• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
TÜM YAZILARI

Hayat bir gün, o da bugün

28 Ocak 2026
A


Mustafa Çelik İletişim: [email protected]

Hayat bir gün, o da bugün

MUSTAFA ÇELİK

Hayat, çoğu zaman uzunca bir yol gibi görünür insana. Gelecek planları yapılır, hayaller kurulur, ama aslında hayat dediğimiz şey bir günle sınırlıdır. O gün ise “bugün”dür. Çünkü geçmiş artık yaşanmıştır, geleceği ise kimse garanti edemez. Elimizde olan tek zaman dilimi, tam da şu andır.

Hayat günlerden meydana gelmiştir. O günler de tıpkı alıp verdiğimiz nefesler gibi sayılıdır.


“Eğer (Uhud’da) size bir yara dokunduysa, doğrusu (size düşman olan) o kavme de (Bedir’de) onun misli olan bir yara dokunmuştu. İşte bu günler (öyle günlerdir) ki, onları insanlar arasında evirir çeviririz. Tâ ki Allah, îmân edenleri ortaya çıkarsın ve içinizden (bu uğurda can veren) şehîdler (ve yaptıklarınıza şâhidler) edinsin! Çünki Allah, zâlimleri sevmez.” (Âl-i Sûresi/140)

Hayat, insanın avuçlarının arasından süzülen bir zaman ırmağı gibidir; dünle başlayan, yarına uzanan ama aslında bütün ağırlığını bugünde gösteren bir akıştır. Dün dediğimiz şey, artık dokunamadığımız, değiştirme imkânını tamamen yitirdiğimiz bir hatıralar yığınıdır. İyi ya da kötü olsun, dünden geriye kalan yalnızca tecrübedir; kendisi ise çoktan kapanmış bir sayfanın içinde sessizce durur.


Yarın ise görünürde bize doğru yaklaşan, ama aslında her zaman bir adım ötede kalan bir hayaldir. Ne getireceğini bilmeyiz, ne götüreceğini… Bu belirsizlik, yarının bize ait olmadığını hatırlatır. İnsan, varamadan değişen bir ufka doğru yürürken görür kendini çoğu zaman; tam eriştiğini sandığında ise gün çoktan bugüne dönmüştür.



Elimizde kalan tek zaman dilimi bugündür. Hem en somut olan hem de en çabuk tükenen… Bu yüzden bugünün hakkını vermek, insanın hem kendine hem de inancına karşı sorumluluğudur. Çünkü bugün, telafisi olmayan bir nefes gibi, yaşandığı anda hükmünü tamamlar. Dünün kazası olur; yapılmayanı, erteleneni bir şekilde yerine koymaya çalışabiliriz. Yarının planları yapılır; umutlar, hedefler, dilekler hep onun üzerine kuruludur. Ama bugünün kazası yoktur. Bugün, yaşandığı anda ya anlam kazanır ya da sessizce kaybolur.

İnsanı en çok yanıltan şey, zamanın hep var olacağını sanmasıdır. Oysa bugün giderse, bir daha geri gelmez. Ne aynı saat geri döner, ne aynı ruh hâli… Bu yüzden bugünü ihmal etmek, aslında insanın kendi hayatına karşı işlediği bir kayıptır.


Belki de hayatın bütün özeti şudur: Dün bitti, yarın meçhul. Bugün ise bir emanet. Ve biz, elimizde duran bu emaneti nasıl taşıdığımızla hayatımızı şekillendiriyoruz. Bugünün kıymetini bilen, aslında hayatın tamamını anlamlandırmış olur.

“Hayat bir gün, o da bugün” sözü, bize anı yaşamanın önemini hatırlatır. İnsan, çoğu zaman kendini yarına erteler, mutluluğunu, başarısını, sevincini ötelemeye meyillidir. Ancak gerçek mutluluk, bugünü dolu dolu yaşamakla mümkündür. Bugün yaşananlar, birikerek hayatı oluşturur; bugün yapılan seçimler, yarının temelidir.



Bugün elimizdeki tek hazinedir. Çünkü geçmişin pişmanlıkları ya da geleceğin endişeleri, bugünü yaşamanın önünde engel olamaz. Hayatı bir defaya mahsus yaşayan bir yolcu gibi düşünürsek, bu yolcunun en kıymetli anı kesinlikle “bugün”dür. Çünkü bugünü kaçıran, aslında hayatı kaçırır.

“Hayat bir gün, o da bugün” demek, bize zamanı iyi kullanmayı, anın kıymetini bilmeyi öğretir. Hayatı ertelememek, sevdiklerimize sarılmak, tutkularımızın peşinden koşmak için bugün tam da uygun zamandır. Çünkü hayat, sadece bir gün ve o gün işte tam da bu andır.


Hayat, insana türlü unvanlar sunar. Müdür, başkan, yönetici, doktor, profesör... Her biri bir emeğin, bir sürecin sonucudur. Ancak bu unvanlar, tıpkı üzerimize giydiğimiz elbiseler gibi, bir gün çıkarılır. Makamlar devredilir, kartvizitler değişir, odalar boşalır. Geriye ne kalır?

İşte tam da burada, insanın gerçek değeri ortaya çıkar. Doğrulukla, onurla, vicdanla yaşanmış bir hayatın ardından geriye kalan tek şey, isimdir. Bir ad, bir soyad... Ama sadece harflerden ibaret değildir o. İçinde yaşanmışlıklar, tanıklıklar, izler, etkiler barındırır. Bir kişinin adı anıldığında insanların gözünde ne canlanıyorsa, işte o kişinin gerçek makamı odur.


Bir zamanlar yüksek mevkilerde oturmuş ama adından sadece korku, kibir ya da çıkar ilişkileriyle bahsedilen bir insan mı olmak isteriz? Yoksa sade bir yaşam sürmüş, ama dürüstlüğüyle, adaletiyle, insanlığıyla hafızalarda yer etmiş biri mi?

Unvan değişir, makam biter. Ama doğru yaşanmış bir isim, her çağda yankılanır. Ve belki de insanın dünyada bırakabileceği en büyük miras, onurlu bir isimdir. İyilikler gündeme geldiğinde ismi anılmıyorsa zarar ve ziyandasınız.


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23