• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Armağan
Mustafa Armağan
TÜM YAZILARI

Sülün Osman ve Haluk Levent

19 Temmuz 2026
A


Mustafa Armağan İletişim: [email protected]

Sülün Osman ve Haluk Levent

Mustafa Armağan

AHBAP Derneği ve Haluk Levent etrafında kopan skandal dal budak salarken insanların aklına neredeyse ortak bir refleksle İstanbul’un ünlü dolandırıcılarından Sülün Osman geliverdi. 

Bana da soranlar oldu “AHBAP meselesiyle Sülün Osman arasında bir benzerlik var mı?” diye. 

Kaynaklara, eski gazetelere, şehir efsanelerine ve dönemin şahitliklerine baktığımda ortaya şöyle bir tablo çıktı.

Osman Ziya Sülün, nam-ı diğer Sülün Osman Cumhuriyetin ilanından iki buçuk ay önce, 15 Ağustos 1923’te İstanbul Fatih’te doğmuş ve 10 Ocak 1984’te (bazı kaynaklarda Temmuz diye geçer) Beyoğlu’nda bir otel odasında kalp krizinden hayata veda etmişti. 


 


60 yıllık ömründe Türkiye’nin en meşhur dolandırıcılarından biri hâline gelmiş; öyle ki adı “dolandırıcılar kralı”na çıkmıştı. 

Köprüleri, tarihî kuleleri, vapurları, tramvayları, meydan saatlerini “satarak” ya da “kiralayarak” nam salmıştı. Fakat onu sıradan bir üçkâğıtçıdan ayıran taraf, hikâyelerinin dilden dile aktarılırken mizah, zekâ ve keskin bir toplumsal eleştiriyle yoğrulmuş olmasıdır. Kemal Sunal’ın filmlerine, Aziz Nesin’in öykülerine, gazetelere ve İstanbul’un sözlü tarihine malzeme teşkil etmiştir.


 

Sülün Osman salt bir dolandırıcı değildi. Dönemin İstanbul’una, Hacı Ağa tipine, Anadolu’dan kopup gelen göç dalgalarına, insanların safiyetine ve hırsına ayna tutan bir figürdü. 


Orta halli bir memur ailesinin evladıydı. Babası küçük bir devlet memuruydu; ailesi eski bir ahşap evde kiracı olarak yaşardı. İlkokulu bile bitiremediği rivayet olunur. İstanbul’un dar sokakları onun asıl mektebi olmuştu. 

Gençliğinde Kumkapı’da tanıştığı Aleko adlı bir Rum’dan “üçkâğıtçılık” mesleğinin inceliklerini öğrendiği söylenir. Aleko, Osman’a insanları ikna sanatını, insan tabiatının açıklarını ve fırsatçılığı öğretmişti.


 

Sülün Osman’ın ilk büyük “işi” 1948’de Fatih’te baş verdi. Kiraladığı evin sahibini aylarca kira ödemeden idare ettiği gazetelere yansıyınca “Sülün Osman” lakabı doğdu. “Sülün” kelimesi hem kurnazlığı hem de o muğlak, kaygan duruşunu çağrıştırıyordu. 

1950’lere gelindiğinde İstanbul, Anadolu’dan akan göç dalgalarıyla şişmişti. Ekmek ve umut peşinde koşan tecrübesiz, saf köylüler büyük şehrin parlak vaadleriyle karşı karşıyaydı. Sülün Osman tam bu kaosun içinde ortaya çıktı.


 


Yöntemi basitti ama cesareti efsaneydi: Kamuya ait tesisleri kendi mülküymüş gibi gösterip satıyor veya olmadı, kiralıyordu. Galata Kulesi’ni “işletme hakkı bende” diye pazarladı, Galata Köprüsü’nün geçiş ücretini devretti(!), tramvayları “devraldım” diye bilet sattı, vapurları sefer hakkı diye kiraya verdi, Dolmabahçe ve Beyazıt saat kulelerini “ayarlatma ücreti” pahasına sattı.


Taksim Meydanına paspas serip geçiş parası topladığı, İstanbul Üniversitesi bahçesini, İzmir Saat Kulesi’ni, hatta Amerikan 6. Filosuna ait bir gemiyi sattığı hâlâ anlatılır. Bir hacıya cennetten yer sattığı bile rivayet olunur.

Mahkemede hakime verdiği cevap, hem zekâsını hem de dönemin ruhunu özetler: 

“Kusura bakma Hakim Bey, memlekette Galata Köprüsü’nü alacak eşekler olduğu sürece ben bu köprüyü satarım!” 

