• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Armağan
Mustafa Armağan
TÜM YAZILARI

64 yıl önce üç yiğit idam edilmişti

14 Eylül 2025
A


Mustafa Armağan İletişim: [email protected]

64 yıl önce üç yiğit idam edilmişti

Mustafa Armağan

27 Mayıs 1960 darbesinin en unutulmaz, zehirden acı sahneleri Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın 16-17 Eylül 1961 günlerinde ıssız İmralı adasında yaşanan idamlarıdır.

En çok akıllarda kalan sahne ise Adnan Menderes’in boynuna ipin geçirildiği sırada sağ tarafına sanki bir şeyler mırıldanarak dünya gözüyle etrafına son kez baktığı sahnedir. O sahnede neler mırıldandığı, o gün bu gündür merak konusudur.

Yassıada’daki yargılama, Menderes’i avukatı Burhan Apaydın’ın dediği gibi yargının yasamayı muhakeme etmesiyle dünya adalet tarihine geçmiş ve kuvvetler ayrılığını alenen çiğnemiştir.

Yargılama, 14 Ekim 1960 günü soruşturmayla başlayıp 11 ay sonra, 15 Eylül 1961 günü Yüksek Adalet Divanı’nın kararları açıklanmasıyla sona ermiştir. Ancak bu defa, İmralı, Kayseri hapishanesi ve Adana Cezaevinde yeni zulüm sayfaları yaşanacak, 1965 yılına kadar uzayan sancılı bir süreçte haksız yere cezalarını çekenler, acılarını içlerine gömerek kellelerini kurtardıklarına şükredeceklerdi.

15 Eylül 1961 günü Yassıada’daki mahkemeden tam 15 idam cezası çıkmıştı. 31 Demokrat Partili ömür boyu hapse mahkûm edilmiş, 418’i de çeşitli sürelerde cezalara çarptırılmışlardı.


Böylece başlangıçta ne söylemiş olursa olsun, darbeden mağdur çıkan bir tek CHP’li olmamış, adeta kardeş kavgasını (nasıl kavga ise bu?) tek başına DP’li kardeşler çıkarıp sürdürmüşler ve sonunda da cezalarını bulmuşlar gibi garip bir netice çıkmıştır.

15 Eylül günü Yassıada’dan kalkan askeri bot, elleri arkadan bağlanmış 14 mahkûmu götürmüştü İmralı adasına. Peki 15. yolcuya ne olmuştu?

Resmi açıklamaya göre ‘Sakıt Başvekil’ Adnan Menderes, koltuğunun altında biriktirdiği uyku haplarını idam kararının açıklanacağı gün toptan yutarak intihar etmişti. İmralı’ya ulaşan idam mahkûmları ise şunlardı:

Celâl Bayar, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan, Refik Koraltan, Agâh Erozan, İbrahim Kirazoğlu, Ahmet Hamdi Sancar, Nusret Kirişçioğlu, Bahadır Dülger, Zeki Eretaman, Emin Kalafat, Baha Akşit, Osman Kavrakoğlu ve Rüştü Erdelhun.


İçlerinden sadece Rüştü Erdelhun DP mensubu değildi. Peki kimdi bu Rüştü Erdelhun? Ve neden oradaydı?


 

Orgeneral Rüştü Erdelhun, darbe sırasında darbeyi yapan subayların özbeöz Genelkurmay Başkanı idi. Bir Genelkurmay Başkanı, emrindeki subaylar tarafından, sırf iktidarla iyi geçindiği için cezalandırılıyor, işkencelere maruz bırakılıyor, hatta idam sehpasına gönderiliyordu. (Onun için diyorum ya, 27 Mayıs önce orduya karşı yapılan bir darbeydi, sonra hükümete ve millete karşı. Gencecik teğmenlerin kendi Genelkurmay Başkanlarının vücudunda sigara söndürdükleri bir darbe, “ihtilal”den başka neyle adlandırılabilir?)


 

Bazılarının zannettikleri gibi Milli Birlik Komitesi (MBK) 15 idamdan 12’sini affetmiş değildir. MBK, mahkemece verilen 15 idam cezasından Bayar, Menderes, Zorlu ve Polatkan olmak üzere 4 idamı onaylamış, diğerlerini ömür boyu hapse çevirmişti. Ancak Celâl Bayar’ın yaşı infaz sınırını aştığı için cezası ömür boyu hapse çevrilmişti. Geride 3 idamlık kalmıştı. Ancak son dakikaya kadar tuvaletten çevrilmiş ufacık pis kokulu odalarda bu 14 elleri arkadan kelepçeli adama adeta bir ölüm azabı yaşatılmış, o da yetmezmiş gibi sevdikleri arkadaşlarının idamları anbean yaşattırılmış, sonra ‘Kalkın gidiyoruz’ denilerek İmralı’dan alınıp Kayseri Cezaevi’ne gönderilmişlerdir. Orada 3-4 yıl kadar daha yattıktan sonra affedileceklerdir.


 


Peki İmralı adasında idam edileceklerin cephesinde neler yaşanmıştı? Şimdi burada yaşananları biraz daha ayrıntılı olarak görelim..

