Örgüt bağlamında FETÖ problemi
Örgüt bağlamında FETÖ problemi
LATİF ERDOĞAN
FETÖ elebaşının ölümüne rağmen hâlâ bazılarını tedirgin eden bir sorundan söz ediyoruz. Acaba eski güçlerini elde ederek tekrar sahneye sürülürler mi? Şu anda örgüt varlığını koruyor mu? Bu sessizlik bir fırtına öncesi sessizliği mi? Devlete sızmalar devam ediyor mu? Örgütün örgüt yapısı tamamen çökertilebildi mi?
Bunlara ve benzeri sorulara 15 senedir cevap vermeye çalıştım. Bugün meselenin geçmişe dayalı yönünü de nazara alarak kısa bir analiz yapayım.
Örgüt yapılanmasının ilk on yılında, hiyerarşik model ve statüler oluşmaya başlayınca, ister istemez Gülen sonrası problematiği gizliden gizliye konuşulmaya başlandı. Herkesin o günkü şartlarda bir halef namzedi vardı. En çok da lsmail Büyükçelebi ile Abdullah Aymaz’ın adı geçerdi.
Gülen, bu söylentilerden rahatsızlık duymaya başladı. Bir gün beni odasına alarak, Aymaz’dan çok yönlü dert yandı. Yani Gülen, Aymaz’ın ipini çekmeye karar vermişti, işi görecek cellat arıyordu. Bunu bana yaptırabilirse, hem Aymaz’dan kurtulmuş olacak, hem de Aymaz’a sempatim sebebiyle benden gelecek muhalefetin önüne geçmiş olacaktı.
Gülen’in asıl niyetini anlayınca, bizim Aymaz’a olan sempatimiz tamamen Risale-i Nur hesabınadır. Risaleleri okumaya başladığımızda bizimle teker teker meşgul olur, anlamadığımız yerleri bıkmadan usanmadan tekrar tekrar anlatır. O bakımdan da bizim kuşak üzerinde hakkı vardır. Fakat bu sempatimize başka anlamlar yüklemek doğru değildir. Siz de biliyorsunuz ki, Aymaz üç koyunu bir arada güdemeyecek durumda bir istidadın insanıdır. Bu bakımdan da sizi endişelendirebilecek bir durumu yoktur, dedim.
Gülen rahatlamış, Aymaz da kurtulmuştu. Tabii ki, Gülen’in bu konuyu bana açmasının bir sebebi de, hakkında aynı endişeleri duyduğu bana da bir uyarı anlamına geliyordu. Fakat Aymaz için kullandığı argümanların hiçbiri benim için varit değildi.
Aradan ne kadar süre geçti bilmiyorum; hatırladığım 1980 öncesi olduğudur. Bir gün Bozyaka yurdunun taraçasında yalnız başıma oturuyordum. Kuşluk vaktiydi. Kimse yoktu. Biraz sonra Gülen de geldi, kendi yerine oturdu. Bir şeyler söylemek istediğinde takındığı tavrı takındı.
Cemaat içindeki vahdetin lüzumundan bahsetti, tefrikaya götürücü davranışlardan kaçınmamız gerektiğini söyledi, üstünlük duygusunun (o faikiyet dedi) bir zaaf olduğunu, insanın her zaman kendisini sıfırlaması gerektiğini anlattı; sonunda da “Biliyor musun, dün ağabeylerin beni hesaba çektiler. Bana, sen kendinden sonraya Latif Hoca’yı mı bırakacaksın, dediler” dedi.
Buruk bir gülümsemeyle tebessüm ettim, başkaca bir şey söylemeyi zait buldum. Sadece içimden, bundan sonra bana yapacağı haksızlıklara kendince iyi bir kılıf buldu, dedim. Yanılmamıştım. Seneler sonra, Ağabeyler dediklerinden birine bu olayı anlatarak o gün bu konuşmayı yapanlar arasında sen de var mıydın, diye sordum, Güldü, hatırlamıyorum ama olduysa da onu bize de kendisi söyletmiştir, dedi.
Gülen, kendisinden sonrası için beklentisi olanları dengeleme adına, birçok kişiye mavi boncuk takmış olmalı ki, bu moda girenlerin sayısı oldukça arttı. Aylık toplantılardan birinde ve toplantı ortamında kendisine şu mealde bir soru sordum: Size emr-i hak vaki olursa, sizden sonraki şahsı tayin işi nasıl olacak? Vasiyet usulüyle mi, seçim usulüyle mi gerçekleşecek? Gülen’e bu soruyu sormam toplantıda bulunanlar tarafından önce yadırgandı; fakat Gülen hiç bozuntuya vermeden, ben öldüğümde, “cemaat” kendi Ebu Bekir’ini seçecek duruma gelecek, bir problem olacağını sanmıyorum, dedi.
Gülen’in cevabı herkesi rahatlattı. Çünkü kendini namzet kabul edenlerden her biri Ebu Bekir olmayı kendisine yorumluyordu. Zira her birisinin gönlünde takılı Gülen tarafından verilmiş mavi boncuk vardı. Bunlar kendi aralarında rekabet ederken, Gülen örgüt içindeki konumunu gün güne daha da güçlendirecekti.
FETÖ ilke değil lider merkezli bir yapılanmaydı. Her şey Gülen’in halife olması gayesine göre kurgulanmıştı. Gülen, yani Süfyan öldü, yılanın başı koptu. Hareket sandıkları ise ölüm sonrası biyolojik hayat. Birkaç çırpınmanın ardından sona erecek geçici hal. Bundan böyle Gülen sonrasını düşünmek abesle iştigaldir. Bu bir yönden örgütün dağılmayla sonuçlanacağı muhakkak bir sürece girmiş olmasından; diğer taraftan da Gülen’i yönlendiren üst aklı ikna edecek yetenekte birisinin bulunmamasındandır.
Gülen’i tercih eden üst akıl, onun bütün örgüte hakimiyetinden kendileri açısından en kestirme yolla, firesiz istifade etmekte idiler. Halbuki, Gülen dışında onların işine bu kadar elverişli bir başkasını bulmaları mümkün değildir.
Örgüt, zaten pek çok parçalara bölündü, ekonomik imkanların bitmesiyle de parça parça çöreklenmeler dağılır, yok olur gider. Endişeye mahal yok. Devlet bütün birimleriyle zinde ve ayakta. Yılanın başını ezdiği gibi vakti geldiğinde kuyruğunu da ezer. Sakın FETÖ’nün güç gösterisi kabilinden gerçekleştirdiği algı operasyonlarına kanmayın, aldanmayın. Bu da karşı hamle olarak onları işlevsiz kılmaya tek başına yeter.