Dımaşk, Şam-ı Şerif, Şam, Biladü’ş-Şam ve Damascus, Damas
Dımaşk, Şam-ı Şerif, Şam, Biladü’ş-Şam ve Damascus, Damas
HÜSEYİN ÖZTÜRK
Geçtiğimiz hafta, Ticaret Bakanımız Prof. Dr. Ömer Bolat ve Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mustafa Gültepe’nin katıldığı Suriye seyahatindeydik.
TİM organizasyonuyla gerçekleştirilen Şam ve Halep’teki ticari görüşmelerin ve anlaşmaların yanı sıra, bu yıl 63. düzenlenen “Uluslararası Şam Fuarının” açılışı yapıldı.
Sözü şimdilik burada bırakıp, seyahat öncesine dönmek isterim. Mesela yazının başlığındaki “Şam” ismi en çok zikredilen bir isimdir.
Karacaoğlan, “Turnam Yâre Selam Saldım Gel” isimli şiirinde, Şam’dan söz eder. Karacaoğlan 17.yüzyılda; Adana, Mersin, Antep, Hatay bölgesinde yaşamış ve Suriye’nin Osmanlı Devleti sınırları içerisinde olması hasebiyle, Şam’a da gitmiştir.
Ülkemize ve tarihimize güneş kadar uzak olan, “bilmediklerini de bilmeyip”; “Şam, Halep, Humus, Hama Suriye neyimize” diyenlere, bu hatırlatma, insanlık görevi olsun.
Bitti m’ola, Şam ilinin hurması
(Yetti mi ola Şam elinin hurması)
Gitti m’ola ala gözün sürmesi
Hama’nın, Humus’un telli turnası
Turna, yârin selam saldı, gel diye
(Turnam Yâre Selam saldım gel diye) Karacaoğlan.
İnsanın yeryüzünde görülmesiyle başlayan hayatın coğrafyası Suriye’dir. Bu nedenle tarihi boyunca çeşitli isimlerle anılmıştır.
Lakin günümüzde Batı emperyalizminin kendi dilleri dışındaki tüm dillere karşı açtıkları savaş neticesinde, sömürgeleştirdikleri ülkelere ve şehirlere belirledikleri isimleri vermişlerdir. Bize de “Osmanlı İmparatorluğu” dedikleri gibi!
Suriye’de aynı akıbete uğramış ve uluslararası isimler arasında; Biladü’-Şam, Şam, Şam-ı Şerif ve Dımaşk isimleri yoktur. Oysa ilk ismi Dımaşk’tır.
………………
Suriye’nin Devleti Aliye sınırlarına dâhil oluş tarihi, Yavuz Sultan Selim’in Mercidabık (24 Ağustos 1516) Savaşı sonrasıdır.
Suriye, 402 yıl Osmanlı Devleti tarafından yönetilmiştir. 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesinin imzalanmasıyla, Osmanlı Devleti’nden kopartılmıştır.
Çanakkale’yi geçemeyen İtilaf Devletleri, Osmanlı coğrafyasını parçalayarak, Devlet-i Aliye’nin İslam memleketleri üzerindeki hâkimiyetini, içimizdeki yandaşlarıyla birlikte sonlandırmışlardır. “Suriye bizim neyimiz” diyenler, o neslin devamıdırlar.
Yazının başlığındaki; Dımaşk, Şam-ı Şerif, Şam, Biladü’ş-Şam dışındaki Damascus, Damas isimleri, tahmin edileceği gibi İngilizlerin verdiği addır. Diğer isimler anılmaz.
Oysa diğer adlar; insanlık tarihinin başladığı coğrafya olması sebebiyle, ilk insanla emsaldir ve asırlarca bu isimlerle pekişmiştir.
Siz böyle bir tarihin sahibi olun, böyle bir tarihiniz olsun, 640’lardan itibaren bugünlere asırlarca İslam ülkesi olun ama isminizi sömürgeci emperyalist ülkeler belirlesin.
……………..
Ezcümle:
Yavuz’un fethinden sonra daha çok Şam ismi zikredilmiştir. 402 yıldır; ekonomik sosyal, siyasal ve kültürel tarihimizdeki ismi Şam’dır. Peki, yazıya niye isimle başladım?
İstanbul Havaalanından kalkarken pilotumuzun; “Damascus” için hazırlıklarımızı tamamlanmak üzereyiz” mealindeki anonsuna takıldım.
Savunma hazır! “Uluslararası bir isim”. Peki, bu ismin yanında “Şam” zikredilemez mi? Tarihe mal olmuş isimler, bir ülkenin ve milletin kimlikliğinin belgesidir.