Kul Ahmet’in Ceketi ve Şaşkınbakkal
Kul Ahmet’in Ceketi ve Şaşkınbakkal
HÜSEYİN ÖZTÜRK
Bizim örf, adet, gelenek ve sosyal tarihimizde ceket önemlidir. Ceketin cepleri boş bile olsa maddi-manevi sermayedir.
“Ceketimi satar okuturum” sözü kadar heyecan, güç ve güven veren söz azdır. Bu sebeple ceket; örtüdür, güvendir ve geleceğe teminat emtiasıdır.
Rahmetli Barış Manço’nun, “Ahmet Bey’in Ceketi” isimli bir şarkısı vardır. Şarkıdır deyip geçmemeli. Çok önemli hayat dersidir. Hatta öğüttür, nasihattir, ikazdır.
Söz buraya gelmişken, şarkıdan bazı mısraları hatırlayalım ve üzerinde düşünelim.
Mahalleye dert oldu Kul Ahmet’in ceketi
Kul Ahmet erken kalkar, haydi ya nasip derdi
Kimseler anlamazdı, ya nasip ne demekti
Herkes gömlek giyerken, Ahmet ceket giyerdi
Konu komşuya dert oldu Kul Ahmet’in ceketi
•
Bir gün bir yoksul öldü, üzüldü mahalleli
Ama bir kefen parası bulamadı mahalleli
Kul Ahmet dedi yalan dünya, çıkardı ceketini
Örttü garibin üstüne, kaldırdı cenazeyi
•
Sonunda herkes anladı ya nasip ya kısmeti
İbreti âlem oldu Ahmet Bey’in ceketi
Meğerse tüm keramet ceketteymiş be Ahmet
Barış’a sorar isen sen bu yolda devam et.
Kul Ahmet 1932 yılında sadece birkaç yazlığın bulunduğu o senelerin sayfiyesi Bağdat Caddesi’nde kiraladığı bahçe içinde sebze-meyve satışı yapar.
Yalnız dükkânının önünden çok az insan geçmektedir. Görenler bu hale şaşırır ve “Buraya bakkaliye, manav mı açılır kim alış-veriş edecek” diye “şaşkın” ismini verirler.
Aynı senelerde şehirde telefon kıtlığı da vardır ve Kul Ahmet, dükkânına bir de telefon alıp vatandaşın hizmetine sununca, “telefonlu bakkal” denilir.
Barış Manço’nun şarkısındaki “Kul Ahmet”, yardımseverliği ve dürüstlüğüyle, Anadolu Yakası’nın meşhur mahallesi “Şaşkınbakkal’ın” isim babası olur.
Barış Manço Kul Ahmet’i tanımış mıdır diye akla bir soru gelebilir?
Denilir ki, Barış Manço, Moda’ya yerleşmeden önce Şaşkınbakkal’da otururmuş. Soyadı “Koşar” olan Kul Ahmet, çevresinde sevilen ve sayılan bir esnaf olması hasebiyle müzik yoluyla tarihe not düşmüş.
•
Ezcümle:
Kul Ahmet 1969, Barış Manço ise 1 Şubat 1999 yılında vefat etti. İkisine de Allah’tan rahmet dileyelim. İnsan doğmak kolay, insan kalmak zordur. Her ikisi de mesleklerinde insan kalmayı başarmışlardır.
Bu dünyada ceketten başka kimin ne sermayesi var ki, o bile kişiye kalmıyor. Bir başka faninin üzerine örtülüyor.
Demek ki, insana doğunca nasıl kundağa sarılıyorsa, ölünce de kefen kundağına sarılıyor ve böylece toprak örtüsünün altına, “kul unvanıyla” bırakılıyor.
İster varlıklı ister yoksul, kim olursa olsun, kişinin ömrü hitama erince, er yahut “hatun” kişiler yanında çorabının tekini bile götüremiyor.
İnananlar için götürebileceğimiz tek şey, hesabı verilmek üzere mahşerde sağımızdan yahut solumuzdan elimize verilecek kitapta yazılanlardır.