• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk
TÜM YAZILARI

Düzce’de imece ve Ahilik

01 Ağustos 2025
A


Hüseyin Öztürk İletişim: [email protected]

Düzce’de imece ve Ahilik

HÜSEYİN ÖZTÜRK

Bizim medeniyetimizde kardeş olmanın, milli birliği sağlamanın, yardımlaşma ve dayanışmanın önemli köşe taşlarından birisi “imece usulüdür”.

İmece sadece birbirimize yardım maksatlı değildir. Gönüllerin buluşması, dargınlıkların giderilmesi, az olana çoktan verilmesi, güçsüze güç katılması, kısacası “kardeş” olmaktır.

Bu hususta tarihten bir örneği paylaşmak istiyorum.

Kafkasya’dan 1863 yılında ilmiye sınıfına mensup olan ve Düzce’ye göç eden Hacı Hasan Efendi’nin oğlu M. Zâhid Kevseri, Çalıcuma köyünde doğar.

İlköğrenimini babasından alır, Rüşdiye tahsilini Düzce’de tamamlar ve medrese eğitimine İstanbul’da devam ederek, “Ders-i âm (Prof.) sıfatıyla, Fatih Câmii’nde dersler verir.

Bir müddet sonra Kahire’ye gider orada da ilmi çalışmalar yaptıktan sonra Mısır Devlet Arşivinde (Dâru’l-Mahfûzâti’l-Mısriyye) mütercim olarak görev yapar.

Muhammed Zahid Kevseri Hz.leri, İslam âleminde, “İslami İlimler Hafızı” olarak bilinir, nice âlimler yetiştirir ve pek çok fıkhi eseri mevcuttur. Geniş bilgi, İslam Ansiklopedisinde var. Mutlaka okunmalıdır.

*

İşte M. Zahid Kevseri Hz.lerinin anlatıldığı ve İlhan Akın’ın kaleme aldığı, “Sılada Gurbet Zahit Kevseri” isimli kitaptan, imece usulüne dair şu örneği paylaşmak istiyorum.

“…Düzce deyip geçmemek lazımdı… Şehrin sınırları dâhilinde herhangi birinin başına bir sıkıntı, ya da felaket geldiğinde hiç vakit geçirmeden, Hz. Ömer adaletine sarılırlar:

‘Kimdir? Kimin nesidir?’ diye sorup soruşturmadan, sırf Allah rızası için bir araya gelip yapılması gereken ne ise derhal yerine getirirlerdi.

Şehrin en ücra köşesinde bile olsa, garip gurabanın, dara düşenin yardımına koşulur, eşraf tarafından hayır duası alınırdı.

Sonra da fakire, düşküne iş görmüşlüğün gönül huzuruyla, bir gün Bulgar göçmeni Kudret Efendi’nin çayhanesinde bir araya gelinip mis gibi çayından yudumlanır; öbür gün Arnavutların Arnavut böreği, yanına da Arnavut köftesi lokmalanırdı…

Bir gün Tatarların şıl böreği, göbete ve mantısının icabına bakılır; öbür gün Boşnakların boşnak tatlısını, Manavların gözleme ve keşkeğini iç ederler; öbür gün de, Abhazların mamursasını üflerlerdi…

Hiç ihmal etmeden öbür gün de Mohti Lazların karalahanasına mısır ekmeği bandırırlar, kemençesiyle neşelenip coşarlardı.

Bir gün Gürcülerin lepsisini, Çerkezlerin çerkez tavuğu ve halujunu silip süpürürler, öbür gün de Kürtlerin kürt pilavını kaşıklarlar; Hemşinlilerin aburuyla, havgitiyle lezzetlenirlerdi.

Şehrin dere kenarını mesken tutan Romanları da unutmazlar, Bulgar usulü sarımsaklı patateslerini tadıp düğünlerine gider bayramlarına alırlardı.

Bazen de Ermeni komşularının üzüm sarmasının üzerine, tadı buruk gül şerbetini içerler; az biraz da Rum komşularının un helvalarının tadına bakarlar; ayrıyı, gayriyi; seni, beni bilmeden, huzur içinde yaşayıp giderlerdi”.

*

Ezcümle:

Evet, bu örnek elbet sadece Düzce’de değil, bütün bir Anadolu’da esasında böyle nice gönül sofraları kurulur. Mesele bu hasletimizi yaşatmaktır.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23