Üniversite Anarşisi
İlk başta devletin eğitim sistemini, dine karşı bir şirk gibi gösterdiler. Çocuklarınızı okutmayın dediler. Bu kafalara uyan aileler evlatlarını erkek kız fark etmeksizin okutmadı. İlk ayeti “Oku” olan bir din, ancak bu kadar çarpıtılabilirdi. Bu tutumun sürdürebilir olmadığını anlayanlar, sonradan kız çocuklarımıza musallat oldular. Erkekleri okutun ancak kız evlatlarınızı okula göndermeyin anlayışını bugün hala Türkiye’nin birçok yerinde şahit olduğumuz bir durum.
Evet, ne yazık ki dini cemaatlerden bahsediyoruz. Muhakkak hepsini böylesi şaşkın bir yolda olduğunu söylememiz açık bir haksızlık olur. Ancak bu tür cemaatleri duymamış olanımız neredeyse yoktur. İşin ilginç yanı ise dün bilimi, dine ve Allah’a düşman olarak tanımlayan cemaatleri bugün eğitim sektöründe görmemiz.
Milletimizin üniversiteye karşı mesafeli olmasını sadece bu bilime karşı olan cemaatlere bağlamamız da doğru değil. Üzücü bir şekilde muhafazakâr toplumumuzun üniversiteye ve bilime karşı tutumu yakın zamana kadar sertliğini koruyordu. Bunun nedeni ise, üniversitelerin bilimden çok batı hayranı, kendi kültür ve değerlerinden soyulmuş insan üretmesiydi. Bu durumla mücadele etmeye çalışanlar ise üniversite çatısı altında barındırılmıyordu.
Bugün özellikle eskileri başta olmak üzere, üniversitelerimiz anarşinin, terörün, illegal yapılanmaların yuvalandığı yerler olmaktan kurtarılamadı. Bu tür oluşumlar üniversite yönetimleri tarafından korunuyor ve besleniyor. Darbelerle şekillenen üniversite sistemimiz ise, bu tür yapıların ve bu yapıları koruyanların üniversitelerden temizlenmesinin önüne geçiyor.
AK Parti bu sorunu gördüğünde çözümü üniversite sayısını artırmakta bulmuştu. 2003 yılında 70 olan üniversite sayısı bugün 190’nı geçmiş bulunmakta. Bu sadece geçici bir çözüm olmuş, sorunun şiddetini hafifletmiş ancak tam bir çözüm üretememiştir. Türkiye’nin büyük üniversiteleri başta olmak üzere titiz bir temizlik yapılması şart. Halen daha FETÖ ve PKK bağlantılı kişiler bölüm başkanlıklarından dekanlığa ve hatta rektörlüğe kadar olan kadrolarda kendilerini gösteriyorlar. Temizlik şart ancak sadece temizlikte yetmez, yönetmelikler ve kanunlar güncellenmeli ve millet ile üniversiteler arasında duvar teşkil eden ne varsa yıkılmalı.
Bugün köklü sayılabilecek üniversitelerin çoğu bilim üretmekten çok anarşi üretir hale geldiyse, bu öğretim alanları siyaseti ve milletin iradesini baskı altında tutmaya çalışan kurumlara dönüştüyse, artık bu gidişe bir dur demenin vakti gelmiş demektir. Üniversitelerimiz milletin ve devletin geleceği için önemli merkezlerse, geleceğimizi tehdit eden tüm unsurlardan temizlenmeliler.