• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Coşar
Ali Coşar
TÜM YAZILARI

NİL’İN ÇIĞLIĞI VE MASADAKİ KANLI KALEMLER

06 Temmuz 2026
A


Ali Coşar İletişim:

NİL’İN ÇIĞLIĞI VE MASADAKİ KANLI KALEMLER

ALİ COŞAR

Türkiye, son yüzyılın en güçlü emperyal devleti ABD Başkanını, NATO zirvesi vesilesiyle karşılama haberlerine kilitlenmişken, biz öteden beri Afrika’yı kana bulayan asıl aktörlerin başını çeken, 15 ve 16. yüzyıllarda Amerika kıtasında önceleri bir İngiliz Kolonisi olarak sonrasında kendisine isyan eden ABD’yi var eden, dünyada emperyalizmin kitabını yazan, ancak 2. Dünya Savaşından sonra (son 70 yıldır ) giderek güç kaybederek dünyanın her neresinden çekilmek zorunda kalmışsa,  ardında birer kavga sebebi- birer çıbanbaşı bırakan, İngiltere’nin marifetlerini (!) görmezden gelmemek gerekiyor.

19. Yüzyılın son çeyreğinde, Osmanlı İmparatorluğu’ndan hile ve desiselerle kopardığı Mısır ve Sudan söz konusu olduğunda Birleşik Krallık, sıradan bir dış gözlemci değildir. Londra’nın bu dosyadaki ağırlığı üç temel dayanağa oturmaktadır. İlki, eski sömürge gücü olmasının yüklediği tarihsel sorumluluktur. İkincisi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimî üyesi ve Sudan dosyasının “penholder”ı olarak karar taslaklarını hazırlayan, diplomatik süreci yönlendiren başlıca aktörlerden biri olmasıdır. Üçüncüsü ise resmî söyleminde sürekli vurguladığı; ateşkesin sağlanması, sivillerin korunması, insani yardımların kesintisiz ulaştırılması ve Sudan’ın egemenliği ile toprak bütünlüğünün desteklenmesine dayanan politikadır. Ne var ki, bütün bu tarihsel sorumluluk, diplomatik yetki ve resmî taahhütlere rağmen Sudan’da akan kanın durdurulamamış olması, uluslararası toplumun özellikle de Londra’nın ortaya koyduğu çabaların etkinliği konusunda kaçınılmaz soruları beraberinde getirmektedir. Bu nedenle bugün tartışılması gereken yalnızca Birleşik Krallık’ın ne söylediği değil, elindeki diplomatik imkânları Sudan halkının acılarını hafifletmek için ne ölçüde etkili kullanabildiğidir.

Sudan… Eski haritaların yorgun ülkesi, şimdilerde ise modern dünyanın en büyük utanç sahnesi. Nil Nehri onlarca yıl ve özellikle son 3 yıldır su yerine kan ve gözyaşı taşıyor. Annelerin kucaklarında açlıktan eriyen bebekler, bombalanan hastaneler ve sokak ortasında katledilen siviller… Bir halk, dünyanın sağır edici sessizliği altında yok ediliyor.

Peki, bu vahşet yaşanırken insanlığın “büyük” aktörleri nerede? Masanın başında, diplomatik terimlerin arkasına sığınmış, kirli çıkarlarını tartıyorlar.


Sorumsuz Bir Seyirci ve Aciz Bir Kalem: Birleşik Krallık


Birleşik Krallık, BM Güvenlik Konseyi’nde Sudan dosyasının “penholder”ı yani “kalem sahibi”. BM Karar taslaklarını yazan, diplomatik ağırlığı elinde tutan güç Londra. Dahası, 1956’ya uzanan sömürge geçmişi nedeniyle bu topraklarda tarihsel bir parmak izine sahip. Resmî kaçırarak, soykırıma varan bu vahşeti yıllardır sadece izlemekle yetiniyor.

BAE: İsrail’in Kuklası ve Hainlerin Ağır Yenilgisi

Madalyonun diğer yüzünde ise sessiz ama derinden işleyen kirli bir çark var. Sudan’ı istikrarsızlığa sürükleyen, sivilleri katleden paramiliter yapıların (Hızlı Destek Kuvvetleri isimli bölücü katillerin) arkasında Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) duruyor. Bölgesel vizyonunu tamamen İsrail’in stratejik çıkarlarına teslim etmiş bir kukla gibi hareket eden BAE, Sudan’ın kaynaklarını yağmalamak ve ülkeyi bölmek için karanlık bir tezgâh kurdu. Londra ise ekonomik ortaklıkları uğruna bu kukla devletin Sudan’ı ateşe vermesine göz yumuyor.

Ancak masada yazılan bu hain senaryo, sahada Sudan halkının asil direnişine çarparak paramparça oldu. BAE’nin silahlandırdığı- fonladığı, ülkesine ihanet eden o ayrılıkçı uşaklar, artık Sudan topraklarında ağır ve kaçınılmaz bir yenilgiye uğratılıyor!



Bunun en sıcak kanıtı, Beyaz Nil eyaleti semalarında yaşandı. Sudan Silahlı Kuvvetleri, sivilleri hedef alan düşmana ait FH-95 model stratejik insansız hava aracını tek bir hamleyle yere çaktı. İsrail güdümlü BAE sermayesinin satın aldığı o kirli teknolojiler, Sudan’ın müdafaa duvarını aşamadı. Egemenliğin en net nişanesi olarak, Sudan lideri Abdel Fattah al-Burhan, (Sudan’ın eski gönül coğrafyasındaki kardeşleri Osmanlı Türklerinin torunlarınca yalnız bırakılmayarak el uzatan Türk Savunma Sanayi Şirketlerinin de desteğiyle) Hartum sokaklarında halkıyla ve askerleriyle omuz omuza güvenle yürümektedir. Hainlerin kuşattığı o sokaklar, artık uşakların yenilgiye doyduğu bir vatan toprağıdır.

Sudan halkı, küresel güçlerin satranç tahtasında birer piyondan ibaret değildir. Açlık ve namlular arasında sıkışmış milyonların çığlığı, Londra’nın lüks salonlarındaki aciz fısıltılardan daha güçlüdür.

Tarih bu dönemi; İsrail’in kuklalarının kan döktüğü, İngiltere’nin acizce seyrettiği, ama en nihayetinde vatanını satan uşakların sahada nasıl rezilce yenildiğini anlatan kara bir leke olarak kaydedecektir. Dünyanın gözü önünde can çekişen Sudan halkı için artık boş vaatler değil, gerçek bir adalet şarttır. Bu da İslam Ülkelerinin bir ve beraber olmalarından geçiyor.

La galibe İllallah …

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23