Bayan (kadın) voleybolcular-sporcular ‘İslam ve Spor’ yazısını neden hatırlatır?
Bayan (kadın) voleybolcular-sporcular ‘İslam ve Spor’ yazısını neden hatırlatır?
AHMET GÜLÜMSEYEN
“A Milli Kadın Voleybol Takımı 2026 FIVB Milletler Ligi’ndeki (VNL) ilk maçında Dominik Cumhuriyeti’ni 3-2 yendi” başlıklı haberi, Anadolu Ajansında (aa) görüp, merak edip araştırdığımızda, adı geçen spor organizasyonu, Türkiye’ye uçuş mesafesi 10 bin km mesafedeki Brezilya’da. Giyim, ulaşım, konaklama, yemek, içmek gibi, o ülkeye gitmek, finansal-mali açıdan, ülke ekonomisine getireceği külfeti (senin-benim param) ekonomi uzmanlarına, böylesi spor organizasyonlara katılım, sözde ülke puanını (birilerine göre çok önemliymiş gibi) artırma hesaplarını, sporu yönetenlere bırakalım.
Bizim üzerinde duracağımız konu, ülke olarak milli (kültürel) ve manevi (dini) değerlerimiz açısından meydana gelecek yıkımın ne olduğu-olacağı hususu? Bu durum, spor federasyonlarının modern sporlar adı altında faaliyet gösterilen, sporun çok sayıda branşıyla benzerlik göstermektedir. Bu da ülke nüfusun etkin faaliyet gösterilen (birilerinin 12 milyon lisanslı olduğuyla övündüğü) çocuk ve gençlerin ağırlıkta olduğu kesimi ilgilendiriyor.
Hal böyle olunca, Nurettin Yıldız hocamızın, ‘İslam ve Spor’ isimli ‘sosyaldokuvakfı’ youtube kanalında denk geldiğimiz videosuna yansıyan konuyu paylaşmak istedik. İslam’la şereflenmek ne kadar onur verici kazanım ise onu, olası ‘sporun’ şerrinden korumak-muhafaza etmek o denli önemli. Rabbim gerçekleri görüp, İslam dininde inanç, ibadet ve ahlakın kaynağı Kur’an ve Sünnet’e göre amel etmeyi bizlere nasip etsin, inşallah. Amin.
“AVRET PAZARININ ADI SPOR OLMASIN”
“İslam, sporla avret teşhirinin bir arada olmasını istemiyor. Spor yapsınlar, buna teşvik de ediyor. Avretlerini açmasınlar. Avret pazarının adı spor olmasın. İnsanlar spor yapsınlar, bu çok hoş bir şey. Spor kumarın nedeni olmasın. Spor muhakkak yapılsın, ama insanlar birinci dereceden vazifelerini ihmal edip spor yapmasınlar. Talebe, okuldaki dersini bırakıp sporla meşgul olmasın. Yeni evlenmiş birisi eşini gece yarılarına kadar evinde yalnız bekletmesin. Annesinin, babasının hizmetini bırakıp da insanlar, stadyumlarda vakit öldürmesinler. Ve spor Allah’a kulluğa engel olmasın. Namaza mani olmasın. Oruca mani olmasın. Kur’an ve zikre mani olmasın. Ama herkes spor yapsın. Çünkü güçlü mümin, zayıf müminden daha değerli Allah katında. Pazu gücüdür, bilek gücüdür, koşmadır, yürümedir, kaldırmadır her şeydir. Yüzmedir. Altmış yaşında zırhı ile 500 km Mekke’ye yürüyen Peygamberimiz vardı. Tebük’e, binek hayvan bulunmadığı zamanlarda, yürüyerek zırhı ile giden Peygamberimizdi. Ali gibi Hayber’de cesaretler sergileyen insanları örnek görüyoruz.
Allah ondan razı olsun. Spor yok sözü yok. Ne var? Sporu alet edip kumarı yaymak, sporu alet edip tembelleşmek, spora yaslanıp avret teşhir etmek yok. On tane gencecik bayanı milyonlarca insanın gözüne, aç kedilere ciğer sunar gibi sunmak yok. Spor var. spor var, hatta ölünceye kadar. Rahat rukü, rahat secde yaparak namaz kılabilmek için spor yapıyor olmak lazım. Yürüyüş bilen mümin olabilmek lazım ki sabah namazına, yatsı namazına, öğlen namazına yürüyerek camiye gidebilsin mümin. Müslümanlar spor yapmadı da camilerin arkalarında sıra sıra ihtiyarlar için, hatta ihtiyar olmadıkları halde rükû ve secdeye gidemeyen insanlar için niye tabureler kondu. Doğrusu olan Müslüman spor yapar ama, spor yaparken kendine eğlence yapmaz, dinini heba etmez. Erkekliğini, kadınlığını telef etmez. Spor yapar bedeni güçlü olsun diye. Cebine haram para girsin diye değil. Elhamdülillahi Rabbil Alemin.”