Bir ahiretliğimiz var mı?
Dinle sana bir nasihat edeyim
Hatırdan gönülden geçici olma
Yiğidin başına bir iş gelince
Onu yad ellere açıcı olma!
Karacaoğlan.
¥
Anadolu irfanının önemli değer yargılarından birisi de er ve hatun kişilerin bir “ahiretliğinin” olmasıdır ve “ahiretlik” kavramı genelde kadınlar arasında yaygındır.
Oysa sadece kadınlarımıza mahsus değil, esasında erkekler için de geçerlidir. Hatta önemli ihtiyaçlardandır insanın “ahiretliğinin” olması.
Ahiretlik kavramının günümüzde anlaşılan kısmını; memleketine, milletine, yerli-milli değer yargılarına sahip olanlarımız şöyle izah ederler.
“Ahiretlik; samimi arkadaşlık, dostluk, kardeşlik, birbirlerine karşı asla üstünlük taslamayan, sırlarını ifşa etmeyen velhasıl iki yerine bir olabilmektir”.
Bu tarifle birlikte esas anlamını genel cerrah Ufuk Özaydın dostumuz şöyle açıklıyor.
-“Ahiretlik öyle kolay kolay olunabilen ve kabul edilen bir dostluk-kardeşlik değildir. Bedeli ağırdır. Ahiretlik dünyalıktan öte başka bir şeydir ve ahiret merkezlidir.
Ahiretliğin temelinde dostların birbirlerini ikaz etmek, nasihat etmek, bir nevi arkadaşına bekçilik etmek, doğrusuna, eğrisine karışmak ve asla, kat’a dünyalık bir menfaat ummamak, sırat-ı müstakim üzere yaşamak için birlikte çaba sarf etmektir”.
¥
Anadolu irfanındaki ahiretliğin doğru tarifi budur. İnsanız, şaşarız, beşeriz, dünyalığımızla ahiretliğimizi birbirine karıştırırız, hatta çoğu vakit, “Nasıl olsa affedilir” diye bile bile kendimizi aldatırız. İşte bu noktada bir uyarıcı devreye girmelidir.
Yazının başlığındaki sorunun cevabına uygun ahiretliğimiz varsa ne mutlu! Yoksa arayıp bulmalı ve tek menfaat noktamız, hesap gününe hazırlıklı yaşamak olmalıdır.
Ahiretlikler arasında yine asla gururdan, kibirden bir emare görülmemeli ve Allah’ın önünde eğilmenin dışında insanların önünde kesinlikle eğilmemelidir.
Eğildiğimizde denge bozulur ve araya dünya girer. Bakalım buna Karacaoğlan ne der:
El ariftir yoklar senin bendini
Dağıtırlar tuzağını fendini
Alçaklarda otur gözet kendini
Katı yükseklerden uçucu olma!
¥
Doğumumuzdan ölümümüze kadar günlerimizi şahitlerimizle yaşarız ve hayatımızı, bizler gibi geçici olan şahitlere göre denklendirmeye gayret ederiz.
Oysa esas şahidimiz bizi topraktan yaratıp, tekrar toprağa dâhil edecek olan Yüce Allah değil midir? O’nun şahitliğine inanıp umursamamak ahiretimizi tehlikeye sokmaz mı?
Bu yüzden ahiretliğimiz önce kalbimiz olmalı, sonra bu kalbe ihanet etmeyen dostlar bulmalı ama bu dostlar, bizi ahiret azığımızla kandırıp, Allah’a ve Peygamber’e götürmek yerine, kendine bağlayıp esir etmemeli. Arifler anlar ne demek istediğimi. Geçelim.
Hepimiz insanız, şu ihtiyar dünyanın yüzünü gördük ama bir daha görmemek üzere ebedi âleme duçar olacağız. Ne ettiysek defterimizde yazılanlarla birlikte yalnız göçeceğiz.
Sözü daha fazla uzatmamalı ve Karacaoğlan’a bırakmalı.
Karacaoğlan söyler sözün başarır
Aşkın deryasını boydan aşırır
Seni bir mecliste hacil düşürür
Kötülerle konup göçücü olma!