Trump, demokratik değerler ile beynelmilel hukuka savaş açtı…
Trump, demokratik değerler ile beynelmilel hukuka savaş açtı…
MEHMET KOÇAK
Bir asrı aşan zamandır devam eden çatışmalar, savaşlar ve işgal ile gerginlikleri sona erdireceği iddiasıyla başkanlık koltuğuna oturan ABD Başkanı Trump, söylemlerinin tam aksine bir tavır içinde uluslararası ve bölgesel anlaşmazlıkların yeni büyük savaşlara dönüşebilecek maceracı girişimleriyle dünyada korku ve paniğe sebep oldu.
Bu korku ve paniğin asıl sebebi, dünyanın en güçlü ülkesi ABD, demokrasiyi, evrensel insan hak ve özgürlüklerini temel esas kabul eden demokratik değerler ile beynelmilel hukuka savaş açmış olmasıdır.
Askeri ve ekonomik güç bakımından ezici gücü elinde bulunduran Başkan Trump’ın Amerika’nın gücünü yeni bir biçimde kullandığı, liberalizm ve demokrasi modelinden ziyade kendi iradesini kabul ettirmek isteyen bir dünya liderliği hayali peşinde koşmaktadır.
Kesin zafer kazanan komutan edasıyla her zamankinden daha güçlü ve kararlı bir şekilde ikinci defa Beyaz Saray’a dönmenin verdiği öz güvenle dünyayı yeniden şekillendiren ve bir dünya devrimi gerçekleştiren lider olarak tarihe geçmek istiyor.
Ayrıca, Allah tarafından kendisine yüklenen bir kutsal görev yani bir ilahi misyon ile görevlendirildiğini ve kendisine düzenlenen saldırıdan bu görevleri yerine getirmek için Allah’ın yardımı ile kurtulduğuna inanıyor.
Mesih’in rolü konusunda spesifik bir görüşe sahip olan Trump ve Evanjelikler, İsrail’i desteklemenin, İncil›deki vaatlerini yerine getirmek olarak kabul ediyor.
Trump ve Netanyahu kutsal görevleri yerine getirme adına birçok şeyi planlama ve yerine getirme hakkına sahip oldukları inancıyla Trump’ın Danimarka’nın egemenliği altında olan Atlantik adası Grönland’ı satın alma çağrısı, Kanada’yı ilhak etme önerisi, Çin’in hegemonyasını bahane ederek, Panama Kanalı’nı ele geçirmekle tehdit etmesi ve Gazze Şeridi’nde yaşayan 1 milyon 800 bin Filistinliyi, Mısır ve Ürdün’e hatta bir kısmını Arnavutluk veya Endonezya’ya gönderme fikrini ortaya atması, devamında Netanyahu ile düzenledikleri ortak basın toplantısında, “ABD’nin Gazze Şeridi’ni devralacağını” söyleyen Trump, Gazzelilerin de “başka bir yere gitmesi gerektiğini” ifade etmiş olması o kutsal görevin bir gereği olarak kabullenişin bir sonucudur.
*
Trump ve Netanyahu’nun nihai hedefi ise Hamas ve Hizbullah’ı önce askeri güçle, sonra da siyasetle tamamen bitirmek istediği bir gerçek. Ayrıca önce Filistinlileri sonra Lübnan Hizbullahını bölgeden tamamen uzaklaştırmak ve topraklarını önce sahiplenme sonra ise İsrail’e bir paye olarak teslim etmektir.
Trump’ın saçma teklifine tüm dünyadan büyük tepki geldi. Arap ve İslam ülkeleriyle Avrupa Birliği (AB) ve Rusya ile Çin bu teklifi delice ve saçma bulduklarını ve de karşı beyanları birbiri ardından devam etti, ediyor.
Çünkü, bu teklif açık bir gasp ve beynelmilel hukuka ayrıdır ve bir soykırım sucudur.
Avrupa’yı uysal hale getirmek ve kalanına gücüyle meydan okumak suretiyle bir dünya devrimini hayal eden Trump ve Netanyahu bana göre halisünasyon görüyor…
Ancak olmaz diyemiyorum, çünkü Trump, öngörülemez bir karakter ve demokratik değerler ile beynelmilel hukuka savaş açmış bir güç zehirlenmesi yaşıyor.
Suriye’nin olan Golan tepelerini ve Filistin’in başkenti olan Kudüs’ü İsrail toprağı ilan ettiği gibi (Allah korusun) belki de tüm uyarı ve tepkilere rağmen, yani iki devletli çözümün aksine korktuğumuz kâbus olan ‘topraksız Filistin’ veya İsraillileştirilmiş bir Filistin ile karşı karşıya kalabiliriz.
Zira ne Arap ve İslam ülkeleri ne de demokratik dünya milletleri ve devletlerinin buna karşı hiçbir hazırlığı söz konusu bile değil.
Kısacası:
“Ben ABD’yim, ben Trump’ım ve yaparım…” demekten zevk alan, güce tapan haydutların hüküm sürdüğü bir dünyada yaşıyoruz.
Bu gerçekten hareketle her şeyin her an olabileceği ihtimal dahilinde olduğu hesaba katılmalı…