Üç darağacı

Lağım kokulu idam hücrelerinde elleri arkadan bağlı vaziyette, dizleri bükük, her an birilerinin gelip kendilerini idam sehpasına götüreceğini bekleyerek dakika sayan mahkûmlardan ilk kurban, eski Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu olmuştu.

16 Eylül 1961 Cumartesi gece yarısını yeni geçmişti. Hücresinin kapısını açanlara, soğukkanlılıkla “İdamlara benden mi başlıyorsunuz?” sorusunu yönelten Zorlu’nun kollarına iki gardiyan girerek koridora çıkardılar. Tam 8 saattir bekliyordu bu anı. Gözlükleri alınmıştı; çevresini bulanık görüyordu. Başgardiyanın odasına götürdüklerinde eski Dışişleri Bakanı abdest almak istediğini söyledi.


İzin verdiler. Abdest alıp iki rekat namazını kıldı. Ailesine iki satır bir şeyler yazmak istedi. İyi görmeyen gözlerine rağmen mektubu yazıp imzaladı. İlgililere teslim etti.

İdam anı hızla yaklaşıyordu. Beyaz idam gömleğini mutad olduğu üzere elbisesinin üzerine giydirdiler. Sehpanın altına gelindiğinde infaz savcısı kararı yüzüne karşı okudu. Gerekçesini hiçbir zaman öğrenemeyecekti. Yafta beyaz gömleğin üzerine iğneyle iliştirildi. İki imam gelmişti. Birisi Zorlu’ya son dinî telkinde bulundu. Köklü bir Osmanlı ailesinden geliyordu. Dinî kültürü kuvvetliydi. Hocanın telkin verirken düştüğü Arapça hatalarını bile düzeltti.

Ellerinin arkadan değil, önden bağlanmasını istedi. Bu isteği de kabul edilmedi. Cellat heyecandan titriyordu. “Oğlum” dedi cellada, “ne titriyorsun? İlmek senin değil, benim boynuma geçecek.”


 

Ve dudaklarında kelime-i şehadetle kimseden yardım almadan sehpaya çıktı. Son sözü “Allah memleketi korusun, haydi Allahaısmarladık” oldu. İşini kendisi halletmek istedi. Sandalyeye çıktı, yağlı ilmek boynuna geçirilirken o son derece sakindi. Ayağının altındaki sandalyeyi tekmeledi. Ancak garip bir şey oldu o anda. Uzun boylu olduğu için ayakları masaya değmiş, idam gerçekleşmemişti. Cellada, sadece masayı itip Zorlu’nun ayaklarını boşlukta bırakmak düştü.

Saatler 02.57’yi gösteriyordu.

Eski Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın idamında bir fevkaladelik görülmedi. Mithat Perin’in anlatımına göre Polatkan daha ilk günden idam edileceğine inanmıştı. Korktuğundan eğil ama Adalet Divanı’nın savunma yaptırmamak için elinden geleni ardına koymayan tavrı karşısında “Bu şartlar altında müdafaamı yapmayacağım” demişti. Bu, mahkemeye bir tür meydan okuma anlamına geliyordu.


 

Gördüğü alçakça muamelelere bedeni tahammül edememiş, 40 kiloya düşmüş, adeta canlı cenazeye dönmüştü. Hücresinden alıp kürsüye götürdüler. Kendinden geçmiş gibiydi. Saat 03.05’i gösterirken İmralı’daki darağacında Hasan Polatkan’ın cansız bedeni sallanıyordu. O sırada yan hücrelerde bulunan kader arkadaşları Agah Erozan ile İbrahim Kirazoğlu beraberce yüksek sesle Kur’an-ı Kerim okuyorlardı.

Böylece İmralı’ya getirilen 14 idam mahkûmundan 2’sinin cezası infaz edilmiş, geriye 12 idamlık kurban kalmıştı. Onlar da her an gardiyanların gelip kendilerini hücrelerinden çıkarmasını ve sehpaya götürmelerini bekliyorlardı. Ancak iki arkadaşlarının idamından sonra ses seda kesilmişti. Sabahın ilk ışıkları hücrelerinin duvarına belli belirsiz vururken, uykusuz gözleri ızdırap çöllerinde kavrulmaktaydı.

Üçüncü idam ertesi gün gerçekleşecekti. Menderes’in idamını Perşembe günü anlatalım.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

MUZAFFER..

ALLAH C.C RAHMET EYLEYE, HAZRETİ MUHAMMED MUSTAFA SAV KOMŞU EYLEYE ŞEHİTLERİMİZİ RAHMETLE ANIYORUM, EL FATİHA...........MÜSLÜMAN ŞEHİT OLUR.........MAHŞER GÜNÜ VARDIR MÜSLÜMAN, HAKİM ALLAH C.C ŞAHİT ALLAH C.C.........SAKIN HA SAKIN ÖLMEYİN, VATAN HAİNİ LERİ..........

Mehmet Mehmetoğlu

Merhum Başbakan Adnan Menderes, Zorlu ve Polatkan'a, darbecilerin yaptığı zulüm ve işkenceleri daha iyi öğrenip, ibret almak için, Tarihçi, Yazar Mehmet Emin Gerger'in "Bilinmeyen Yönleriyle İNÖNÜ -MENDERES MÜCADELESİ" KİTABI mutlaka okunmalıdır! Şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum. Selamlarımla..
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23