Alem’i İslâm; zulmün sona erdiği bir bayramı bekliyor.
Alem’i İslâm; zulmün sona erdiği bir bayramı bekliyor.
Mehmet KOÇAK
Bugün Âlemi İslâm, Ramazan Bayramı’nı ne yazık ki sevinçten çok acı ve gözyaşı içinde idrak ediyor. Çünkü çağımızda zulüm, en acımasız ve en pervasız haliyle sürmeye devam ediyor.
Ortadoğu’nun enerji kaynakları ve zengin maden rezervleri uğruna bölgeyi yeniden şekillendirmeye çalışan ABD-Siyonist İsrail ve onların işbirlikçilerinden oluşan şer güçler; Gazze ve Batı Şeria’dan oluşan Filistin başta olmak üzere Lübnan, Suriye, Irak, Yemen ve İran’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada derin yaralar açmaktadır. Bu coğrafyada yaşanan dram, yalnızca bir bölgesel kriz değil; aynı zamanda insanlık vicdanını yaralayan büyük bir trajedidir.
Üstelik bu yıkımın zaman zaman dinî söylemlerle meşrulaştırılmaya çalışılması, yaşanan acıyı daha da derinleştirmektedir.
İnançların, güç ve çıkar mücadelelerinin aracı haline getirilmesi, tarihin en tehlikeli sapmalarından biridir.
Ancak tarih bize şunu açıkça göstermiştir: Zulüm hiçbir zaman kalıcı olmamıştır. Güce tapınan, Beynelmilele hukuku ve adaleti hiçe sayan anlayışlar bir süre hüküm sürebilir; fakat eninde sonunda hem tarih hem de insanlık vicdanı önünde mahkûm olmaktan kurtulamadı, kurtulamaz ve de kurtulamayacaktır.
Bugün yaşanan bu insanlık dramı da elbette bir gün sona erecektir. Çünkü zulüm üzerine kurulan hiçbir düzen sonsuza kadar ayakta kalamaz. Ve unutulmamalıdır ki, er ya da geç adalet yerini bulacaktır.
Diğer bir ifadeyle ifade etmek isterim ki; insanlık tarihi, zulmü siyaset zannedenlerin ibretlik çöküşleriyle doludur. Nice zorba, nice işgalci, nice kan ve gözyaşı üzerinden iktidar devşiren yönetici gelip geçti; ama hiçbiri ebedî olmadı. ‘Zulüm ile âbâd olanın âkıbeti berbat olur’ sözü, tarihin defalarca doğruladığı bir hakikattir. Bugün devam eden büyük yıkım, soykırıma varan toplu katliam saldırıları ve savaşının baş müsebbibi katil Netanyahu ve onun suç ortağı sarı şeytan Trump, da kendilerini tarihin ve vicdanın yargısından kurtaramayacaktır.
Çünkü zulüm, bir süre korku salabilir; fakat sonunda sahibini de tüketir.
Şimdi tüm insanlık dünyanın başına bela olan bu zalimlerden biran önce kurtulmayı bekliyor.
*
Yeni bir gelecek için harekete geçilmeli…
Bir yandan Siyonist İsrail ve Haydut ABD'nin İran'a yönelik saldırıları devam ederken, diğer yandan tüm Orta Doğu hatta dünya bugün topyekun bir savaşın eşiğindedir.
Bu süreçte, uluslararası sistemin sorumluluğu her zamankinden daha büyüktür.
Uluslararası toplum, yaşanan gelişmeler karşısında sessiz kalmamalı; uluslararası hukuku ve evrensel ilkeleri etkin biçimde işletmelidir. Aksi halde, bugün görmezden gelinen ihlaller yarının çok daha büyük felaketlerine zemin hazırlayacaktır.
Tarih defalarca göstermiştir ki, hukuk işletilmediğinde güç tek belirleyici haline gelir. Bu da yalnızca çatışmaları derinleştirir, insanlık için daha ağır bedeller doğurur. Bu nedenle küresel barışın korunması, ancak adaletin ve hukukun kararlılıkla uygulanmasıyla mümkündür.
Eğer uluslararası mekanizmalar bugün görevini yerine getirmezse, yarın karşılaşılacak krizlerin boyutu çok daha yıkıcı olacaktır. Bu nedenle mesele yalnızca bugünün değil, insanlığın ortak geleceğinizde hesaba katarak hareket edilmeli.
Merhametin, vicdanın ve adaletin yeniden hâkim olduğu, acıların, gözyaşlarının ve feryatların dindiği, zulmün sona erdiği, çocukların korkuyla değil sevinçle uyandığı, gerçek bayramlara erişmemizi nasip etmesini yüce Rabbimden niyaz ediyorum.
Zira; İnsanlık huzur ve güven arıyor.
Alem’i İslam ise zalimlerin cezalandırıldığı ve zulmün sona erdiği bir bayram bekliyor..
***