Bir İnanç İklimi Dağılıyor mu?
Bir İnanç İklimi Dağılıyor mu?
HÜSEYİN DEMİR
Sokakta, üniversite koridorlarında, sosyal medyada aynı cümleye rastlamak artık şaşırtmıyor:
“Ben inanıyorum ama dine mesafeliyim.”
Bu cümle masum gibi duruyor. Oysa arkasında derin bir kırılma gizli. Çünkü bu söz, inancın hayattan, ahlâktan ve toplumsal sorumluluktan yavaş yavaş çekildiğini fısıldıyor. İnanç var ama yön yok; Allah kabul ediliyor ama vahiy hayata karışmasın isteniyor.
Kur’ân, insanın yaratılış gayesini açıkça ortaya koyar: Kul olmak. Bu kulluk, sadece zihinsel bir kabul değil; hayatın tamamını kuşatan bir bilinçtir. İnanç, kalpte başlar ama davranışta görünür. İman ile amel arasındaki bağ koptuğunda, geriye yalnızca kuru bir iddia kalır.
Bugün yaşadığımız tam da budur.
Hız, Haz ve Unutuş
Çağımız hız çağı. Düşünmeye değil, tüketmeye davet ediyor. Hazza ulaşmak kolaylaştıkça, sabır değersizleşiyor. Sabır değersizleşince ibadet ağır geliyor. İbadet ağır gelince, din “kişisel tercih” kategorisine indirgeniyor.
Oysa din, bireysel bir zevk alanı değildir. Toplumu ayakta tutan ahlâkî omurgadır. Bu omurga zayıfladığında, sadece camiler değil, vicdanlar da boşalır.
Kur’ân’ın “Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur” ikazı, bugünün huzursuz insanına doğrudan hitap eder. Anlam arayışıyla savrulan genç zihinler, bu boşluğu ya popüler ideolojilerle ya da geçici tatminlerle doldurmaya çalışıyor. Hiçbiri kalıcı olmuyor.
Mekânlar Boşalırken Anlam da mı Çekiliyor?
Camiler, bu topraklarda sadece ibadet edilen yerler değildi. Hayatın merkezindeydi. Bilginin, merhametin, istişarenin mekânıydı. Bugün bazı vakitlerde safların seyrelmesi, yalnızca sayı meselesi değildir. Bir zihniyetin geriye çekilişidir.
Bu geri çekiliş devam ederse, din hayattan değil; hayat dinden kopar. Ve bu kopuş, toplumun kendi kendini inkâr etmesiyle sonuçlanır.
“Bana Karışmayan Bir Tanrı” Arayışı
Modern insan, hesap sormayan, emir vermeyen, hayatına müdahale etmeyen bir Tanrı istiyor. İnansın ama bağlanmasın. Kabul etsin ama sorumluluk almasın.
Oysa vahiy, insanı rahatlatmak için değil; dönüştürmek için gelir. Nefsi merkeze alan bir inanç anlayışı, ilahî olanı değil, insanı kutsallaştırır. Bu da bizi fark etmeden başka bir inanç biçimine sürükler.
Bir Medeniyet Meselesi
İnanç sadece bireyin meselesi değildir. Bir toplumun hafızasıdır. Tarih, inancını kaybeden toplumların sadece dinlerini değil, dillerini, kültürlerini ve iradelerini de kaybettiklerini gösteriyor.
Bu yüzden mesele “kim neye inanıyor” tartışmasının çok ötesindedir. Mesele, bu toplumun yarın da kendisi olarak kalıp kalamayacağıdır.
Ve Dahi Son Söz Yerine
İnanç, korunmazsa aşınır. Öğretilmezse unutulur. Hayata taşınmazsa sembole dönüşür. Bugün yapılan uyarılar, bir korku siyaseti değil; bir varoluş çağrısıdır.
Çünkü iman kaybolduğunda, sadece bir inanç değil; bir milletin ruhu da sessizce çekilir.
Selam ve dua ile.