Biz de İsrail’e doğru yürüyoruz…
Biz de İsrail’e doğru yürüyoruz…
MUHAMMET KUTLU
Büyük Selçuklu Sultanı atamız Alparslan, 1071 Mayıs’ında Halep’i alıp Mısır’a doğru yürürken, Romen Diyojen’in elçisi kendisine yetişip imparatorun Menbic, Ahlat ve Malazgirt’in iadesini istediğini, aksi takdirde bir orduyla harekâta başlayacağını bildirdi.
Bizans imparatorunun çok önceden harekâta başladığını ve kalabalık bir orduyla Erzurum yönünde ilerlemekte olduğunu haber alan Sultan, elçiyi sert bir cevapla geri gönderdikten sonra Mısır seferini yarıda kesip Doğu Anadolu’ya yöneldi.
Bu sırada Bizans ordusunun sayısını ve gücünü araştırmak üzere gönderdiği keşif birliğinin komutanı gelerek, “Sultanım, 200 bin kişilik kalabalık bir Bizans ordusu üzerimize doğru geliyor” der. Sultan Alparslan, tarihe geçen şu karşılığı verir: “Biz de onlara doğru gidiyoruz.”
Malazgirt’te yapılan meydan savaşında Sultan Alparslan kumandasındaki 50 bin kişilik Selçuklu ordusu, 200 bin kişilik Bizans ordusunu darmadağın ederek Bizans İmparatoru Romen Diyojen’i esir alır. Hepimizin bildiği gibi bu zaferle Anadolu’nun kapıları ardına kadar Türklere açılır. Anadolu yıllar içinde Türk yurdu olur.
Buradaki küçük bir ayrıntıya dikkat çekmek isterim. Sultan Alparslan Bizans Ordusu’nun harekete geçtiğini öğrendiğinde Suriye’nin büyük bölümü Türk toprağı olmuştu. Cennetmekân atamız Alparslan, Suriye üzerinden Mısır’ı fethetmek üzere yürüyüş halindeydi. Yani Suriye’nin büyük bölümü, Anadolu’dan çok önce Türkler tarafından fethedilmişti.
Gelelim, “arz-ı mevud” yani “vaat edilmiş topraklar” masalıyla, cüssesine bakmadan bölgeyi kana boğan kudurmuş Siyonist terör devleti İsrail’in “bize doğru gelişine”…
İsrail’in, 7 Ekim 2023’te Gazze’de başlattığı soykırım devam ederken saldırılarını kuzeye, Güney Lübnan’a doğru genişletmesi, zaman zaman da Suriye’nin kuzey bölgelerini bombalaması üzerine, herkes “İsrail, arz-ı mevud sınırlarına ulaşmayı mı hedefliyor” diye sormaya başlamıştı.
İsrail’in arz-ı mevud sınırlarına ulaşıp ulaşamayacağı, haftalarca medyada, televizyon programlarında tartışıldı, masaya yatırıldı. Hatta bendeniz de “İsrail bize kadar gelir” başlıklı bir yazı kaleme aldım.
Derken, Suriye halkının bağrından çıkmış tepeden tırnağa silahlı, iyi eğitimli aslanlar 27 Kasım’da birdenbire İdlib’den önce Halep’e, ardından güneye Hama ve Humus üzerinden Şam’a doğru harekâta başladılar.
12’nci gün, insanlık düşmanı Baas rejiminin son tiranı Beşar Esed’in kaçtığı 8 Aralık’ta Şam’ı düşürerek Suriye’nin yönetimini ellerine aldılar.
Şam’ın düşmesinden bir hafta kadar sonra suskunluğunu bozan ABD’nin yeni seçilen Başkanı Donald Trump, “Şimdi taraflardan biri nerdeyse tamamen yok edildi. Ama diğer tarafın kim olduğunu kimse bilmiyor, ben biliyorum, o Türkiye. Evet, Türkiye bu işin arkasındaki güç. Erdoğan çok akıllı bir adam. Türkiye bunu binlerce yıldır istiyordu ve oldu” diyerek bu meseleyi tereyağından kıl çeker gibi halleden Türkiye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a olan hayranlığını göstermiş oldu.
Eskiden büyük güçler bu coğrafyada darbeler yapar, Suriye’deki gibi iç savaşlar çıkartır, aylar sonra bunların arkasında hangi güçlerin olduğunu anlayanlar bunun cakasını satardı.
Şimdi ABD Başkanı çıkıp dünyanın büyük bölümünün henüz çözemediği sırrı kendisinin çözmesinin mutluluğuyla, “Kimse bilmiyor, ben biliyorum, o Türkiye. Evet, Türkiye bu işin arkasındaki güç” diye ilan ediyor…
Yıllardır zavallı Amerikan halkının vergileriyle alınmış on binlerce tır silahı Siyonistler vasıtasıyla Suriye’nin kuzeyindeki PKK/PYD’ye göndererek yığınak yaptıran, ardından onları kullanarak Türkiye’ye komşu olma hayali kuran İsrail sonunda bize komşu olmuş görünüyor. Ama bir farkla. Bizim güney sınırlarımızdan değil, onların kuzeydoğu sınırından…
Anlaşılan, hırsı ve kibri kendisinden önde giden terör devleti İsrail bize doğru değil, biz İsrail’e doğru gidiyormuşuz…