İki çılgın adamın hikayesi
İki çılgın adamın hikayesi
İDRİS GÜNAYDIN
Birincisi Elias Howe. Dikiş makinasını buldu, tasarladı, yaptı. Yalnız bir mesele vardı. Makinanın her şeyini yaptığı halde, iğnenin deliğini bir türlü ayarlayamıyordu.
Defalarca deneme yaptı; olmuyor. İğne ip kırıyordu. Bir gece atölyesinde çalışırken daha dayanamadı ve oraya yığılıp kaldı, uyumaya daldı. Rüyasında bir yamyam kabileye esir düşmüştü. Yamyamların reisi Elias’ın üzerine doğru hışımla yürüyüp, “Elias bu iğnenin deliğini hemen aç” dedi. Elias baktı ki kabile reisinin elinde bir ok var ve okun uç kısmına yakın yerde bir delik. Uyandı ve rüyayı yorumladı. Rüya bir işareti barındırıyordu. Bulamadığı iğne deliğinin yerini. Derhal iğnenin ucuna yakın bir yeri deldi ve makine ip kırmadan çalışır oldu.
Bir şeyi başarmak için kritik bir eşik var.
O başarı ya bir rüya ile ya da takatinin son raddesine gelmekle elde ediliyor.
Bir söz var: Zannedersem İmmanuel Kant’ın. Der ki: “Başarı çoğu zaman başkalarının ipi bıraktığında bile ipe asılmaya devam edenindir.”
Özdemir Bayraktar’ın belgeselini göz yaşlarıyla izledim. Bugün hepimizin gururla takip ettiği bir başarının hikayesi. Adamcağız evlerini satmış bu uğurda. Devletten ve kimseden bir kuruş yardım görmediği gibi üstelik engellenmiş. Hem de bir Türk subayı tarafından. Bir binbaşı tarafından...
Ya birilerine kara sevdalı bir ailenin şımarığı ya da zaten o niyetle Türk ordusuna girmiş biri. Bu ve bunun gibiler engellemediler mi bu ülkenin yüz yıl ilerleyişini?
Yapmadıkları ne kaldı? Gözlerine girmedikleri çok uluslu şirketler mi kaldı daha?
Bu akıldakiler değil mi Nuri Killigil’e posta çeken? Nuri Demirağ’ı sahneden iten?
Prof. Necmettin Erbakan az mı çekti bu Yahudi’nin tasması ile gezenlerden?
Elias Howe pes edecek noktaya geliyor yere yığılınca gördüğü rüya ile kendini buluyor. Özdemir Bey de tam pes edecekken Şırnak olsa gerek bir teğmenin kendisini arayıp, “Aramızda para topladık. Senin o SİHA’lardan bir tane almak istiyoruz” demesi üzerine aklında bir umut yeşeriveriyor da kaldığı yerden devam ediyor. Karadeniz’in uşağının inadı, cesareti, gözü pekliği azim ve imanla birleşirse böyle sonuç veriyor işte.
Düşünün Giresun uşağını… Her şehirli kendi şehrini savunurken Giresun’lu 42 ve 47. Alayları kurarak Karadeniz’den kalkıp, o sarp yolları geçerek, Afyon’a, Sakarya’ya vatan savunmasına gidiyorlar. Bu mertliğin ve imanın tezahürü değil midir?
Hatta Harşit Savunması dediğimiz o ikinci Çanakkale denilen, Harşit Vadisinden Rusları geri dönmeye mecbur eden irade neyin tezahürüdür?
Hayıflanmanın vaktidir: Yüz yıldır memleket sarhoş kafaların elinde mahvoldu. Kendileri ayyaş kafa ile zaten düşünemezken düşünenlere de mani oldular. Şimdi çok şükür ayık kafa ile yönetenlerin elindeyiz. Her alanda şaha kalktık. Özdemir Bayraktar adlı o inanmış ve akıncı yiğidin adı, Somali’de yapımı devam eden uzay aracına verilse yeridir. Onu az iltifat kesmez.
İyi ki bu ülkede yaşadın Özdemir Bey. Açtığın yoldan bahar içeri doluyor şimdi.
Bu ülke o kadar şey kaybetti ki bu ayyaşların devri iktidarında. Bugün ailecek çalışırsan ancak farkı kapatabiliyorsun. İşte iki örnek: Özdemir Bayraktar ve Tayyip Erdoğan ailesi… Tekmili birden.
“Kaz uçar da laz uçmaz mı” diyormuş Özdemir Bey. Şimdilerde hepsi de uçuyor şükürler olsun. Necmettin Erbakan Sinoplu idi yani Karadenizli. Tayyip Erdoğan Rizeli, Özdemir Bayraktar keza. Berat Albayrak da öyle ve dahi Selçuk Bayraktar… Nuri Demirağ da Divriği doğumlu. O da Karadenizli. Allah hepsine rahmet eylesin. Gurur duyarız.
Tekenin boynuzundan; inanan süt çıkarır, inanmayan da şarap… Vesselam.