Terörsüz Türkiye’nin önündeki görünmeyen cephe
Terörsüz Türkiye’nin önündeki görünmeyen cephe
ALİ COŞAR
Yasa kadar, yasayı akamete uğratmak isteyen senaryolara karşı da hazırlıklı olmak
Türkiye'nin önünde tarihi bir fırsat bulunuyor: Terörün sona erdirilmesi, silahlı yapıların tasfiyesi ve ülkenin uzun yıllardır taşıdığı güvenlik yükünün geride bırakılması.
Ancak böylesine büyük bir dönüşüm yalnızca içerideki aktörlerin iradesiyle şekillenmeyecektir. Türkiye'nin terörle mücadelesi boyunca oluşmuş bölgesel ve uluslararası çıkar ilişkileri dikkate alındığında, “Terörsüz Türkiye” hedefinin hayata geçirilmesini istemeyen veya bu sürecin kendi çıkarlarını zedeleyeceğini düşünen aktörlerin bulunması ihtimal dahilindedir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur:
Her sabotaj ihtimali bir dış istihbarat operasyonu değildir. Her siyasi muhalefet de düşmanlık anlamına gelmez.
Fakat devlet aklı, ihtimalleri göz ardı ederek değil, ihtimalleri önceden değerlendirerek, proaktif bir biçimde çalışır.
Bu nedenle Türkiye'nin önümüzdeki dönemde yalnızca terör örgütlerinin silah bırakıp bırakmadığına değil, süreci bozabilecek hibrit tehditlere de odaklanması gerekir.
Birinci senaryo: Süreci içeriden kutuplaştırmak
Terörsüz Türkiye sürecinin en hassas noktalarından biri, toplumun farklı kesimlerinde oluşabilecek güven bunalımıdır.
Aşırı milliyetçi söylemler, etnik gerilimleri artıran propagandalar, provokatif sosyal medya kampanyaları veya geçmişte yaşanmış acılar üzerinden karşılıklı öfkenin yeniden üretilmesi, toplumdaki ortak zemini daraltabilir.
Aynı şekilde, sürecin diğer tarafında da “devlet hiçbir şey vermiyor” veya “bu süreç bizi kandırıyor” şeklindeki radikalleştirici söylemler kullanılabilir.
Sonuçta birbirine zıt görünen iki propaganda çizgisi, aynı stratejik sonucu doğurabilir:
Toplumun Terörsüz Türkiye hedefine olan güvenini zayıflatmak.
İkinci senaryo: Terör örgütünün parçalanmasını engellemek
Silahlı yapıların tasfiyesi her zaman doğrusal bir süreç değildir.
Örgüt içerisinde süreci kabul etmeyen unsurlar ortaya çıkabilir. Bazı gruplar kendilerini yeni isimler, yeni yapılar veya farklı siyasi söylemler altında yeniden konumlandırmaya çalışabilir.
Buradaki risk yalnızca yeni bir saldırı değildir.
Daha tehlikeli olan, kontrollü biçimde düşük yoğunluklu şiddetin devam ettirilmesi ve bunun “Terörsüz Türkiye gerçekleşmedi” algısına dönüştürülmesidir.
Bu nedenle devletin sadece örgütün merkezî kararlarını değil, süreçten kopabilecek unsurları ve bunların oluşturabileceği güvenlik risklerini de izlemesi gerekir.
Üçüncü senaryo: Sansasyonel provokasyon
Bir terör saldırısı, siyasi suikast, toplumsal hassasiyeti yüksek bir olay veya güvenlik güçleriyle vatandaşları karşı karşıya getirecek bir provokasyon, çok kısa sürede ülke gündemini değiştirebilir.
Özellikle sosyal medya çağında olayın kendisinden daha hızlı yayılan şey olaya ilişkin dezenformasyondur.
Henüz olayın failleri ve motivasyonu belirlenmeden sosyal medyada “fail” ilan edilmesi, sahte belgeler, manipüle edilmiş görüntüler ve kışkırtıcı açıklamalar toplumsal gerilimi büyütebilir.
Dolayısıyla yeni dönemin güvenlik mimarisinde dezenformasyonla mücadele, klasik terörle mücadele kadar önemli hale gelmektedir.
Dördüncü senaryo: Sınırların ötesinden baskı
Türkiye'nin Suriye, Irak ve Doğu Akdeniz çevresindeki jeopolitik konumu, Terörsüz Türkiye sürecinin yalnızca Türkiye sınırları içerisinde değerlendirilmesini mümkün kılmamaktadır.
Sınır ötesindeki silahlı yapılanmaların varlığı, örgütsel dönüşümler, dış finansman ağları veya siyasi koruma mekanizmaları süreci etkileyebilir.
Türkiye'nin karşı karşıya kalabileceği risklerden biri de örgütün Türkiye'deki faaliyetlerini azaltırken dışarıdaki yapılanmasını koruması olabilir.
Bu durumda “terör sona erdi” görüntüsü altında, ileride yeniden kullanılabilecek bir kapasite muhafaza edilmiş olur.
