• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Armağan
Mustafa Armağan
TÜM YAZILARI

Filistin’de bir ihanetin hikâyesi

16 Mayıs 2021


Mustafa Armağan İletişim: [email protected]

1916 yılında Arap isyanını, Ecyad Kalesi’ne ilk kurşunu sıkarak başlatan Mekke Şerifi Hüseyin’in oğlu Kral Abdullah’ın hatıratında Sultan II. Abdülhamid’i şu çarpıcı satırlarla anması ilginç olmanın ötesinde çarpıcıdır:
“Bence Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra meydana gelen olaylar, Kufe ve Mısırlıların Hz. Osman’a yaptıklarından sonra meydana gelenlere benzer. Hz. Osman nasıl fitneyle Müslümanlar arasındaki sınır idiyse, Abdülhamid de bu çağda insanlarla fitne arasındaki perdeydi. Bu perde yırtılınca fitneler ortaya çıktı.”
Sultan Abdülhamid’in gözünün tutmadığı adamlardan biriydi Şerif Hüseyin. Onu ailesiyle birlikte İstanbul’a getirip Boğaz’da bir yalıda gözaltına aldırdı. İttihatçılar ise devirdikleri Abdülhamid’in “ak” dediğine “kara” demeyi marifet bildiklerinden Şerif’i serbest bıraktılar. Hüseyin de Hicaz’a döner ve İngilizlerle anlaşarak Arap isyanının pimini çekti.
İngilizler onu sözde Büyük Arap Krallığı’nın başına geçirecekler, Casus Lawrence de danışmanı olacaktı. Güya artık Arap dünyasında Osmanlı’nın değil, Arapların, tabii Haşimîlerin sözü geçecekti. 

Siz öyle sanın. İngiliz oyununun kaç perde sürdüğünü bilmeyen Şerif Hüseyin, sadece Hicaz bölgesine Kral yapılır ama tahtı garantide değildir. İngilizler onu çoktan gözden çıkarıp Suud ailesiyle anlaşmışlardır. Nitekim Eylül 1924’te Abdülaziz b. Suud’un develerle hücumu üzerine krallığını oğlu Ali’ye devretmek zorunda kalacaktır. (1958’de parçalanarak öldürülecek olan Ali’nin oğlu Abdülilah ileride Irak’ta karşımıza çıkacaktır) Ali’nin krallığı da ancak bir yıl sürecek, sonra Hicaz-Necid bölgesi Suudîlere teslim edilecektir.
Muazzam Arap Krallığı’nın başına getirildiğini zanneden Şerif Hüseyin ise uyandığında soluğu Kıbrıs sürgününde almıştır. Çocukluğunda bayramlarda babasıyla Şerif Hüseyin’i ziyaret ettiğini anlatan merhum Rauf Denktaş, emekli kralın kendilerini görür görmez Osmanlı’yı hatırladığını ve “Ah ben Osmanlı’ya nasıl ihanet ettim? Şimdi ihanetimin cezasını çekiyorum” diye iki gözü iki çeşme ağladığını anlatırmış. Nitekim 1931 senesinde Amman’da ölürken bin pişmandır. (Bir ara ziyaret ettiği Yemen’de Osmanlı marşlarıyla karşılanmasına ise tarihin istihzası demek gerekiyor.)
Ancak Şerif Hüseyin’in Osmanlı’ya ihanetinin laneti kendisiyle sınırlı kalmayacak, oğullarına, hatta torunlarına da adeta bir hastalık gibi sirayet edecektir.
Oğullarından Faysal önce Suriye Kralı yapılmıştı. Ancak Fransızlar Cumhuriyet ilan edip onu istemeyince İngilizler tarafından mecburen Irak kralı ilan edildi. Tabii İngiliz danışmanlarla birlikte. Ne var ki, Faysal’ın bu mutluluğu da uzun sürmeyecekti. Devasız bir hastalığa yakalanacak ve bir mum gibi eriyerek babasından iki yıl sonra ölecektir.
Yerine oğlu Gazi’yi kral ilan ettiler. Ancak Gazi. İngilizlerin ülkesinin kaynaklarını nasıl sömürdüğünü görmüş ve Türk yanlısı bir politika izlemeye kalkmıştı. Tabii cezasını çok geçmeden görecek, Bağdat’ta bomboş bir yolda giderken otomobili bir direğe toslayacak ve şoförü kazadan sağ kurtulurken kendisi hayatını kaybedecekti (1939). 

Bu defa İngilizler 4 yaşındaki oğlunu II. Faysal adıyla tahta geçirdiler. Yukarıda sözünü ettiğimiz amcaoğlu Abdülilah da nâibi yapıldı. İkisi birlikte Irak’ta yapmadıkları rezalet bırakmayınca 1958’de vuku bulan halk ayaklanmasında parçalanarak öldürüldüler.
Şerif Hüseyin’in öbür oğlu Abdullah’ın nasibine ise Ürdün düşmüştü (bugünkü Ürdün Kralı II. Abdullah’ın büyük dedesi olur). Önce Emir, sonra Kral oldu. Hatıratını yazacak kadar uzun yaşadığına bakılırsa en şanslılarından biri sayılabilir. Ne var ki, o da 1948 yılında Filistin’in İsrail’in işgali altındaki topraklarını kurtarmak için savaşan Arap ordularının komuta yetkisine sahipken Siyonistlerle gizlice anlaşmış ve kuvvetlerine İsrail’i imha harekâtını durdurma emrini vermek suretiyle Avi Shlaim’in deyişiyle bütün planı mahvetmiş, tek kelimeyle Araplara ihanet etmişti. Nitekim ihanetinin bedelini, İsrail’in kurulmasından 3 yıl sonra, 20 Temmuz 1951 günü bir Filistinli tarafından Mescid-i Aksa’nın kapısında tabancayla kafasından vurulmak suretiyle ödeyecektir. 

İşin garibi, Şerif Hüseyin’in Zeyd adlı oğlu, kendisine münhal bir taht bulunamadığı için en uzun ömürlüleri olmuş ve 1970’te eceliyle ölmüştür.
Baba, tahtını kaybedip sürgüne gönderiliyor. Bir oğlu hastalıktan, diğeri suikastta ölüyor, üçüncüsü tahtını kaybedip köşesine çekiliyor. Torunlarından ikisi parçalanarak öldürülüyor, biri de sözde trafik kazasına kurban gidiyor.
Osmanlı’ya ihanet eden Haşimî ailesinin 30 yıl içinde ne hale geldiğinin ibretlik hikâyesi ezcümle böyle.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Nuri ŞENKARDEŞ

İyi ki varsınız hocam.Sayenizde tarihimizde olan biteni okuyor öğreniyoruz.Rabbim bu memleketin kıymetini bilenlerden eylesin.
  • Yanıtla

M Can

Allah'ın gazabı üzerlerinden eksik olmasın.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23