• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Akgün
Mustafa Akgün
TÜM YAZILARI
13 Nisan 2018

31 Mart Vakası

31 Mart Vakası, üzerinde çok tartışma yapılan bir vakadır. Bu vaka bir mizansenler yumağıdır. Her türlü provokatör, ajan, hain ve gafillerin yer aldığı çok ibretli bir tarihî hâdisedir. Bu hâdiseden sonra koskoca Osmanlı Devletinin parçalanmasına yol açan hâdiseler peş peşe gelecektir. 

Ismarlama Tarihe göre veya rahmetli Mustafa Müftüoğlu’nun ifadesiyle ‘Yalan Söyleyen Tarihe’ göre bu vaka zahiren şöyle vuku bulmuştur:

Hadise Milâdî 31 Mart 1909’da olmuştur. Onun için bu adı almıştır.

O sıralarda II. Meşrutiyet yeni ilân edilmiştir. Birçok Yahûdi, Rum, Ermeni, Bulgar, Mason vb. azınlıklar ‘Meclis-i Meb’ûsan’a girmişlerdir. Amma, Osmanlının başında hâlâ Abdülhamid Han vardır ve Osmanlının Tuğrası henüz onun elindedir. O tuğranın onun elinden alınması gerekmektedir.

Onun için her türlü hain, üstlerine düşeni yapmaya başladı.

Baş aktör Derviş Vahdetî çıkarmakta olduğu Volkan gazetesi ile tahriklere başlamıştır. Serbestî ve İkdam gibi gazeteler de aynı şekilde yayın yapmaktadırlar.

Bidayette elebaşı Derviş Vahdetî hem kendi yönünden hem İngilizler yönünde lehte bazı başarılar elde etmiştir.

Ancak Selânik’te bulunan 3. Ordu’dan Mahmut Şevket Paşa kumandasında Harekât Ordusu teşkil edildi. Bu sözüm ona ordunun içinde kimler yoktur ki?... Tarihler şöyle kayıtlarda bulunmaktadırlar:

“Hareket Ordusu denilen kuvvet içinde muntazam birlikler küçük bir azınlıktır. Çoğunluğu Sırp, Bulgar, Yunan, Makedon, Arnavut çeteleriyle sözde gönüllüler teşkil etmektedir.” 

Harekât ordusu İstanbul’a geldi ve duruma hâkim oldu. Hâdiseyi başlatan Derviş Vahdetî de asıldı. Bu hâdiseden bir müddet sonra da Abdülhamid Han padişahlıktan azl (!) edildi.

Hadisenin zahirî yönü böyledir. Ancak saklanan bazı yönler tahlil edildiğinde çarpıcı gerçeklerle karşılaşılmaktadır. 

Her şeyden önce Derviş Vahdetî’nin gerçek kimliği işin vahametini göstermektedir. Derviş Vahdetîtipik İngiliz casusudur. Lawrence, Gertrude Bell, Hempher, Herbert, Bahaîler, Ahmed Kâdyânî gibi İngiliz casuslarından biridir. Bu Derviş Vahdetî haininin tasmasının ucu İngiliz Intelligence Service’in elindedir.

Orduda alaylı-mektepli sürtüşmesi vardır. Derviş Vahdeti bu durumu körüklemiş ve kendi lehine kullanmıştır. 31 Mart günü askerin arasına sızan gafil medrese talebeleri Derviş Vahdetî lehine kışkırtıcılık yapmışlardır.

Sonunda Alman taraftarları duruma hakim oldular ve durumu lehlerine çevirdiler. Derviş Vahdetî’yi de astılar

31 Mart Vakası bir yönüyle tam bir kara mizahtır. Hâdise ağırlıklı olarak Osmanlı Devletinin payitahtı İstanbul’da oluyor. Hâdiseye karışanlar görünürde Osmanlı halkıdır. Ancak İngiliz ve Almanlar 31 Mart Vakası sırasında kuvvet gösterisi yapmaktadırlar. Derviş Vahdetî’ye İngilizler, Mahmut Şevket Paşa’ya da Almanlar destek vermektedirler. Sanki Osmanlı Devleti bir masa İngilizler ve Almanlar bu masa üzerinde bir bilek güreşi, bir bilek yarışı yapmaktadırlar. Bunlar çok çarpıcı ikiyüzlülük örnekleridir. Yarışı Alman taraftarları kazanmıştır.