Beşinci senaryo: Ekonomik ve psikolojik baskı
Hibrit savaşın önemli özelliklerinden biri, hedef ülkeye yalnızca askerî yöntemlerle saldırılmamasıdır.
Ekonomik belirsizliklerin büyütülmesi, yatırımcı güveninin sarsılması, piyasalarda panik oluşturacak söylentilerin yayılması veya toplumsal umutsuzluğun artırılması da siyasi süreçleri etkileyebilir.
Amaç doğrudan hükümeti devirmek olmak zorunda değildir.
Bazen amaç yalnızca şu soruyu toplumun zihnine yerleştirmektir:
“Bu süreç Türkiye'yi gerçekten daha güvenli mi, yoksa daha kırılgan mı yapıyor?”
Altıncı senaryo: Dış aktörlerin birbirinden bağımsız baskıları
ABD, İsrail, İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya, Çin, Hindistan veya Körfez ülkeleri gibi farklı güç merkezlerinin Türkiye'ye ilişkin çıkarları aynı değildir.
Dolayısıyla bunların tamamını tek bir “gizli koalisyon” içerisinde değerlendirmek doğru olmaz.
Ancak farklı devletlerin kendi ulusal çıkarları doğrultusunda Türkiye'nin yeni güvenlik denklemine yönelik farklı baskı araçları kullanması mümkündür.
Bir aktör diplomatik baskı uygularken diğeri ekonomik araçlara, başka bir aktör medya veya bilgi alanına, bir başkası ise bölgesel ortaklıklarına ağırlık verebilir.
Bu faaliyetlerin koordineli olması şart değildir.
Aynı hedef üzerinde farklı aktörlerin birbirinden bağımsız hareketleri dahi Türkiye açısından birleşik bir stratejik baskı etkisi oluşturabilir.
Asıl tehlike: Başarısızlık değil, kontrollü başarısızlık algısı
Terörsüz Türkiye'nin önündeki en büyük tehlikelerden biri belki de tek bir büyük saldırı değildir.
Asıl risk;
1) Küçük Krizlerin Art Arda Gelmesi,
2) Toplumdaki Güvenin Aşındırılması,
3) Siyasi Kutuplaşmanın Derinleştirilmesi,
4) Ekonomik Kaygıların Büyütülmesi
ve nihayetinde kamuoyunda “Bu iş yürümüyor” kanaatinin oluşturulmasıdır.
Başka bir ifadeyle hedef, süreci fizikî olarak tamamen durdurmak değil, sürecin toplumsal meşruiyetini tüketmek olabilir.
Türkiye'nin cevabı: Komplo teorisi değil, stratejik hazırlık
Türkiye'nin yapması gereken, her olumsuz gelişmenin arkasında yabancı bir istihbarat servisi aramak değildir.
Tam tersine, kanıta dayalı istihbarat, güçlü kurumlar, şeffaf hukuk, etkin sınır güvenliği, dezenformasyonla mücadele ve toplumsal iletişim mekanizmalarını güçlendirmektir.
Bunun yanında devlet kurumlarının bir “Terörsüz Türkiye Erken Uyarı Sistemi” oluşturması düşünülebilir.
Bu sistem;
1) Güvenlik Tehditlerini,
2) Örgütsel Parçalanma Risklerini,
3) Toplumsal Provokasyonları,
4) Dezenformasyon Dalgalarını,
5) Sınır Ötesi Gelişmeleri,
6) Finansman Ağlarını,
7) Kritik Altyapılara Yönelik Tehditleri
tek bir stratejik resim içerisinde değerlendirebilir.
Çünkü yeni dönemde güvenlik yalnızca “terörist nerede?” sorusundan ibaret değildir.
Asıl soru şudur:
“Terörsüz Türkiye'yi kim, nasıl ve hangi araçlarla yeniden kırılgan hâle getirebilir?”
Bu soruya verilecek cevap, paranoyadan değil; stratejik öngörüden, istihbarat disiplininden ve devlet aklından beslenmelidir.
Son söz
Terörsüz Türkiye yalnızca bir güvenlik projesi değildir.
Bu, Türkiye'nin siyasal istikrarını, ekonomik kapasitesini, bölgesel etkisini ve toplumsal bütünlüğünü doğrudan ilgilendiren stratejik bir dönüşüm projesidir.
Bu nedenle başarı için yalnızca terörün sona erdirilmesi yetmez.
Terörü yeniden üretebilecek siyasi, ekonomik, psikolojik, örgütsel ve dış bağlantılı mekanizmaların da etkisizleştirilmesi gerekir.
Türkiye artık terörle mücadelede yalnızca silahın sesini değil, algının, propagandanın, dezenformasyonun ve hibrit savaşın sessiz işaretlerini de okuyabilen bir güvenlik anlayışına ihtiyaç duymaktadır.
Çünkü bazen bir ülkeyi istikrarsızlaştırmak için büyük bir savaş çıkarmak gerekmez.
Bazen barışa giden yolu birkaç küçük krizle tıkamak yeterlidir.