THY - Kabin Kıyafetleri Lansman

Çığlık

13 Mart 2018 Salı

Derdimiz bitmiyor. Bu toprakların doğurduğu evlatlar olarak, sanki bir nimet olan şu yüce derdin ikizi olarak doğmuşuz. “Sabah gözümü açtığımda her yeni felaket haberine ağlıyorum” demek istiyorum fakat uyuyamıyorum. Düşünmekten ve düşünmenin ötesine gidememenin verdiği ızdıraptan…

Yıllar evvel hayatımıza girmiş olan Suriye, Filistin aslında Osmanlı’dan ve hatta daha evvelinden bu yana bizlerin toprağı, ortak acısı idi. En son Kudüs mücadelemizden sonra, Afrin Harekâtına girişmiş, ülkece yiğitliğimizi ve durmak bilmeyen halimizi dünyaya göstererek, sistemler yıkılsa da mertliğimizin baki kaldığını ispatlamıştık. Tabii bizlerin kimseye bir şey ispatlamak derdi yok. Biz, bir yerlerde, yürümeyi öğrenmeden açlığı öğrenmiş çocukların duasıyız. Mazlum Allah’a yakarıyor, bir başka mazlum da imdadına koşuyor. Bizim düzenimiz bunun üzerine kurulu. Uluslararası siyaset alanında Türkiye, boynu bükük yaşamların sesi olmakla biliniyor.

Dün, Afrin Harekâtı ile ilgili bir haber okurken şu ifade dikkatimi çekti: “Alandaki Terör Örgütleri, sivil halkı kalkan olarak kullanıyor.” Bu ifadeyi maalesef pek çok kez duymama karşın, bu sefer aklıma Doğu Guta’yı getirdi. Pek az hatırımıza getirdiğimiz ve zaman geçmesiyle birlikte hissiyatını kaybettiğimiz bir yer Doğu Guta. Suriye’nin merkezi olan Şam’a 10 KM uzaklıkta olan bu şehir, muhalif terör örgütleri tarafından 2012’den beri cehenneme çevrilmiş durumda. Kan gövdeyi çoktan götürmüş, kefen yapılacak bez kalmamış, analar evlatlarını, evlatlar analarını gömmüş, yine de sorun çözülememiştir.

Bugün Zeytin Dalı Harekâtı için kullanılan tabirler zamanında Doğu Guta için de kullanıldı “Zamanında” diyorum fakat Doğu Guta’da savaş bitmedi. Dünyanın dönüş hızından daha hızlı dönen şu savaş mavrası, maalesef bir şehidimize fatiha okumadan, öbürünün şehadet haberine mahkûm kılmış ve bizlere şaşırma, üzülme, yas tutma vakti tanımamıştır.

Bir insanlık dramına sahne olan Doğu Guta’da neler mi oldu? Buyurunuz bu vahşeti bir de biz inceleyelim. Gelin beraber ağlayalım.

Yaklaşık 400.000 kişinin yaşadığı bu şehirde, tam beş yıldır terör örgütleri ile rejim arasında bir kavga yaşanıyor ve tabir-i caizse bu it dalaşında, olan bir nesle oluyor!

Bu zamana kadar Suriye’ye 162, özellikle Doğu Guta’ya ise 40 küsur kimyasal silah ile saldırılar düzenlendi. İlginçtir ki savaş önleyici barış timsali Birleşmiş Milletler, bir türlü birleşip de buna bir dur diyemedi.

Gelen tepkiler üzerine BM 27 Şubat tarihli kararda 09:00 ile 14:00 saatleri arasında ateşkes ilan etti. Gözlerinin içine baka baka halka, ölüm saat aralıkları verildi!

Tabii 3 Mart’ta Esed rejimi bu ateşkes kararını ihlal etti çünkü bu adamlar dünyanın seri katilleri ve hepimiz biliyoruz ki büyük örgütlerden hiçbiri gelip onların kulağını çekmeyecek.

Esed ve rejimi korktu çünkü rahat koltuklarından bomba seslerini işitmeye başladılar. Doğu Guta’nın merkeze yakınlığı, onu önemli hale getirdi.

Amerika durur mu? Durmaz! Nerde bir insanlık katliamı var, gelir ve başrolü oynar. ‘Rejimin güvenliğini tehdit etme’ konumunu kaybetmemek için YPG’Yİ destekliyor. Böylelikle Suriye’nin bir bölümünü kontrol altında tutuyor.

Peki, biz neredeyiz?  ÖSO’ya (Özgür Suriye Ordusu) destek veriyoruz. Suriye’nin halkıyla kol kola yaşadığımız bu memlekette elbette sessiz kalmayacaktık, susmayacaktık. Çünkü biz, annelerinin gözleri önünde kemikleri sayılarak gözden kaybolan ve giyeceği pek çok kıyafet arasından maalesef kefene konan küçük bedenleri, zulüm gören kadınları, çaresiz adamları görüyoruz. Hiçbir vakit görmezden gelmedik, yutkunmadık. Zeytin Dalı Harekâtı’ndan da anlaşılacağı üzere böyle olmaya, böyle kalmaya devam edeceğiz.

2018 Şubat’ından itibaren, Doğu Guta Operasyonu, Suriye Savaşı’nın artık rejimle alakalı değil, toprak bütünlüğü ile alakalı olduğunu hissettirdi. 2016’daki Halep Operasyonu’nun bir ikincisi mi? Sorusunu herkesin aklına getirdi.

2012’den günümüze, binlerce insan katledildi. Yeni doğanından yeni gömülenine kadar Doğu Guta’daki herkes, dünyadan yardım istiyor. Adaletin, güçlülerin elinde olduğu izlenimini veren şu dünyada, biz ağlamazsak, biz anlamazsak yaşamaya değer bir alan kalmayacaktır. Ne der büyüklerimiz: “Dünya iyi insanların hatırına dönüyor.” Öyleyse bugün, adaletin, hakkın, hukukun, güçlü görünende değil, aslı güçte yani Hakk’ta olduğunu unutmayalım. Allah’tan büyüğü yoktur.

Elbet yerini bulacak olan adalet, bizlerin yüreğinde saklıdır. Barış kelimesini kullanan “büyük!” devletlerin, barışçı da, savaşçı da olamadığını biliyoruz. Onlar teröre destek vermeye devam etsin, biz Zeytin Dalı ile kansız damarları keseceğiz.

YORUM YAZ