Suriye’de terörle ve Amerika’yla devam

25 Şubat 2019 Pazartesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan iki ay önce Trump’la görüştüğünde Dışişleri Bakanı Pompeo ve Özel Güvenlik Danışmanı Bolton da telekonferans yaparak söylenenleri dinliyordu. Söylentilere göre Suriye’deki gelişmeleri bir de Erdoğan’dan dinleyen Trump, Pompeo ve Bolton’a “Bunlar doğru mu?” diye sorunca her ikisi de kıvırmaya zaman bulamıyor ve “Evet” diyorlar. Trump da sinirlenip askerleri çekme kararını açıklıyor. Çünkü Trump, Amerikan bürokrasisi tarafından kaale alınmadığını bir kez daha anlamıştı. 

Ne var ki müesses nizamın koruyucusu olan söz konusu bürokrasi Trump’a geri adım attırmak için çok uğraştı ve sonunda dediğini yaptırdı. Buna göre, Amerika Suriye’de 200 asker bulundurup kalanlarını geri çekecek. Ancak kararın üzerinden daha iki gün geçmeden rakamın 400 olduğunu yazan siteler oldu. Aslında rakamın 200 ya da 400 olmasının önemi yok. 50 asker olsa bile değişen bir şey olmayacak. Önemli olan Amerika’nın kalmaya karar vermesidir. Pentagon bu izni aldıktan sonra gayriresmi olarak binlerce asker bulunduracaktır. 

Amerikan askerlerinin Suriye’de bulunmasının Türkiye için az faydası ve çok zararı olacak. Fayda bağlamında, Suriye’de Esad-İran-Rusya üçlüsüyle baş başa kalacaktı ki yanlarına YPG de geçecekti. Esad, ABD askerlerinin çekilme haberini duyar duymaz güvenli bölgeyi kendisinin oluşturacağını söylüyordu. Rusya ortaya Adana Mutabakatını atarak Esad’ın talebini Türkiye’ye kabul ettirmeye çalışıyordu. Oysa Esad’ın sınırda olmasıyla YPG’nin olması arasında bir fark yok. Çünkü sınırın daha derinlerinde zaten birlikteler. Amerika’nın varlığı Esad ve yanlılarını dengeleyecektir. Rusya bunun farkında olmalı ki propaganda makinesi gibi çalışan medyası birdenbire Türkiye’ye karşı yalan makinesine dönüştü.

Fakat Amerika’nın varlığı Türkiye için de iyi olmayacak. Aslında PKK/YPG olmasaydı tam Türkiye’ye göre bir durum olacaktı ama bu haliyle terör örgütü korunmaya devam edilecek. Bilhassa Amerikan ordusu YPG’nin koruyuculuğundan vazgeçmiyor. Terör örgütüne meşruiyet kazandırmak için önce ismini değiştirdiler, sonra da Kürtlerle eşitlediler. Meşruiyet böyle kazanılır zaten. Önce dil ile kendinizi haklı gösterirsiniz. Bunu herkese kabul ettirdikten sonra da haklı (!) mücadelenizi verirsiniz. 

Şu anda Suriye’deki aynı örgüt Türkiye tarafından PKK olarak kabul edilirken (ki PKK’nın kendisi bile inkâr etmiyor) Amerika tarafından Kürtler olarak kabul ediliyor. Bu durumda Türkiye’nin de söylemini değiştirerek haklılığını canlı tutması gerekecek. Şunu söylemeli Türkiye; PKK eşittir Kürtler ise neden mesela Türkiye’de Kürtlerin çoğu PKK’ya karşıdır? Karşı çıkanlar Kürt değil mi? Ya da Kuzey Irak’takiler de Kürt değil mi? Bu durumda PKK onları da mı temsil etmiş oluyor?

Ayrıca Kürtlerin çoğu dinlerine sadık insanlardır. Oysa PKK ve YPG içinde bir tane dindar insan yok. Geçmişte Güneydoğuda Hüda-Par tabanı ve genel olarak dindar Kürtlerle savaş içindeydi. Kimse çıkıp da PKK dindar Kürtleri de temsil ediyor diyebilir mi? Bugün PKK ile anlaşamayan Kürt gruplarından biri bir şekilde bağımsız bir devlet kursa PKK ve yandaşları o devlete tabi olurlar mı? 2-3 yıl önce Barzani bağımsızlığını ilan etmeye hazırlandığında PKK’nın liderlerinden birisi “Barzani bağımsızlığını ilan ederse onunla savaşırız” demişti. Demek ki mesele Kürtler değil, PKK’da mücessem olmuş ırkçı, laik ve sosyalist bir ideolojidir. 

Bu arada; YPG’yi başka bir örgüt gibi pazarlayan Amerika’nın PKK’nın silah bırakması için herhangi bir çağrı ya da çalışmada bulunduğuna hiç şahit olmadık. IŞİD’i gelip yok eden Amerikalılar kendi terör listelerinde bulunan bir örgütü ortadan kaldırmak için hiçbir şey yapmadılar. Bu durumda ya PKK’nın terör örgütü olduğuna inanmıyorlar, ya da Türkiye’ye karşı kullanmak üzere varlığının devamını istiyorlar. Türkiye bu ikiyüzlülüğü de yüzlerine vurmalı. “Ama hangi yüzüne?” diye bir soru gelebilir. Doğrusu ben de bilmiyorum. Fakat şunu biliyorum ki terör örgütleri büyük devletler olmadan hayatta kalamazlar.

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • Yaşlı DoçentYaşlı Doçent3 ay önce
    Sayın Cumhurbaşkanımız;Malumunuz, Profesör olmak için Doçent olarak 5 yıl beklemek gerekmektedir. Oysa 25-30 yıl boyunca Üniversitelerimizde öğretim elemanı olarak çalışmış; 10 binlerce öğrenci mezun edip deneyim kazanmış Yaşlı Doçentler olarak, koskoca 5 yılı boşu boşuna tüketip biyolojik ve psikolojik olarak ezilme sürecine girmemek adına; yaşlılıkta beklenmesi bir ömür kadar uzun olan söz konusu bu 5 yıllık bekleme süresi belasından, EMEKLİLİK HAKKINI ELDE ETMİŞ Yaşlı Doçentleri kurtarmanızı saygılarımızla istirham ediyoruz.

Günün Özeti