarısına kadar, siyasi ve ekonomik nedenlerden dolayı, istikrarsız bir seyir izlenmiştir. (Darbeler sebebi ile)

12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından, ilişkiler resmen askıya alınmıştır. 14 Nisan 1987 tarihinde, Ankara Antlaşması’nda öngörülen dönemlerin tamamlanması beklenmeden, tekrar üyelik başvurusunda bulunulmuştur, fakat istikrarsızlık bahanesiyle başvuru yine reddedilmiştir.

1999-10-11 Aralık tarihinde, Helsinki de yapılan, ABD devlet ve hükümet başkanları zirvesinde, Türkiye›nin adaylığı resmen onaylanmış ve diğer aday ülkelerle eşit konumda olacağı açık ve kesin bir dille ifade edilmiştir.

2002 yılından itibaren, istikrarlı bir ülke halinde, Ak Parti hükümetinin,15 yıllık iktidarı ile hiçbir antidemokratik eylem olmadan, en yüksek demokratik ortam şartları içerisinde yoluna devam ederek, başkanlık sistemine de, başarıyla geçmiştir. Arka arkaya da aynı iktidar partisi, daha önce 9 defa seçim kazanmıştır. 

Demokrasinin en yüksek katılım oranıyla ve kalitesiyle kazanılan, Başkanlık ve Referandum oylaması neticesinde, Yüksek Seçim Kurulu›nun seçim sonuçlarını açıklayarak, oy sayımında hiçbir hata olmadığını söylemesi ve çarkçı Kemal’in de oy sayımında bir hata olmadığını, sandık mühürlenmesinin ise usul hatası olduğunu söylemesinden sonra, AB de aynen ağız değiştirerek, seçim sonuçlarını, kabul ettiğini söyledi.

AGİT ve AB temsilcileri, seçim sonuçlarının kabul edildiğini, referandumun başarılı ve sağlıklı bir şekilde olduğunu söyleyerek, Türkiye’nin yeniden AB’ye katılım sürecine başlaması gerektiğini açıkladılar. Bu resmen AB’nin bükemediği bileği öpmesi demektir.

Şimdi yakalamış olduğumuz bu fırsatı, çok çabuk pes etmeden ve bazı tavizler koparmadan, onların da yapmış olduğu pek çok hatalardan, Türkiye’ye karşı kasıtlı davranışlarından dolayı, geri adım attırarak, koparabileceğimiz tavizleri, alma zamanıdır. Kolayca anlaşma yoluna gelmemeliyiz. 

Bugüne kadar bizi kapısında bağımlı hale getiren ve yalvartan bir Avrupa, Türkiye›nin arka arkaya yaşamış olduğu 9 seçim ve 15 yıllık istikrar döneminden sonra, Türkiye›de giderek artan hızlı bir yükseliş trendini görmüş ve Tayyip Erdoğan›ın kararlılığıyla, önümüzdeki yıllar içerisinde Balkanlar’da, Orta Asya ülkelerinde ve Kuzey Afrika ülkelerindeki temaslarda, İslam dünyasının umudu haline geldiğini ve yıllarca koparılan topraklarımızın, yeniden Türkiye’ye katılabileceği ihtimallerine binaen, endişeyle anlaşma yollarını tercih ederek, geri adım atma ve kuyruğunu kısma yolunu tercih etmiştir.

Korkunun ecele faydası yoktur, bizden parça parça kopardıkları, acımasızca kardeşlerimizi elimizden aldıkları Osmanlı toprakları ve yetim milletleri, tekrar bir araya gelecektir ve bu ilahi takdirin makro planının gereği, asrın getirdiği bir mevsimdir.

İkinci Osmanlı dirilişinin ve dünya insanlığına medeniyet öğretmenin mevsimi ve baharı gelmiştir.

Beklenti içinde olan bütün İslam Alemindeki kardeşlerimizin, gözü kulağı Türkiye üzerindedir ve gelişmeleri çok yakından takip etmektedirler. Bu fırsatı iyi değerlendirerek, ihtiyar, korkak ve bölünmekte olan Avrupa’ya karşı, ağırdan alıp tavizleri yerli yerince kullanıp kopararak, diplomaside de ileri adımlarla, onları istediğimiz noktaya getirebilmeliyiz.

100 yıl önceki, Ermeni sürgününü, bize  katliam olarak dayatanlara, elbette ki Saraybosna’da, Bulgaristan’da, Kosova’da, Kafkaslar’da, Suriye ve Irak’ta yapmış oldukları katliamları ve sürdükleri topraklarını elinden alarak, göçebe duruma getirdikleri insanların, topraklarını iade etme ve bunların bedelini ödetme durumuna geleceğini bildiği için, bu korku ile Türkiye’nin yükselişini engellemeye çalışmak istemektedirler.

Türkiye kendi izlediği yolda, (yeni büyük Türkiye söylemiyle, yoluna devam etmelidir, içte ve dışta onun hızını kesmek isteyen münafıklara ve isabetsiz görüşlülere aldırış etmeden, inişleri yokuşları aşarak, nihai hedef olan İslam, Kur’an kardeşliği ve yüksek medeniyetler topluluğu olarak, dünyaya yeniden örnek olacak bir sahabe asrını yaşatacak hayaliyle, umutlarımızı diri tutmaya çalışıyoruz.)

Allah nurunu tamamlayacaktır, kafirler istemese de. 

Güzel bir mesajla yazımızı bitirelim:

Eğer bir gün karada gemi yapmak zorunda kalırsan, hani bunun denizi diyenlere kulak asma, sen Hz. Nuh gibi tahtalara çivi çakmaya devam et; yeri ve zamanı gelince, Allah denizi senin ayağına getirecektir.

Rabbimiz yolunda, yılmadan, yorulmadan ilerlemeyi, nasip etsin.

 

Nurettin Veren Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle