• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
TÜM YAZILARI

Modern tılsım, tükenirken tükenmek (2)

05 Haziran 2026
A


Yaşar Değirmenci İletişim: [email protected]

Modern tılsım, tükenirken tükenmek (2)

YAŞAR DEĞİRMENCİ

Satın al, kullan ve terk et! Modernizm çöp ve çöplükten ibaret!

Bu yapı hiçbir zaman şu soruları sormuyor: “Günah mı, sevap mı? Helâl mi haram mı? Meşru mu gayri meşru mu?” Sonuç da: “Hedefe ulaşmada her yol mübah” düşüncesine götürüyor. Tabii “özgürlük” derken de nefsin, heva hevesin, her türlü arzu ve isteklerin emrinde olduğunun da farkında değil. İster akıl tutulması ister ruh ve gönül körlülüğü, ister vahiyden melekût âlemle irtibatsızlık iletişimsizlik sonuçta psikosomatik hastalıklı insanlarla beraberiz. Bu yapıya da izah edemeyeceğimiz “Özgürlüğün Allah’a kulluk ile başladığı hakikati.

Her türlü dinî ve ahlaki ilkeden bağımsız, dolayısıyla kontrolsüz ve sınırsız bir kâr güdüsü ile hareket eden kapitalist zihniyet ve bu zihniyetin bir şekilde inşa ettiği sistem, varlığını sürdürebilmek ve daha da güçlü olabilmek için mevcut ihtiyaçları sürekli kamçılamasına ilaveten, her gün yeni ihtiyaçlar oluşturuyor. Çünkü varlığı ve gücü, sonu gelmez sürecin her gün yenilenen pazarında insanlığın her açıdan müşteri olmasına ve müşteri kalmasına bağlı. Kapitalist sistem bunu sağlamakta hemen hemen hiç zorlanmadı ve zorlanmıyor. Zira insanları etkileme ve yönlendirme açısından hayli etkileyici yol ve yöntemler bulmuş. Yenilerini bulma potansiyeline de fazlasıyla sahip durumda. Aşkın/ilahi sınırları olmadığı için kendini hiçbir şeyle sınırlamaması kendisine büyük imkânlar sunuyor. Sadece kâr elde etme güdüsünün kontrolünde. Bu sayede farklı alternatifler deneyerek süreci her zaman kontrolünde tutuyor.


Tüm diğer ekonomik sistemlerde olmayan, sadece kapitalizmde var olan ve kapitalizmi diğerlerine karşı sürekli galip kılan en önemli özelliği, kapitalizmin kendisini tamamen “özgür” hissetmesiyle ilgili. Buna karşılık insanlığın tüm diğer ekonomik sistemlerini şekillendiren ilahi, ahlaki, kadim değerler ve ölçüler vardır. Bu, onları sınırlamaktadır. Mesela hiçbiri kadın bedenini bir ticari sermaye olarak görmez. Yine birçoğu, sahip olunan paranın ticaretini (faizi) meşru bulmaz. Hiçbiri her ne şekilde olursa olsun aldatmayı meşru olarak değerlendirmez. Hiçbiri, ekonomik kârı yegâne ölçü kabul etmez. Fakat kapitalizmin böyle “kısıtları” ve “sınırları” yok; “kâr” sağlayan her şey onun için meşru. Vergisini vermek şartıyla kadın da satar, inanç da insan da satar hayvan da... İkna edebilme kabiliyetine bağlı olarak “aldatmayı” da meşru bulur. Paranın ticaretini her şekilde yapar. Alırken de “kazanır”, satarken de. Bu da kapitalizme müthiş bir güç, dinamizm ve cazibe kazandırıyor.Eğer bir benzetme yapmak gerekirse; kapitalizm ile ilahi, ahlaki, kadim değerler ve ölçülere sahip diğer ekonomik sistemler arasındaki ilişki bir ringde maç yapan iki boksörün durumuna benzetilebilir. 

Bu maçtaki boksörlerin oyunda tâbi olacakları kurallar birbirlerinden farklı şekilde belirlenmiş durumda. Biri -ki bu kapitalizm oluyor- için geçerli hiçbir kural yok. Rakibine istediği gibi vurabiliyor, ısırabiliyor, tekme atabiliyor, sarılabiliyor. Diğeri için bir yığın kural var. Rakibine istediği gibi vuramıyor, ısıramıyor, tekme atamıyor, sarılamıyor. Doğal olarak maçın galibi her zaman baştan belli. Elbette ki “kazanan” her zaman kurallara tâbi olmayan boksör, dayak yiyen ise kurallara tâbi olan boksör olacak. Esasen bu kötülüğün gücüdür. Kötülük kutsandıkça da bu böyle devam edecektir.



20. yüzyılın başlarına kadar ki uzun süreçte “tüketmek” hemen her dilde yok etmek, kullanıp-atmak, boşuna harcamak gibi olumsuz anlamlar çağrıştırıyordu. Bu sebeple zorunlu olanlar hariç, “normal olmayan” boyuttaki tüketim hiçbir şekilde hoş/doğru karşılanmıyordu. “İhtiyaç” duygusu dinî, ahlaki, kültürel değerler tarafından kontrol altındaydı. Ancak 1920’lerden itibaren öncelikle ve özellikle ABD’de başlayarak “tüketimin” anlam alanına özgürlük ve eğlence gibi günün şartlarında olumlu bulunan anlamlar yüklenmeye başlandı. Artık “tüketmek” olumlu bir değer hâline geldi. İnsanlar “tüketmenin” hayalini kurmaya başladılar. Bunlar olurken, kapitalizmin her şeyi ticarileştiren zihniyeti ise “tüketimi” bir amaca yönelik araç olmaktan çıkarıp, kendi içinde bir amaç hâline getirmeyi başardı. Kapitalizmin kontrolündeki kitle iletişim araçları marifetiyle yaşamak, “tüketim” ile eş anlamlı hâle getirildi. “Tüketim”, başlı başına bir değere dönüştürülmekle kalmayıp, ihtiyacı da belirler hâle getirildi. 

Sanayi Devrimi’nin sosyal, kültürel, ekonomik, siyasal, bilimsel, teknolojik olmak üzere birçok sonucundan biri de “tüketim” anlayışının değişmesi ve tüketim kültürünün doğuşu oldu. Tüketim kültürünün doğuşunda başlangıç kabul edilen Sanayi Devrimi yıllarında ve sonrasında artan fabrikalaşma, toplumsal yapıyı derinden etkileyerek toplumsal değişimi beraberinde getirdi. Bu arada büyük oranda benzer iki ayrı anlayış ve uygulama üretim tarzına egemen hâle geldi. 

(Devam edeceğim İnşallah…)

 


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23