Tercüman
Tercüman
İDRİSG GÜNAYDIN
Tercüman ne eski bir günlük gazetenin adıdır, ne de bir dilden başka bir dile çevirinin adıdır. O başka bir şeydir. Arap şairi dinleyelim: “İnnes semanine ve belleğtüha; Gad ehvecet sem’i ila terceman.: Bu seksen yıl yok mu seksen yıl; sen de o seksen yıla kavuşasın. Bu seksen yıl beni bir tercümana muhtaç kıldı”
Yani demek istiyor ki; karşımdakinin dediğini duyamıyorum da bir başkası kulağıma eğilip söylüyor.
Seksene ulaşmadı isek de, biz de yavaş yavaş oraya doğru gidiyoruz. Söyleneni duymuyoruz, her nesneyi göremiyoruz… vs. Aah insan bir haftalığına gençlik veya çocukluk yıllarına dönse idi. Dönemiyoruz maalesef. Mesnevi’de anlatılır ki; bir adam yokluktan, fakirlikten dem vurup gezermiş. Mevlana yanına çağırmış adamı. Sormuş: “Şu gözünü bana kaça satarsın? Adam düşünmüş milyonlar istemiş. Ya şu kulağını? Adam yine milyonlar istemiş. Sırayla elini kolunu, şu organını bu organını… Adam bir hayli yüksek fiyat söylemiş. Mevlana: Bre utanmaz adam. Ne kadar zenginsin görüyor musun? Bir de fakirim diye ağlıyorsun.”
Birkaç yıl önce okumuştum. ABD’de 90 milyar dolar serveti olan bir adam 33 yaşındaki bir gence teklifte bulunmuş:-Al bu parayı ömrünü bana ver. Genç kabul etmemiş.
Sözü siyasete getireceğim.
Cumhurbaşkanımız hem Kasımpaşalı hem Karadenizli… İki taraftan da üzerine sinmiş karakter var lakin yükü çok ağır. Birkaç gün önceki makalem ona hitap ediyordu ve akıl almaz derecede müspet, yer yer de menfi tepki aldı. Tabi beni bilen bilir. Ben kendi penceremden gördüklerimi yazıyorum. Kazın ayağı öyle değil. Bana bir istihbarat geliyorsa ona yüz geliyordur. Bu gerçeğin de farkındayım, lakin canımız yanıyor.
Biz onun Kasımpaşalı gibi veya Karadenizli gibi her dakika kükremesini istiyoruz.
Hani bir rahip Brunson olayı vardı. Tayyip Bey “onu alamazsınız” dedi, sonra bazı şeyler oldtu. İnsanlar bunun sebebini bilmezler. Ben de bilmiyordum. Bir arkadaş meclisinde ilmine güvendiğim biri bir sebep söyledi. Ebedi ağzımı açmamak üzere sustum. Kazın ayağı başka türlü.
Çok iyi biliyorum ki cumhurbaşkanımız Kasımpaşa’da veya Rize’de, sokakta, ayakta yürürken simit yemeyi çok ister. Lakin dünyaya nizam veren bir lider bundan bile mahrumdur. Bizler simitçinin yanında simit kemirirken onu hatırlamalıyız.
Çok eleştiriyoruz ama bu dünya bizim pencereden görüldüğü gibi değil.
Tamar Tanrıyar Hanımın dediği gibi: “Eğer Tayyip Bey bize hakkını helal etmezse iki dünyada yakamız bir araya gelmez.”
Biraz da şöyle düşünelim. Ak Parti hareketi eski Milli Görüş’ün kadrolarına dayanıyordu. Lakin o hareketin çoğu simaları öldü veya eve çekildi veya hastalandı. Yerine yenileri gelmiyor. Gelenlerde de aynı ruh ve mana yok. Bu parti seçimde mutlaka kazanmak zorunda. O zaman her samimiyim diyeni içine alıyor. Rozetler değişiyor ama parti de değişiyor. İşte Giresun. İl başkanı alındı. Yerine yenisi atanmıyor. Atansa tamamen gençler var elde, bir de benim gibi yürümekten aciz olanlar… Kılı kırk yarmanın vakti ama kimin yorumu esas alınacak?
Zor bu işler. Allah yardım etsin. Vesselam.