Tam otuz yıl saatim işlemiş
Tam otuz yıl saatim işlemiş
Hüseyin Öztürk
Topkapı Sarayı “Zaman ve Sanat” müzesinin açılışından dün söz etmiştik. Bugün de müzede dolaşırken intibalarımı paylaşmak isterim.
İlk karşılaştığım saat, müzenin bahçesinde El-Cezerî’nin keşfi olan “Güneş Saati” oldu. İkincisi de saatler arasında Doğu’dan Batı’ya yolculuk ederken, Üstad Necip Fazıl’ın:
“Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum.
Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum” şiiri oldu.
Birbirinden ayrı zamanlarda ve birbirinden ayrı kişilerce yapılan saatlere bakıp; akrebi ve yelkovanı şöyle geriye çevirdiğimde, ömür saatimin işlediğini ama ebedi hayatın hakikatinden habersiz hâlâ uçurtma uçurduğumu itiraf etmeliyim.
Dünyada teknik ve tekonoljik buluşların hemen hepsi, Batılı mucitlere addedilir. Bu vaziyet, Müslüman âleminde garip bir aşağılık kompleksidir ve halen yıkılmış değildir.
Oysa insanlığa armağan edilen tüm buluşların ilk mucitleri, Müslüman âlimlere aittir. Hangi birini sayalım. Mesela bu vesile ile El-Cezerî’den başlayalım.
•
İslam’ın Altın Çağı döneminde çalışmalar yapan Ebu’l-iz El El-Cezerî (1136-1206) bilim adamı, mühendis ve sibernetik biliminin öncüsüdür.
Batı dünyasında Cazari (Gazari) olarak tanınan Cezerî’nin tam adı; İsmâil bin er-Rezzâz El-Cezerî’dir. 1136 yılında Cizre’de doğmuştur.
Cezerî, bilgisayarın temelini atan âlim, robotlar, saatler, su makineleri, şifreli kilitler, şifreli kasalar, termos, otomatik çocuk oyuncakları gibi makinelerin mucidi ve dünyanın ilk sibernetik bilginidir.
Bazı literatürlerde M.Ö. 300 yıllarında Yunan matematikçi Archytas tarafından buharla çalışan bir güvercin yapılmış olduğu belirtilse de, sibernetik ile ilgili bilinen en eski yazılı kayıt Cezerî’ye aittir.
Sibernetik, canlılarda ve makinelerde kontrol, iletişim ve işleyişi inceleyen bir bilim dalıdır. Cezerî sibernetiğin ilkelerini bilim dünyasına sunan ilk kişidir. (Arş. Gör. Ceyda Duyar)
•
Evet, “Topkapı Sarayı Zaman ve Sanat Müzesi”, tarihsel bütünlüğü, sanatsal ustalığı ve diplomatik bağlamı, aynı zamanda tarihe ve mirasa sahip çıkmanın da önemli belgesidir.
Türk ustalar tarafından üretilen ve günümüze ulaşabilen en erken örnekler ise 1650’li yıllara tarihlenen, “Şahin” ve “Bulugat” imzalı saatlerdir.
Türk saatlerinde kadranların üzerine çoğunlukla, ayet ve hadisler, kelâm-ı kibarlar veya zaman ve saat temalı şiirler gibi edebî ve dinî metinler hakkedilmiştir.
Türk saatlerinde 18. yüzyılın ilk yarısından itibaren ahşap kasalı masa ve seyahat saatleri yaygınlaşmaya başlamıştır.
Örneğin ahşap kasalar, Edirnekârî adı verilen saatin üzerinde “Saatçi Edirneli İbrahim” yazılıdır.
Kadranın dört köşesinde ise “Accelû bi’s-salâti kable’l-fevt” “Vakit geçmeden namazı kılın” yazılıdır.
İki santimetrelik küçük cep saatlerinden, dört metreyi aşan anıtsal boyutlardaki saatlere kadar uzanan geniş çeşitliliğiyle koleksiyon, Topkapı Sarayı’nı, dünya üzerindeki en nitelikli saat müzelerinin öncülerindendir.
•
Ezcümle:
“Denenmemiş bilgi, doğru ile yanlış arasında asılı kalır.” (El-Cezerî)