İşin mühim bir yanı da Said Nursî, Mehmed Akif, Muhammed Hamdi Yazır, Asım Efendi, Mehmed Vehbi Efendi, Rıza Tevfik gibi bazı ileri gelen zatlar Abdülhamid Han’a karşıdırlar. Ancak bu zatların hemen hepsi de Abdülhamid Han’ın tahttan indirilmesinden sonra şahit oldukları hâdiseler karşısında yaptıklarına pişman olmuşlardır. Rıza Tevfik Bölükbaşının meşhur şiiri bunun en mânâlı örneklerinden biridir. Bu şiirin bir dörtlüğü şöyledir:

“Tarihler adını andığı zaman / Sana hak verecek ey koca Sultan / Bizdik utanmadan iftira atan / Asrın en siyasî pâdişâhına”

Harekâtın sonuna doğru İlmiye sınıfından adeta zorla ‘Hal Fetvası’ alınmış, Talat Paşa da fetvanın meclisten geçmesini sağlamıştır. Abdülhamid’e gönderilecek ‘Hall Tebliğ Heyeti’nin seçimi tarihimizin en acı sayfalarındandır. Çünkü heyeti teşkil edenler Abdülhamid Han, Osmanlı ve İslâm düşmanı kişilerdir. 

Emanuel Karasso, Azılı bir Siyonist-Yahûdidir. Aslen İtalyan Yahûdisidir. Balkan milletlerinin Osmanlıya isyanını sağlamış, Balkanlardaki topraklarımızın elimizden çıkmasına yol açmıştır.

Ârâm Efendi, bir bölücü Ermenidir. Abdülhamid Doğudaki Ermeni hareketlerine karşı iyi tedbirler almıştır. Halifeliğinin son dakikalarında ona hakaret edebilmek için heyete bu Ermeni Ârâm Efendi de alınmıştır.

Esat Toptanî, Abdülhamid’in eski yaverlerindendir. Padişahın çok lütfunu görmüş birisidir. Arnavut asıllıdır. Bazı cinayetleri işletmiştir.

Arif Hikmet Paşa, Bahriye Ferikidir. Gürcü asıllıdır.

Dört kişilik Hall Tebliğ Heyetinin içinde Türk, Arap ve Kürt gibi Müslüman tebadan kimse yoktur. Bu, anlayabilenlere işin içinde nasıl bir kasıt olduğunu ayan beyan göstermektedir.

Azil Tebliğ Heyeti Abdülhamid’in huzuruna gelerek, “Millet seni azletti” dediler.

Abdülhamid bu durum karşısında gayet serinkanlı bir şekilde şu cevabı vermiştir:

“Milletim beni istemiyorsa gelenler niçin Müslüman değildir? Müslümanlar beni Halifelikten almak istiyorlarsa burada bu Çıfıtın ne işi var?”

Çıfıt diye kastettiği Siyonist Yahûdi Emanuel Karasso’dur. O zamanlarda Selânik mebusu bulunmaktadır.

Arnavut Tahir Paşa, Abdülhamid’i koruyan hususi kuvvetlerin kumandanıdır. 31 Mart Hâdisesi esnasında çapulculara hadlerini bildirmek için Abdülhamid’e yalvarmıştır amma pâdişâh, bu asil düşünceli Paşasına müsaade etmemiştir. 

Cemal Kutay, Emin Oktay gibi Ismarlama Tarihçiler kitaplarında, “Ermeniler Abdülhamid için Kızıl Sultan derlerdi” diyor. Ve Kızıl Sultan kelimesinin yanına “Le soultan rouge” diye de Fransızcasını ekleyiveriyorlar. Düşmanımız olan bölücü Ermeniler, Abdülhamid’e Kızıl Sultan diyorsa Abdülhamid’in büyük insan, asil bir Müslüman oluşunda şüphe yoktur.

Bugün artık 31 Mart Vakası şöyle değerlendirilmektedir:

“31 Mart Vakası hem Sultan İkinci Abdülhamid’i tahttan indirmek, hem de Almanya taraftarı İttihatçıların kuvvetini kırmak için İngilizler tarafından tertiplenmiştir.”

İlim namusu olan tarihçiler Sultan Abdülhamid Han’ın bir siyasî deha olduğunda birleşmektedir. Ancak Ismarlama Tarihçiler yalan ve iftiralarına devam etmektedirler. Söyledikleri yalanlara ne kendileri inandılar ne de aklı başında olan kimseler. 

Yalan söyleyenlerin hiç birinin yüzü kızarmadı. Çünkü yüz derileri kızarmayacak kadar kalındı. İlim namusu olmayanda ilim namusu aranmaz ki. Aransa da bulunmaz.

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23