Limon sıkıldıkça limondur suyu bitince çöptür…
Limon sıkıldıkça limondur suyu bitince çöptür…
MEHMET KOÇAK
ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’ye yönelik yaptırımları kaldıran başkanlık kararnamesini imzalamasının ardından, Heyet Tahrir Şam’ı (HTŞ) “terör örgütü” listesinden çıkarılması, Şam’daki Ahmet Şara yönetiminin ABD ve uluslararası toplum nezdinde resmen tanındığı anlamına gelmektedir.
Suriye yaptırımlarını kaldırılması ve terör örgütü listesinden HTŞ’nin çıkarılması elbette önemli gelişmedir ancak, Suriye’nin sorunları sadece bu kadarla sınırlı değil.
Şam’daki yönetimin en büyük sorunu Suriye halkının birliği, ülkenin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin sağlanmasıdır.
Zira, bir yandan Siyonist İsrail’in Suriye güneyindeki stratejik noktaları ele geçirerek bölgede uzun vadeli bir askeri hegemonya kurma tehdidi söz konusudur.
Diğer yandan ise Suriye halkının birliğini ve ülkenin toprak bütünlüğünü tehdit eden Suriye Alevileri (Nusayriler) ve Dürziler ile Kuzey ve Doğu’daki ABD destekli PKK terör örgütünün Suriye uzantıları PYD/YPG ve SDG gibi bölücü örgütlerle istenilen düzeyde olmasa da açık- gizli pazarlıklar devam ediyor.
SURİYE’DE ÖZERKLİK YOK…
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, Suriye’de Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki tüm silahlı grupların dağıtılması ve silahlarını yeni yönetime devretmesi çağrısında bulunmuştu.
Örgütlerin önemli bir kısmı bu çağrıya uyarken, ABD destekli YPG ve SDG, Birleşik Suriye içinde ‘Özerk’ bir yönetim yapısı şartını ileri sürmüştü.
Suriye’de yeni yönetimin lideri Ahmed eş-Şara, SDG yöneticisi Mazlum Abdi ile arasında SDG’nin kaderini görüşmek üzere Şam’da 10 Mart’ta imzalanan 8 maddelik mutabakatın hayata geçirilmesi için Şam’da gerçekleşen kritik görüşmede sert tartışmalar yaşandı.
Nitekim, Suriye Devlet Başkanı Ahmet Eş-Şara, Suriye’nin farklı dini, etnik, coğrafi ve siyasi kesimlerinin temsil edildiği Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün sağlanmasını hedeflerken, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) sözde komutanı Mazlum Abdi (Ferhat Abdi Şahin) ise;
-Suriye Arap Cumhuriyeti ismi değiştirilmesi.
-Ademi merkeziyetçi bir yönetim sistemi (Federal yapı içinde özerk bölge).
-SDG güçleri Suriye ordusu içinde SDG’nin elindeki bölgenin güvenliğinden sorumlu bağımsız bir blok olarak tanınması ve kabul edilmesi gibi ayrılıkçı talepleri bardağı taşıran son damla oldu.
Suriye hükûmetinin bu talepleri kesin bir şekilde reddetmesi sonucu toplantıdan anlaşma çıkmadı.
SDG’YE UYARI ŞAM YÖNETİMİNE ÖVGÜ
ABD ile Fransa’nın gözlemci olarak katıldığı Şam Zirvesi’nden sonra basına açıklamada bulunan ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Şam yönetimiyle anlaşma kapsamında silah bırakmada yavaş davranan YPG ve SDG’yi, “Federal bir yapı mümkün değil, Suriye bütün bir devlettir” şeklindeki eleştirel ifadesi, aslında YPG ve SDG üzerinden PKK’ya yapılan bir uyarı mahiyetindeydi.
Diğer bir ifadeyle bu çağrı, ‘Terörsüz Türkiye’ için İmralı’dan yapılan ‘silah bırakma’ çağrısının ardından PKK’nın uzantısı YPG/SDG Suriye yönetimine teslim olmaktan başka bir şansı olmadığı anlamına gelmektedir.
Barrack’ın “Müzakerelerin yolu Şam’dan geçiyor. Suriye’de federalizmin yeri yok” şeklindeki açıklamaları çok önemli ve de anlamlıdır.
Unutulmasın ki, “limon sıkıldıkça limondur suyu bitince çöptür” boşuna söylenmiş bir atasözü değildir.
Ankara, Suriye’deki sürecin neresinde? Suriye’de nasıl bir yönetim olacak? ABD, YPG ve SDG’yi kullandı şimdi atıyor mu? Soruları yavaş yavaş cevaplanmış oluyor.
Bölücü terör örgütleri, ABD’nin dostluğu ve işbirliğine güvenmenin ağır bedelini ödüyor ve de ödeyecek. İşlerine yaradıkça dostluk ve ilişki devam eder. YPG ve SDG ile dostluk işte buraya kadardı.
ABD’nin silah ve finans desteği, bu örgütleri kullanmak için olduğu bilmem anlaşıldı mı?
ABD ve onun öncülük ettiği Batı, değerler ve ilkeler üzerinden değil, çıkarlar yönünde ilişkilerini sürdürür.
Bu gerçeği tüm bölücü ve ihanet örgütleriyle bazı kukla rejim ve ülkeler bilmeli…