• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
TÜM YAZILARI

Peygambere saygısı olmayanların dinde nasipleri olmaz

03 Ağustos 2016
A


Mustafa Çelik İletişim: [email protected]

Allah’ın dinini anlamaya çalışırken Allah’ın Peygamberini devre dışı bırakmaya çalışanlar, kendilerini Allah’ın dininden çalmaya çalışanlardır. Şunu bilelim ki; Peygambersiz din, dinsiz de Peygamber olmaz. Peygambersiz din arayışları, tasavvurları, din dışı kalmış olmanın alâmetleridir.

Sünnetsiz din arayışı, Peygambere karşı saygısızlıktır. Peygambere saygısızlık, bir dinsizlik alâmetidir. İslâm literatüründe peygambere saygısızlık “seb” ve “şetm” kelimeleriyle ifade edilmiştir. Bu kelimeler sözlükte, sövmek anlamına gelir. Türkçemizde küfretmek anlamındaki sövmenin konumuzla bir ilgisi yoktur. Çünkü bir sinir boşalması olan bu tür kaba ifadenin herhangi bir insana karşı bile kullanılması çok çirkin bir olaydır. Peygamberlere veya diğer yüksek şahsiyetlere yöneltilen seb ve şetm; dil uzatmak, ta’n etmek, şahsiyet zedeleyici ve yaralayıcı asılsız tenkitlerde bulunmak mânâlarına gelir. Hz. Peygambere karşı gösterilebilecek saygısızlıkların dinî hükmünü ilk defa detaylı bir şekilde konu edinen ve “-Şifâ bi Tarifi Hukuki’l-Mustafa” adlı eseri sonraki çalışmalara kaynak teşkil eden Kadı Îyâz (öl. 544/1149) seb veya şetmi şöyle tasvir eder: “Peygamber Aleyhisselâm’a doğrudan dil uzatan, onu ayıplayan, bizzat kendisine, soyuna, dinine veya ona has vasıflardan birine bir eksiklik ve kusur nisbet eden, ona dolaylı bir şekilde dil uzatan, yahut da şahsiyetini yaralamak, hakaret etmek, şânını küçümsemek, küçük düşürmek ve ayıplamak maksadıyla birine veya bir şeye benzeten kimse ona sebbetmiş olur... Aynı şekilde Rasûlüllah’a lânet okuyan, beddua eden, zarar görmesini isteyen, yermek amacıyla makam ve şerefine yakışmayan şeyleri ona nisbet eden, onun yüce katına münasebetsiz, asılsız ve çirkin sözler yakıştıran, mâruz kaldığı bazı musibet ve problemleri diline dolayarak kendisini ayıplayan, yahut da herkeste vuku bulabilecek bazı beşerî arızaları bahane ederek onu gözden düşürmeye çalışan kimse de ona sebbetmiş olur. Bütün bu saydıklarım Ashâb-ı Kiram döneminden itibaren İslâm âlimleri ve fetva adamlarının ittifak ettiği hususlardır.” (Kâdı îyaz, Eş-Şifâ bi Tarifi Hukuki’l-Mustafa (nşr. Muhammed Emin Karaali ve diğerleri), Dımaşk, 1932, II, 473-474)

Başta Ebû Hanife ve diğer Hanefî hukukçuları olmak üzere Şafiî’den gelen tercihe şâyan rivayete ve diğer iki imamın da bir görüşüne göre peygambere söven kimsenin tövbe etmesi istenir, şayet tövbe ederse ölümden kurtulur. Aksi takdirde mürted kabul edilerek ceza uygulanır, Müslüman muamelesine tâbi tutulmaz. (Kadı îyâz, eş-Şifâ, II, 448-495; İbn-i Teymiyye, es-Sârimü’l-meslûl alâ şatimi’r-Resûl, Haydarâbâd 1322, s. 296 vdd., 310, 322-326; Zürkanî, Şerhu’l-Mevâhib, v, 318 vd) Müslümanlar, Müslümanlar tarafından Müslüman muamelesine tabi tutulmaması gereken mürtetlerden dini dersler almaya başladıkları günden bu yana Peygambere saygısızlık tepki gösterilemeyen toplumsal bir alışkanlık halini aldı.

Kur’an’a dönüş adına Peygamberi postacı gibi göstermeye çalışan anlayışın gayesi peygambersiz İslâm’dır. “Kur’ân Müslümanlığı” adına buldukları üç beş uydurulmuş hadisi bahane ederek Ashabı kötülemek, sünnetle alay etmek, insanlığa örnek bir yaşantıyı bu şekilde zihinlerden silmek, küresel münkir ve müşriklerin holistik din planına işlerlik kazandırmaktır. Kur’ân’ı anlamaya çalışırken sünnete karşı müstağnilik hareketi; Müslümanların cehaletini çok iyi bilen ve İslâm konusunda özel eğitim alan din ajanları tarafından organize edilmektedir. Amaç; Müslümanların gönül dünyalarına İslâm’ın üst değil ast bir din olduğunu kabul ettirmektir. İnancımız şudur: İslâmiyet üst çatıdır, üzerine çatı çıkılmaz. İslâmiyet’in üstüne çatı çıkanlar, İslâm’ın dışına çıkanlardır.

Rasûlüllah (sav) sözlerini ve yaptıklarını ötelemek için ‘Hz. Peygamber yaşasaydı şöyle söyler, şöyle yapardı, böyle davranırdı’ deyip, sonra şahsi kanaatleri Rasûlüllah (sav)’e bağlamak, Rasûlüllah (sav) üzerinden şahsi kanaatleri pazarlamak, sahte Peygamberlik iddiasında bulunmaktır. Bu işi yapanlar, bu çağın müseylemetü’l Kezzablarıdır. Sahte Peygamberlik iddiasında bulunanları ve onların söylediklerini tarihin çöplüğüne atmadan Hz. Peygamber (sav)’i doğru anlamak mümkün değildir.

Tabiînin büyük âlimlerinden Said b. el-Müseyyeb vefat edeceği anlarda Resûlullah’ın (sav) bir hadisini nakletmek ister ve şöyle der: “Beni oturtunuz. Çünkü ben, böyle uzanmış bir halde Resûlüllah (sav)’den hadis rivâyet etmeyi uygun görmüyorum.” (Camiu Beyăni’l-İlm, ve Fadlihi -İbn Abdilber, 5/574)

Peygamberin sözünü kendi sözleriyle eşitleyenler, kendi sözlerini Peygamber sözlerine hakem kılanlar, Peygamberin, Sahâbenin ve Tabiîn neslinin yolundan ayrılan zalimlerdir. Müslümanlar Firavun ve benzeri olan zalimlere karşı direndikleri gibi, bu zalimlere karşı da direnmelidirler. Şunu her Müslüman bilmelidir ki; zalimlere karşı direnmek fıtrattandır. Çünkü vücut bile kendisine saldıran yabancı bir mikrop sezdiğinde ona karşı direnir. Dolayısıyla zalimlere karşı sessizliği ve tepkisizliği karakter edinenler, mikroplaşanlardır. Müslümanları mikroptan ve mikroplaşanlardan temizlemek, Rabbanî âlimlerin misyonundandır.

 

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23