İhlâsın riyaya feda edilmesi
İhlâsın riyaya feda edilmesi
MUSTAFA ÇELİK
Günümüzde insanlar çoğu zaman yaptıkları iyiliklerin ya da başarıların başkaları tarafından fark edilmesini ister. Bu arzu, zamanla görünme ve övülme hastalığına dönüşebilir. Oysa gerçek değer, başkalarının gözünde değil, Allah’ın katında ölçülür. İşte bu noktada ihlas devreye girer.
İhlas, yapılan işlerin yalnızca Allah rızası için yapılması demektir. İnsanlar görmese de, Allah her şeyi görür ve bilendir. Bu anlayış, kişinin iyiliklerini ve ibadetlerini samimi bir şekilde sürdürmesini sağlar. Önemli olan, insanların övgüsü değil, Allah’ın rızasıdır.
İhlas sahibi kişi, salih amel işlemeye devam eder, yardım eder, iyilik yapar ve bunu Allah için yapmanın huzurunu yaşar. Gösteriş kaygısı olmadığında, kalp huzuru ve manevi tatmin artar. İnsanlar takdir etmezse bile, yapılan her iyilik değersiz olmaz; aksine Allah katında büyük bir karşılık bulur. Günümüz dünyasında her şeyin görünür, duyulur ve paylaşılıyor olması bir marifet gibi sunuluyor. İnsanlar adeta yaşamlarının her anını belgelemek, başkalarıyla paylaşmak ve onay almak zorundaymış gibi hissediyor. Oysa unuttuğumuz çok kıymetli bir hakikat var: Gizlilik büyük bir nimettir.
İnsan hayatında yaptığı amellerin değeri, niyetinin saflığıyla ölçülür. İhlâs, bir ameli Allah rızası için yapmaktır; o amelin ruhu, özü, hayat veren tarafıdır. Ne var ki, riyâ insanı sürekli olarak içtenlikten uzaklaştırır. Ameli Allah için değil de başkalarının takdirini kazanmak için yapmak, ihlâsı feda etmek demektir. Ve ihlâsı riyaya feda etmek, yalnızca dünyevi bir hata değil, uhrevî bir felakettir; zira cenneti değil, cehennemi istemekle eşdeğerdir.
Riyâ, görünürde küçük gibi duran bir tuzak olabilir; ancak gerçekte amelleri yok eden bir ateştir. Tıpkı ateşin odunu kül etmesi gibi, riyâ da sevabı ve emeği tüketir, kalbi kirletir ve insanı Allah’a karşı sorumsuz bırakır. Bu nedenle, müminin amacı, niyetini sürekli olarak temizlemek, ihlâsa sıkı sıkıya sarılmak olmalıdır. Amelin büyüklüğü, niyetin derinliğiyle ölçülür; riyâ ise bu büyüklüğü yok eden en tehlikeli tehdittir.
İhlâsı korumak, insanın hem dünyasını hem de ahiretini aydınlatan bir meşaledir. Riyâya kapılmak ise, kendi elleriyle amellerini ateşe atmak demektir. Bu yüzden mümin, niyetini sık sık sorgulamalı ve her daim ihlâsın kıymetini bilmelidir.
İhlâs olmayanın halası olmaz. İnsan, yaptığı işlerle değer kazanır deriz; ancak bu işlerin değeri, sadece görünürdeki büyüklüğe değil, niyetin saflığına bağlıdır. İhlâs, bir ameli Allah rızası için yapmak demektir; onu besleyen ruh, emeğin özüdür. Eğer ihlâs yoksa, yapılan işler boş bir kabuktur. İşte bu yüzden “ihlâsı olmayanın halası olmaz” derler. İlhastan kopuş riya çukuruna düşmeyi beraberinde getirir. Bu da imanın yokluğuna işarettir.
“Bunlar, mallarını insanlara gösteriş için harcayan, Allah’a ve ahiret gününe de inanmayan kimselerdir. Şeytan kimin arkadaşı olursa, o ne kötü arkadaştır.” (Nisa Sûresi/ 38)
Riyâ, gösteriş için yapılan her iş, amelin kıymetini yok eder ve insanı hem dünyada hem ahirette zarara uğratır. Bir insan ne kadar çok işler, ne kadar çok ibadet yaparsa yapsın, niyeti saf değilse, elde ettiği karşılık görünmez, yok olur. Halas, kurtuluş ve değer, yalnızca ihlâsla mümkündür. Bu yüzden kalbimizi ve niyetimizi sürekli temiz tutmalı, her işimizi Allah rızası için yapmaya özen göstermeliyiz.
Gizlilik, yalnızca bir şeyi saklamak ya da gizlemek anlamına gelmez. Asıl anlamını, bir şeyin değerini fark etmek ve onu koruma çabasında bulur. İnsan, ne kadar az konuşursa, o kadar çok duyar. Ne kadar az gösterirse, o kadar derinleşir. Çünkü her şeyin açıkta olduğu yerde, anlam yavaşça eksilir. Güneşin altında uzun kalan şeyler nasıl solar, solgunlaşırsa; her duygunun, düşüncenin ve planın sürekli paylaşılması da içsel zenginliğimizi soldurur.
Bir niyeti paylaşmadan büyütmek, bir duayı yalnızca kalbine emanet etmek, bir acıyı kendinle taşıyabilmek… Bunlar gizliliğin kıymetli halleri. Çünkü bazı şeyler dillendikçe zayıflar, bazı mutluluklar ise paylaşıldıkça değil, saklandıkça bereketlenir.
Gizlilik aynı zamanda bir iç disiplindir. Her bildiğini söylememek, her gördüğünü paylaşmamak olgunluğun işaretidir. Eskiler boşuna “Sır, sahibine emanettir” dememiş. Sırrını koruyamayan, özünü de koruyamaz.
Bugün, içinde kaybolduğumuz bu gürültülü dünyada, gizliliği yeniden hatırlamak gerek. Belki de en çok anlatılan değil, en çok saklanan değerlidir. Belki de insan, sessiz kaldığı yerlerde en gerçek halini bulur. Ve belki de bu yüzden, gizlilik büyük bir nimettir.