“Ben masumları değil, beni dolandırmak isteyenleri dolandırdım” sözü ise ahlak felsefesinin özeti gibiydi. Hedefleri genellikle uyanık geçinenler, kolay para peşinde koşanlardı.


 

Hapishanede bile boş durmadı. “Alınteri ile Yaşamak” başlıklı bir konferans verdi; cinayetten, hırsızlıktan yatanlara dürüst çalışmanın kıymetini anlattı. Medyumluk yaptı, hatta Haluk Levent’in yaptığı gibi evlenemeyen kadınlardan güven ve umut ticareti ile para kaptı. 

Ünlü sanatçılara “ders verdiği”, kendi karısına müteahhit olduğunu söylediği hikâyeler de cabası. Aziz Nesin’e bir kitabındaki ifadeden dolayı dava açacak kadar cüretkârdı. 

Gazeteler, dergiler, hatta yabancı yayınlar onu kapağa taşıdı. TRT’ye bile çıktı, röportajlar verdi. Bugün hâlâ “Sülün Osman gibi” denilmesi zekâ ve kurnazlığın sembolü hâline geldiğini gösterir.


 

Peki Haluk Levent’le ne ilgisi var? 

Sülün Osman mahkemede hakime “eşekler olduğu sürece satarım” demişti. Haluk Levent alenen böyle demedi ama yaptıklarıyla Sülün Osman’ın izinden gittiğini gösterdi. 

Sülün Osman zekâsını sattı, Haluk Levent ise karizmasını. Biri kamu mallarını, diğeri kamu vicdanını ve yardımlaşma duygusunu hedef aldı. Şimdi Haluk Levent’in hapishaneden “dürüst insan olmak üzerine” bir konferans vermesi an meselesidir.

Öte yandan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma Ahbap Derneği’ne yapılan bağışların (özellikle 2023 deprem yardımlarının) usulsüz kullanıldığı, dernek hesaplarından bazı kişisel hesaplara (Levent’in asistanı Yeliz Kaya dahil) yüz milyonlarca lira aktarıldığı, yüksek miktarda bahis oynandığı ve para kaybedildiği iddialarıyla derinleşti. 


 

Haluk Levent ve yakın çevresi gözaltına alındı; dernekler kanununa muhalefet, kara para aklama ve örgüt üyeliği gibi suçlamalar gündeme geldi. Deprem sonrası toplanan milyarlarca liralık bağışın amacı dışında kullanıldığı, senetler üzerinden mal varlığı hareketleri yapıldığı öne sürüldü. 

Pişmanlıklar twit silmekle kalmıyor, destek verenler alenen özür diliyor. Devletten yana olduklarını beyan edenler kuyruğa girmiş durumda.

Sülün Osman sadece bir dolandırıcı değil, toplumsal bir aynaydı. Göçün, şehirleşme sancılarının, safiyet ile kurnazlığın çarpıştığı bir çağda yaşadı. İnsanların hırsını, umudunu ve saflığını ustalıkla kullandı. Hikâyeleri güldüren ve düşündüren eleştirilerdi.


Kolay para peşinde koşanların her zaman kandırılabileceğini gösterdi. Nüfus cüzdanı olmadığı için kimsesizler mezarlığına gömüldüğü söylenir. Mezarı bile belirsizdir. Geride bıraktığı miras ise “merd-i kıptî”nin efsaneleri türündendir.

Sülün Osman İstanbul sokaklarının unutulmaz simalarındandı. Kamu malını satan adam, mahkemede laf yetiştiren filozof, hapishanede ahlak konferansı veren dolandırıcı… Onun hikâyesi, zekânın sınırlarını ve insanın zayıf yönlerini hatırlatır. Bugün bile anlatılırken gülümsetir ve düşündürür. 

Haluk Levent vakası çok daha kaba ve hukukî tarafının facia olması bir yana, ahlakî olarak da tam bir rezalettir. Haluk Levent vak’asında meselenin çapı ve ahlaki boyutu çok daha vahim bir hâl almış görünüyor. 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Enes

Çok yerinde bir kıyaslama olmuş Hocam. Sülün Osman'ın 'eşekler olduğu sürece köprü satarım' felsefesi, maalesef günümüzde 'vicdanlar olduğu sürece umut satarım' formülüne evrilmiş durumda. Ümit satar ve güveni infaz eder; geriye ise sadece küllenen bir vicdan ve bozulan bir toplumsal hafıza kalır..
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23