• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Özcan
Mustafa Özcan
TÜM YAZILARI

Türkiye’ye yakar top atanlar!

17 Eylül 2014


Mustafa Özcan İletişim: [email protected]

1988 yılında İran-Irak Savaşı Humeyni’nin imparatorluk düşlerine ve beklentilerine rağmen berabere bitti. İki yıl sonra (1990) bu kez de Saddam’ı Kuveyt’in üzerine saldılar. 1991 yılında kolunu kanadını kırdılar. SSCB’nin çöküşü ve ABD’nin Körfez’e yerleşmesiyle birlikte Soğuk Savaş bitmiş ve Yeni Dünya Düzeni start almıştı. Bununla birlikte baba Bush bir dönemlik iktidar dönemi sonrasında seçimlerde Bill Clinton’a yenildi. 1993 ve 1994 sonrası ABD nazarında haydut ülkeler olan İran ve Irak’a yönelik olarak çifte çevreleme ve kıskaç politikası devreye sokuldu. Resmi olarak bu politikaya ‘dual containment’ denildi lakin ambargo Irak’a yönelik olarak akıl almaz boyutlara taşındı. Daha doğrusu, ambargo ile Irak boğulurken İran gizlice kollandı. Bunun delili nedir? Bunun çok delili var. Ama bunlardan birisi Irak’a petrol ambargosunun şiddetli bir biçimde uygulanmasına; petrol karşılığı gıda programı yürürlüğe konulmasına rağmen İran bu gibi hallerden muaf tutulmuştur. İran’a da uygulanması gerekirken ambargo bu sertlikte uygulanmamıştır. Hatta Batı’nın suçlamalarına muhatap olmadan Rafsanjani oğullarıyla birlikte Irak’ın kaçak petrolünü satmıştır. Kaçakçılık yapmıştır. O dönemde İran’a hiçbir işlem yapmayan Amerikalılar şimdi bizi IŞİD petrolünün günah -keçisi yapmaktadırlar. Rafsanjani gibi Rakka petrolünü uzun zamandır Esat almıyor veya satmıyor mu? Esat’ın öldürmesi de kaçakçılığı da serbest! Burada Türkiye’ye yönelik olarak elbette bir kasıt var. IŞİD onlara göre bir yakar top ama sadece Türkiye gibi sürüden ayrılanların üzerine atılıyor! Öbürlerine atılsa da yakmıyor!

 Çifte kıskaç veya çevreleme politikasını Martin Indeyk denilen Yahudi tasarlamıştır Clinton ise benimsemiş ve resmiyete dökmüştür. 11 veya 12 yıl boyunca ambargo nedeniyle kötü beslenmeden dolayı yarım milyon Iraklı çocuk telef olmuştur. Bu sorulduğunda yine bir Yahudi olan dönemin Dışişleri Bakanı Madeleine Albright ‘değmedi mi?’ diye küstahça bir karşılık veriyor. Onların derdi üzüm yemek değil Babil’i yıkmak ve yakmaktır. Nitekim yeni Cyrus’lar üzerinden becerdiler. İran nükleer programına devam ediyor; ne Irak’a İsrail’in 1981 yılında yaptığını ne de Bush’un 2003 yılında yaptığını yapıyorlar. CIA eski Başkanı George Tenet, George Walker Bush’un Beyaz Saray’a oturduğunda Irak işgalinin cebinde olduğunu söylemiştir. Kanıtlar ise teferruat. Çakma ve fabrikasyon. 11 Eylül sonrasında şapkadan tavşan çıkartırcasına Irak’ın kitle imha silahı olduğu kanaatine varmışlardı. Halbuki Saddam 2003 Haçlı işgali öncesinde Suudlular aracılığıyla Amerikalılara mesaj göndermiş ve İran tehlikesi karşısında kitle imha silahlarının varlığını reddetmediklerini ancak bunun gerçek değil blöf olduğunu söylemiştir. Sadece İran’a karşı caydırıcı olabilmek için bu söylemi sürdürmüşlerdir. Bush Irak’a saldırırken, Irak’ın kitle imha silahlarından temiz ve arınmış olduğunu biliyordu. Aksine kendisi kitle imha silahı ve seyrekleştirilmiş uranyum silahları kullanmaktan kaçınmamıştır! Savaşı kitle imha silahı var diye başlatmış ve bu silahları kullanarak kazanmıştır. Saddam saflığından dolayı meselenin hâlâ kitle imha silahları olmadığını göremedi ya da gördü de çaresizlikten dolayı başka seçeneği yoktu. Bush gibi tezviratın efendileri yargılanmalıdır! İsrail ve ABD yargılanmadığı ve suçlarından dolayı cezalandırılmadığı için Kara Eylül laneti başımızdan eksik olmuyor! 

