Yine Devlet Terörü, Yine İsrail
Yine Devlet Terörü, Yine İsrail
MEHMET KOÇAK
Suikast, gasp, saldırı, işgal ve savaş suçlarıyla anılan İsrail, bu kez de uluslararası sularda sergilediği korsanvari eylemlerle dünya gündemine oturmuştur.
İsrail baskın düzenlediği Küresel Sumud Filosu’nda 18 Türk aktivistini alıkoyması ise tek kelimeyle korsanlık kepazeliği bir devlet terörüdür.
Hukuku, insan haklarını ve uluslararası normları hiçe sayan bu anlayış, sadece bölge barışını değil, küresel düzenin meşruiyetini de tehdit etmektedir.
ABD Başkanı Donald Trump’ın öngörülemez ve dengesiz politikalarıyla destek bulan katil Netanyahu yönetimi, adeta “ben Siyonist İsrail’im ve güçlüyüm demektir. Ben güçlüysem haklıyım demektir” anlayışıyla hareket etmektedir. Bu tablo karşısında uluslararası toplumun sessizliği ise en az saldırılar kadar utanç vericidir.
Bugün mesele yalnızca İsrail’in saldırganlığı değildir; mesele, uluslararası hukukun güçlü devletler karşısında işleyip işlemeyeceğidir. Eğer hukuk sadece zayıflara uygulanıyor, güçlüler için askıya alınıyorsa, dünyada barıştan, adaletten ve insanlık değerlerinden söz etmek mümkün değildir.
Asıl kritik soru şu: Neden “uluslararası toplum” harekete geçmiyor?
Cevap ise basit; geçemiyor…
Çünkü, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BM-GK) veto sistemi nedeniyle büyük güçlere karşı karar almak çoğu zaman mümkün olmuyor.
Zira, Uluslararası sistemde yaptırım gücü olan tek mekanizma olan BM-GK yine bu güçlerin kontrolünde
Daha doğrusu: Uluslararası hukuk var, ama onu uygulayacak “bağımsız bir küresel otorite” yok.
*
Bu Kaos Nereye Kadar?
Bugün sadece ezilen halklar ya da İslam coğrafyası değil; Avrupa’dan Afrika’ya, Asya’dan Uzak Doğu’ya, Kafkaslar’dan Balkanlar’a kadar farklı etnik köken ve inançlardan milyonlarca insan aynı soruyu daha yüksek sesle sormaya başlamıştır:
Dünya, haydut Donald Trump ve katil Benjamin Netanyahu çizgisinin sürüklediği bu kaos siyasetinden ne zaman ve nasıl kurtulacaktır?
Zira son yıllarda uluslararası sistemin temelini oluşturan hukuk, adalet ve egemenlik ilkeleri bu iki haydutun hukuk ve kural tanımaz politikalarıyla inandırıcılığını ve güvenirliğini kaybetmiştir. Bu durum yalnızca belirli bir bölgeyi değil, küresel düzenin tamamını tehdit eden bir istikrarsızlık dalgası üretmektedir.
Uluslararası hukuk ihlalleri, egemenlik haklarına yönelik müdahaleler ve sivilleri hedef alan saldırılar karşısında “uluslararası toplum”un çoğu zaman etkisiz kalması ise ayrı bir tartışma konusudur. Birleşmiş Milletler (BM) başta olmak üzere küresel kurumların karar alma ve uygulama mekanizmalarının, özellikle büyük güçler söz konusu olduğunda yetersiz kaldığı artık açık bir gerçektir.
Bu noktada mesele sadece belirli aktörlerin politikaları değil; aynı zamanda mevcut uluslararası sistemin adaletsiz yapısal zaaflarıdır. Çünkü hukuk, onu uygulayacak siyasi irade olmadığında tek başına yeterli olamamaktadır.
Ancak tarih bize şunu da göstermektedir:
Hiçbir güç, uluslararası meşruiyet zemininden tamamen koparak uzun vadede kalıcı bir düzen kuramamıştır.
Dolayısıyla bugün sorulması gereken soru yalnızca “bu kaos ne zaman bitecek?” değil; aynı zamanda “küresel sistem kendini nasıl yeniden dengeleyecek?” sorusudur.
Çünkü açık olan bir gerçek var:
Bu düzen bu haliyle sürdürülebilir değildir.
Ve evet…
Şu gerçeği herkes bilmelidir:
Bu böyle geldi; fakat bu şekilde devam etmesi mümkün değildir.