Anadolu’nun Yağız Şair ve Mütefekkiri
“Ben Milletim uğruna adamışım kendimi
Bir doğrunun imanı, bin eğriyi düzeltir
Zulüm Azrail olsa hep Hakkı tutacağım
Mukaddes davalarda ölüm bile güzeldir”.
Abdurrahim Karakoç
•
Rabbim rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. Abdurrahim ağabey vefat edeli 10 yıl oldu. (D/Kahramanmaraş-Ekinözü-1932/Ö/Ankara/7/Haziran-2012)
Öğrencilik yıllarımız, “Hak Yol İslam Yazacağız” şiiriyle geçti. “Gün gelse de Anadolu’nun bu yağız şair ve mütefekkirini tanısak” diye hep içimizde tuttuk.
Günü, saati geldi. Yıllar sonra henüz bizim gazetede yazmaya başlamadan önce tanıştık. Yine vakti geldi bizde yazması için Mustafa Karahasanoğlu ağabeyle, Ankara’da ziyaret edip yazmasını teklif ettiğimizde:
- “Davası olmayanın sevdası olmaz imiş, öyle kutlu bir davamız var ki, ardından gitmesek, sahip çıkmazsak, ahirete ne yüzle çıkarız” dedi ve başladı.
Abdurrahim ağabey; amentüsünü bilen ve inanan milletimizin insafı, vicdanı, samimiyeti, muhabbeti ve yeri geldiğinde öfkesi olarak; şair ve mütefekkir sıfatıyla ne dilini ne kalemini asla ardına saklamamış, vicdanının ve vicdanların sesi yapmıştır.
Abdurrahim ağabey, milletimizin hor sayıldığı, yok sayıldığı, kendi kurduğu devletinden uzaklaştırıldığı CHP’nin zulüm yıllarında dünyaya gelmiş ve yokluğun, yoksulluğun zirvesini görmüş bir şair ve münevverimizdir.
Şiirin ve sözün her vadisinde kalemini hak ve hukuk üzerine sürdüren Abdurrahim ağabey, yeri doldurulmaz hakka inanan halkın sesi, soluğu olmuştur.
Sistemden nemalanan veya yamanan nice şair ve edipler, cüzdanlarına ve konforlarına esareti yaşarken, Abdurrahim ağabey devletin üzerine çöreklenen ve halka zulmeden zihniyetle mücadelesine hiç ara vermemiştir.
Abdurrahim Karakoç olmasaydı bir devrin karanlıkta kalan tarihi aydınlatılamazdı. Sözde aydınların sustuğu ama münevver olmanın şerefiyle yaşayan Abdurrahim ağabey, vicdanıyla dilini birbirinden hiç ayırmadan, sözünü esirgemeden inandığını söylemişti.
•
Yeri gelmişken o devri kendi ifadelerinden okuyalım:
“Sağ olsunlar, iktidarların ve muhalefetin irikıyım politikacıları, ihtilal cuntacıları, ‘bilimsel’ cüppeliler, entelektüel züppeler, millî soyguncular, sosyete parazitleri, sermaye sülükleri, zulüm-işkence makineleri, adalet katleden hukukçular, dalkavuklar, üçkâğıtçılar vs. hep bana yardımcı oldular.
Şiir malzememi veren onlar, öfkemi bileyen onlar oldular. Yardımlarını inkâr etmiyorum, fakat teşekkür de etmiyorum. Dinsizlerin değil, din düşmanlarının, yani İslâm düşmanlarının da az yardımı olmadı.
Bir bakıma dinî duygularımın kuvvetlenmesine vesile oldular. En uygun zamanda yaşadığıma inanıyorum. Yardımcılarım(!) var oldukları sürece yazmaya devam edeceğim. Allah (cc) kısmet ederse”…
•
Ezcümle:
Hayatı boyunca hiç kimseden bir kurşun kalem dahi beklentisi olmayan, hiçbir makamdan, mevkiden, rütbeden iltimas beklemeyen bir ömür yaşadı.
Siyasete girdiğinde yakın çevresi şaşırmıştı. “Nasıl tahammül edecek siyasete” diye. Sonra ayrıldı ve ayrılma sebebini şöyle izah etmişti:
“Allah rızası için girmiştim, Allah rızası için ayrıldım”.