Nükleer Yalanı!
Halen daha nükleer enerjiye karşı yazılıp çizilmesinin hiçbir anlamı yok, mantığı yok, tutarlılığı yok. İstediğiniz kadar nükleer kazalardan bahsedin, tehlikesi konuşun ya da risklerini dillendirin. Rakamları ve istatistik bilgilerini havada uçuşturarak, toplumsal bir tedirginlik ortamı üretmeye çalışıyorlar. Gerçeklerin, doğruların bu kadar açık şekilde gözüktüğü bir konuda neden nükleer enerjiye karşı duruluyor anlamak imkânsız.
Tamam, rakamlarla konuşalım;
ABD’de 99, Fransa’da 58, Japonya’da 43, Rusya ve Çin’de 36’şar ve İngiltere’de 15 adet nükleer santral var. Liste uzun, teker teker yazmaya gerek yok. Bu ülkelerden ABD’de 4, Fransa’da 1, Japonya’da 2, Rusya’da 7, Çin’de 20 adet yeni nükleer santralin inşaatı sürüyor. Avrupa nükleer cemiyetinin verdiği bilgilere bakmaya devam ettiğimizde, Nükleer santrallerden en fazla enerji elde eden ülkelerin, ABD, Fransa, Japonya, Çin ve Rusya olduğunu görüyoruz. Ama medyaya baksanız bu ülkeler nükleer santrallerini kapatacaklarını söylüyorlar, sürekli bunu taahhüt etseler de yenilerini yapmaktan geri durmuyorlar.
Özetle, ekonomi ve endüstride dünyanın ileri gelen ülkelerinde yüksek sayıda nükleer santral var ve daha fazlasını inşa ediyorlar.
Nükleer santraller, enerji elde etmenin riskli bir yöntemi. Doğru! Ancak göz ardı edilen bir gerçek var. Bu santrallerde bir kaza olduğunda sonuçları bölgesel değil küresel oluyor. Ve şuan dünya üzerinde hali hazırda çalışan 450 nükleer santral var ve bu rakam yakın zamanda 510’a çıkacak. Yani sadece Türkiye değil tüm dünya insanları zaten her gün bu risk ile yaşıyor. İnsanların anlamadığı şey ise hali hazırda Türkiye’nin çevresinin bu santraller ile sarılmış olduğu ve sözünü ettikleri kaza gerçekleştiğinde Türkiye’nin bu durumdan etkilenecek olması. Yani, ister nükleer santrali olsun ya da olmasın, bu enerji santralleri bizi doğrudan etkiliyor. Peki, böyle bir durumda neden Türkiye’nin nükleer santrali olmasın?
Türkiye’ye, milletimize ve yüksek potansiyelimizi hazmedemeyenlerin, eziklik içerisinde kıvrananların zırvaladığı bir diğer konu ise santrallerin çalıştırılması.
Türkiye nükleer santrali sağlıklı şekilde çalıştıramazmış!
Ciddi ve iyi eğitilen, yetiştirilen personel ile bu santrallerin en doğru şekilde çalıştırılmasını pekâlâ sağlayabiliriz. Ciddiyetle eğildiğimiz her işi başardığımız gibi bunu da gayet başarırız. Çalıştırmayı geçtim, Slovakya, Romanya, İran, Bulgaristan ve hatta Ermenistan’ın bile bu santrallerden enerji ürettiği bir ortamda, biz dünyanın en güvenli ve çevreci santralini işletiriz.
Ancak asıl sorular başka!Tali yollardan ülkemizin önüne gerçek dışı setler çekeceğinize cevap verin!
Türkiye neden nükleer santral yapmasın?
Türkiye neden enerji üretmesin?
Türkiye neden enerjide dışarıya bağımlı olsun?
Bu soruları duymazdan gelenler, sözde doğayı koruduklarını iddia edenlerin asıl niyetlerini biliyoruz. Nükleer karşıtı lobinin asıl amacı, Türkiye’nin nükleer teknolojiye ulaşmasını engellemek!
“Mesele çevrecilik değil sen hâlâ anlamadın mı?”
Ama öyle bir gerçek var ki, ilginç bir şekilde nükleer yöntemle enerji üretmek dünyada bilinen en yeşil yani en çevre dostu yöntem. Kaza ve sızıntı olmadığında ve atıkların başarılı şekilde imha edildiğini düşünürsek nükleer santrallerin çevreye olan etkisi neredeyse sıfır.
Bugün ise sanılanın aksine çevreci bilinen yöntemlerin çoğunun doğaya ciddi ve geri dönüşü olmayan zararlar verdiği saklanıyor, göz ardı ediliyor. Örneğin barajlar, doğal olmayan şekilde göllerin oluşmasına sebep olup ekosistemi değiştiriyor canlı türlerini yok ediyor. İçilebilir su kaynaklarının kaybolmasına neden oluyor. Hatta barajlar, göletlerin dibinde zararlı kimyasal salınımlarına neden oluyor. Barajların yıkılmasıyla oluşan yok edici gücün çevreye doğaya insanlara nasıl tahribat verdiğini anlatmaya zaten gerek yok. Kömür ve doğalgaz ile çalışan enerji santrallerinin karbon gazı salınımı ise küresel ısınmayı tetikliyor.
Tamamen çevreci yöntemler de mevcut ancak bunlar ihtiyacı karşılamıyor. Türkiye uzun yıllardır güneş tarlaları, rüzgâr ve deniz üzerinden enerji üretimi yapıyor. Bu yöntemleri geliştirmeye de çalışıyor. Ancak genel olarak tüm rakamlar masaya yatırıldığında nükleer enerji tartışmasız en doğru seçenek. Tüm dünya “sözde” karşı çıksa da, hatta kapatacağını beyan etse de nükleer yöntemlerle enerji üretimine aralıksız devam ediyor ve yakın bir gelecekte vazgeçecek gibi durmuyor.
Hal böyleyken Türkiye’nin enerji üretiminde nükleer enerji alanına girmemesi, herkesin koştuğu bir yarışta emeklemekten başka bir şey değildir. Türkiye bu alanda olmalıdır, sadece enerji üretimiyle kalmamalı aynı zamanda daha çevreci, daha verimli ve farklı alanlarda kullanımı için muhakkak kendi teknolojisini de geliştirmelidir.