 2003 yılında Irak’a karşı koalisyonda İran sadece kayrılmadı ayrıca gizli ortak yapıldı. Ardından da 2004 yılından itibaren Irak Şiilere devredildi. Sünnilerin bir ümmet projesi olduğu için Batılılar tehlikenin kimden geldiğini biliyorlar. Fazladan gayret göstermesine bile gerek kalmadan konumu gereği İran Haçlılara hizmet ediyor. Haçlılar da bunun farkındalar. IŞİD Taliban gibi kurmaca bir örgüt olmasına rağmen Amerikalıların ürettikleri dengesizlik ve onun üzerine oturan Şii mezalimi nedeniyle IŞİD’in Sünni kesimde üslenmesi zor olmamıştır. Şiiler tarihten gelen konumları gereği Batı veya Haçlılarla ortaklığa potansiyel olarak yatkın duruyorlar. Daha fazlasını elde etmek için bazen mızıkçılık yapsalar da bu temel gerçeği ortadan kaldırmaz. Yeni 11 Eylül ortaklığına veya Cidde toplantısına katılmaya can atan İran, bölge ülkeleri buna izin vermeyince bölge güvenliği aklına düştü! Tepkileri tamamen pragmatik! Daha doğrusu Şiilerin nasıl daha fazlasını kazanacakları meselesidir. Çünkü İran’ın başka bir derdi ve hesabı olamaz. İran günümüzde Şiiliğin baş aktörüdür. İran olmadan Şiilik politikaları yürümez. Bununla birlikte sonuç itibarıyla söylediğim gibi Batı harekatı son tahlilde İran ve ortaklarının çıkarına hizmet edecektir. Nitekim, Suudlu Şeyh Nasır Ömer hızlı seyreden olayların 2003 yılındaki gibi Şii ekseninin işine yarayacağını söylemiştir.

 Son sıralarda Batılı ülkeler IŞİD yakar topunu Türkiye’nin üzerine atıyorlar. IŞİD petrolünü satmak da bu suçlamalardan birisi. Türkiye bu yeni Haçlı koalisyonuna katılmakta isteksiz davranıyor. Bu da yeni hamlenin başarı şansını azaltıyor. The Times gazetesi sonuç itibarıyla IŞİD’e yönelik operasyonun Şam rejimi ve Tahran’a yarayacağından dolayı Ankara’nın mesafeli durduğunu yazıyor. Gazete Türkiye ve Suudi Arabistan’ın aktif desteği olmadan projenin çökeceğini öngörüyor. Türkiye’deki Kemalistler ise Batılılar gibi Şii kampının kazanmasını istiyorlar. Bundan dolayı Türkiye’ye yönelik temelsiz suçlamalara destek vererek Mehmetçik’i Batı’nın askeri etmek istiyorlar. Ondan sonra da ahlaki kaygılarla hükümetin ipini çekecekler. Batı’nın kuyruğu olan Kemalistler de sonunda kaybedecekler. Şii kampıyla birlikte. Hainlere rağmen Haçlı savaşları kalıcı olamamıştır. 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23